"Geriyorlar, çünkü gericiler!"

-Lütfü Bey, “Onbaşı olamayacakların general olduğu bir ülke “ eleştirisi üzerine gazetemiz aleyhine açılan davanın 900 milyarlık cezayla sonuçlanmasına ne diyorsunuz?

-Lütfü Bey, “Onbaşı olamayacakların general olduğu bir ülke “ eleştirisi üzerine gazetemiz aleyhine açılan davanın 900 milyarlık cezayla sonuçlanmasına ne diyorsunuz?

-Şimdi iki ülke yöneticisini kastederek “Apartman yöneticisi olamayacakların ülke yöneticisi olduğu bir ülke” desek, bu bütün ülke yöneticilerini kapsar mı, bir düşünün! Şimdi iki inşaat müteahhidini kastederek “İnşaat işçisi olamayacakların inşaat müteahhidi olduğu bir ülke” desek, bu bütün inşaat müteahhidlerini kapsar mı, bir düşünün! Şimdi iki otobüs şoförünü kastederek “Otobüs muavini olamayacakların otobüs şoförü olduğu bir ülke” desek, bu bütün otobüs şoförlerini kapsar mı, bir düşünün! Şimdi iki ustayı kastederek “Çırak olamayacakların usta olduğu bir ülke” desek, bu bütün ustaları kapsar mı, bir düşünün!

-Anlıyorum üstadım; şimdi sizinle ülkemizde sık sık gerilen ortam üzerine konuşalım istiyorum. Son olarak YÖK Yasası nedeniyle ortam bir hayli gerildi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

-Ortamı geriyorlar, çünkü gericiler! Gerçek gericilerin kim olduğu da belli oldu artık. Biz gericilere bakıp lahavle çekerken, onlar da günde beş vakit “gericiyim, gericisin, gerici, gericiyiz, gericisiniz, gericiler” şeklinde fiil çekimi yapmaktalar! Bu ülke gericilerden çok çekti. Bugüne kadar hep milletin gerisine geçti bu gerici düzen! Milleti haşat etti bu gerici düzen! Bugüne kadar hep milletin gerisine geçti bu adi düzen! Milleti delik deşik etti bu adi düzen! Medyasıyla, sermayesiyle, bürokrasisiyle bunların hepsi adi düzen! Bunların hepsi gerici! Bu adi düzeni mahafaza etmek isteyenler gerici! Sanki Türkiye yüksek gerilim hattı üzerine kurulmuş bir ülke. Uzmanlar yüksek gerilim hattı yakınlarında ev yapmayın, insan sağlığına zararlı diyorlar. Oysa biz bırakın yüksek gerilim hattının yakınını, yüksek gerilim hattının tam üzerine ülke kurmuşuz. Onun için de bir türlü gerilimden kurtulamıyoruz. Onun için de ülke olarak bir türlü sağlığımıza kavuşamıyoruz. Ülkemiz adeta gerici üretme çiftliği! Devletimiz adeta gerilimci üretme çiftliği! Yüksek gerilim hattı üzerine kurulmuş bir ülke sağlıklı olur mu? Ha bire gerilen bir ülke sağlıklı olur mu? Güya ülke yasama, yürütme, yargı diye kuvvetler ayrılığı ilkesiyle yönetiliyor. Ama bir bakıyorsunuz bazıları, “En büyük kuvvet silahlı kuvvet” diye karşınıza çıkıyor! Zaten medyatik kuvvetler kendilerini dördüncü kuvvet olarak değil, silahlı kuvvetlerden sonraki kuvvet olarak görüyor. Herkes “En büyük kuvvet bizim kuvvet” derse gerilim nasıl bitecek? Elbette yüksek gerilim hattı gerildikçe gerilecek. Böyle bir ülkede ömür biter, gerilim bitmez!

KAPIDAKİ KRİZ

-Devlet İstatistik Enstitüsü’nün rakamları, dış ticaret açığının geçen yıla göre bu yıl yüzde 80.1 arttığını gösteriyor. Kimi ekonomi profesörleri; “Türkiye yeni bir ekonomik krize gebe” diyor. Bu konudaki düşünceniz ne?

