Gül gülebilirsen!

Ah! Abdullah Gül ve İsrail Dışişleri Bakanı Şalom bir araya geldiler.
Dikkat. Tam da Harrazi’den hemen sonra İsrail Dışişleri Bakanı Ankara’da. Oysa Gül’ün Suriye ve İran’a gitmesi bekleniyordu. Ansızın Suriye gezisi iptal edildi.
Dost, komşu ve kardeş İsrail hükümeti ile ilişkilerimizi geliştirmek ve iki ülkenin uyum içinde çalıştıklarını, karşılıklı güven, saygı ve işbirliği ruhunu canlı tutmak için bu görüşmeler tezgahlanmış gözüküyor.
İki ülke arasında hiçbir sorun yok.. Yaşasın Türk-İsrail işbirliği!
Bölgenin iki demokratik ülkesi, ikili ilişkileri ve bölge barışını görüşmüşler.
Ticaret, ortak yatırım, turizm, iş dünyasının sorunları ve daha birçok konu yanında (Savunma ve İsrail askerlerinin Türkiye’de eğitim yapması, GAP gibi) Manavgat suyu meselesini de görüşmüşler. İki ülke arasındaki ticaret 1.5 milyar doları bulmuş..
Türk halkı İsrail mallarını boykot etse de hükümetimiz, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri geliştirme kararlılığında. Gül, savaşın bir an önce bitmesi, işgalin sona ermesini, Irak’ın toprak bütünlüğünün önemine vurgu yapsa da İsrailli Bakan, özellikle Suriye konusunda Bush’un açıklamalarına destek veriyor ve İsrail’i tehdit eden ülkelerin bölge barışı için de tehdit oluşturduğunun altını çiziyor..
Gül basın toplantısında gülmüyordu, hatta sıkıntılı idi. Bağımsız bir Filistin’den söz etmek isterken “Bağımsız İsrail” diyerek sürç-ü lisan etti.. Filistin konusunda İsrail’in tavrı çok açık, yeni Filistin’in yeni başbakan adayından İsrail karşıtı eylemleri durdurması, eğitim ve medyayı kontrol altına almasını istiyor..
İsrail Dışişleri Bakanı’na göre Irak’ta demokrasi çok yakında gerçek olacak.. Türkiye ile İsrail hükümetleri aynı ortak değerleri paylaşıyor ve aynı sorunları yaşıyorlar aynı çözüm önerilerinde anlaşıyorlar. Daha iyi bir bölge için de ortak çalışacaklar..
Gül’ün Filistin topraklarında yeni yerleşim bölgeleri açılmasının durdurulması, savaşın yayılmaması temennileri sadece bir söz olarak söylenmiş oldu. Sadece muhatabı belli olmayan bir temenni olarak kayda geçti. Türkiye’nin isteği, kararlılığı, iradesi yoktu ortada..
Ankara’dakiler şunu bilmeliler ki, İsrail’in ve ABD’nin himmetinde, himayesinde ve kılavuzluğunda bir bölge barışı ham bir hayaldir.. Kendi projesi, programı olmayan hükümetlerin temennileri fazla bir anlam taşımaz.
İsrail’le ve ABD ile ilişkiler konusunda tavrınızı netleştirmeden, üzerinizdeki kuşkulardan kurtulamaz ve kimseye güven veremezsiniz.
Hepsinden önce sizin bir planınızın olması ve o planı hayata geçirmek için de bir yol haritanızın olması gerek.
Eğer bu işleri böyle sürdürmeye kalkarsanız, önümüzdeki günlerde çok daha kötü emrivakilerle karşı karşıya kalabilirsiniz. Siz onlardan olmadan onlar sizden razı olmayacak.. Bunu bilin!
Unutmayın test ediliyorsunuz. Tabii bu arada “hayır” demenin de bir bedeli var.. Onu da biliyoruz. Ama bu bedeli bu göreve gelirken ön görmeniz gerekiyordu..
Eğer böyle devam ederseniz, halkın size açtığı büyük krediyi çok kısa sürede kaybederseniz.. Ankara bölge barışı için aktif barış diplomasisi uygulaması gerek.. Duracak olursanız, kısa süre sonra ABD-İsrail eksenine oturturlar sizi..
Bu konuda tehdidlere, şantajlara, iftiralara hazır olmalısınız.
Halkın güvenine ihanet etmeyin.. Gerçekleri söyleyin. Dürüst ve cesur olun.. “Bize güvenin” demeyin sakın! Hatta siz bile kendinize çok da fazla güvenmeyin. Kendinizi kandırmayın. Kaybedecek bir zamanımız yok bizim. Zor zamanda, zor bir görev söz konusu.. Aklınızın ve vicdanınızın sesini dinleyin. Hani şiirlerdeki gibi “Allah’a dayanın, sa’ye sarılın, hikmete ram olun” Ve Fatiha’nın anlamı üzerine düşünün.. Bizi ve kendinizi Süfya’nın ordusuna 23 sentlik asker yapmayın..
Gül, şimdi parmaklarını saysın bakalım. Elini koklasın, kan kokuyor mu?! Tekbir getirirken, gerçekten avucunun içini Allah’a gösterirken içi sızlamayacak mı? Selâm ve dua ile.

 

Abdurrahman Dilipak 16 Nisan 2003 Vakit