-Diyorum ki, kerizi bol olan ülkenin krizi de bol olur! Kâğıt üzerinde gösterilen ekonomideki iyileşmelere bakıp Türkiye’de krizlerin bittiğine inanmak, kusura bakmayın ama, tam bir kerizlik! “Enflasyon canavarı öldü, krizler de öldü” demek, tam bir kerizlik! Şimdi uzun uzadıya ekonomi dersi verdirmeyin bana. Ama hiç değilse millet şunu iyice öğrenmeli. Ekonominizi siz yönetmiyorsunuz ki, krizlerin bitip bitmeyeceğine siz karar verebilesiniz! Türkiye ekonomik bakımdan müzmin hasta bir ülke. Peki bu hastanın tedavi şeklini kim belirliyor; ABD... Peki bu hastaya reçeteyi kim yazıyor; IMF... Peki bunların tedavi şekliyle, bunların verdiği reçeteyle dünyada iyileşen bir tek ülke var mı; yok. İşte bunu bile bile ABD ile IMF’nin ekonominizi iyileştireceklerini sanmak tam bir kerizlik. Onların tedavi şekliyle ne iyileşirsiniz, ne ölürsünüz; habire sürünürsünüz. Zaten onların istediği de bu. Sürünerek yaşamak için de olsa sürekli onlara bağımlı olacaksınız. Habire onlardan borç alacaksınız, habire onlara faiz ödeyeceksiniz. Şimdi diyebilirsiniz ki, Bülent Ecevit hükümeti gittikten, Tayyip Erdoğan hükümeti geldikten sonra ekonomide görülen iyimserlik de neyin nesiydi? Bir kere Ecevit hükümeti sağlıksız bir hükümetti. Başta Ecevit’in kendisi sağlıksızdı. Dünya görüşleri birbirine zıt üç partinin koalisyonundan oluştuğu için de Ecevit hükümeti sağlıksızdı. Tayyip Erdoğan hükümeti ise Anayasa’yı bile değiştirebilecek çoğunlukta tek parti hükümeti olduğu için görüntüde sağlıklıydı. İşte bu görüntüdeki sağlıklılıktı ekonomideki iyimserliğin nedeni. Anayasa’yı değiştirebilecek çoğunluğa sahip başka bir parti de hükümet kursa, görüntüde sağlıklı olacaktı. Dikkat edin, görüntüde sağlıklı diyorum. Hükümet değişti, ama IMF’nin Türkiye’de uyguladığı ekonomik program hiç değişmedi. Hükümet görüntüde sağlıklıydı, ama IMF’nin ekonomimize yazdığı reçete ve tedavi şekli sağlıksızdı. Sağlıksız reçete, sağlıksız tedavi şekli uygulandıkça ekonomi sağlığına kavuşur mu? Elbette ekonominiz her an krize girebilir. Daha doğru bir deyişle, ekonominizi her an krize sokabilirler. Ve her an “Selâm Türkiyeli, ben yeni krizinim” diyerek yeni bir ekonomik kriz kapımızı çalabilir!

GÜNDEMDEKİ DARBE

-Darbe söylentileri yine gündemde, darbe teşvikçileri yine sahnede. Sizce darbe teşvikçileri amaçlarına ulaşabilirler mi?

-Darbe söylentileri gündemde, darbe teşvikçileri sahnede ama, darbecileri caydırmak da halkın elinde! Halkın “giden ağam, gelen paşam” demeyeceğini bilse, kimse kolay kolay darbe yapar mı? Tanklarının karşısına milyonlarca insanın dikileceğini bilse, kimse kolay kolay darbeye cesaret edebilir mi? Geçen hafta anlattığım anımı tekrar anlatmakta yarar var. 12 Eylül darbesi sonrasında devrik başbakan Süleyman Demirel’den aldığım davet üzerine evine gittim. Güniz Sokak’taki evinde başbaşa konuşuyoruz. Bir ara Süleyman Demirel’e, “Sizin ve Bülent Ecevit’in partisinin askeri darbeden önce aldığı toplam oy oranı neredeyse yüzde 90’a yakındı. Peki darbenin ardından darbeciler sizi ve Ecevit’i bir duvarın dibinde kurşuna dizseydiler, bunu da televizyondan bütün millete izletseydiler, milletin tepkisi ne olurdu?” dedim. Süleyman Demirel acı acı gülümseyerek yüzüme baktı ve “Rahmetli Adnan Menderes asıldığında ne olduysa o olurdu; yani millet hiçbir tepki göstermezdi” dedi. Nitekim tepki göstermeyi bırakın, darbe öncesinde Demirel ile Ecevit’in partilerine toplam yüzde 90’a yakın oy veren halk, darbecilerin yaptığı anayasaya da yüzde 92 oranında oy verdi. Halkımızın çoğunluğu 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerine tepki göstermedi, destek verdi. Unutmayalım ki, Türkiye dünyada darbecileri yargılamayan, hapse atmayan tek ülke. Aksine Türkiye 27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de darbeci paşaların cumhurbaşkanı yapıldığı bir ülke. Böyle bir ülke darbelere gebe olmaz mı? Ama eğer millet, “giden ağam, gelen paşam” demekten vazgeçer ise, darbeye niyetlenenler de darbe yapmaktan vazgeçer!

23.05.2004 Vakit