Fransız laisizmi mi, İngiliz liberalizmi mi?

Birtakım adamların ne dediklerini doğru anlamak için olaya nereden baktıklarını görmek lazım..
Adam devleti korumaktan, rejimi korumaktan yola çıkıyor. Ortada dinleştirilen bir rejim, resmi tabular var. Hukuk penceresinden, insan hakları penceresinden bakmıyor olaylara.. Hukuk yerine yasayı, insan hakları yerine rejimi koyuyor ve bu konuda çifte standartlı.
Vural Savaş diyor ki, körpecik çocuklara dini dayatamazsınız. Peki Atatürkçülüğü nasıl dayatırsınız.. Daha minnacık çocuklara Ata’ya bağlılık andı içirirsiniz. Mesela bunu düşünmüyorlar.
Baskı rejimleri, tehditler insanları münafıklaştırıyor.. Çifte kimlik ortaya çıkıyor..
Bu kişiler, devleti korumaya çalışırken, devletin varlık ve meşruiyetinin amacını unutmuş gözüküyorlar.
Fransa’da başörtüsünün yasaklanması sözkonusu değil. Laik okullardaki öğrencilerle ilgili bir düzenlemeden söz ediliyor. Mesela aynı mantıkla Mahmut efendinin arkadaşları bir kolej açıp, burada okuyacak kızların belli bir kıyafet giymeleri şartını ileri sürmeleri, ya da mesela mini eteği yasaklamaları gibi bir durum sözkonusu.. Tepki, laiklerin dine karşı tarafsız, nötr kalması gerekirken, hoş görüyü bırakıp, laik tutum diye kendini din yerine koyarak belli bir davranışı dayatmaya kalkışmasına..
Fransa’nın bu tavrı Almanya, ABD ve İngiltere’den tepki aldı.. Hatta İngiltere’nin tavrı çok daha ilginçti..
İngiltere’de Müslüman polislere sarık sarma özgürlüğü de getiren düzenleme ile ilgili haber şöyle: “Müslüman polisler sarık ve başörtüsü, Sihler türban, Museviler ise takke takma hakkına sahip. Okul ve kamu kuruluşlarında kıyafet özgürlüğüne herhangi bir kısıtlama getirilmeyen İngiltere’de, polis memurları da dini inançlarına göre hazırlanmış üniformalarla görev yapıyor. Londra Metropolitan Polis Teşkilatı (MET), farklı etnik kökenden gelen polis memurlarının kendi dini inançlarına göre giyinmelerine izin veriyor. Toplam 28 bin kişinin görev yaptığı Londra Metropolitan Polis Teşkilatı bünyesinde 500 civarında Müslüman memur var. Önceki yıl Müslüman bayan polislere başörtüsü takma hakkı verilen MET’de, haziran ayından itibaren sarıkla görev yapma imkanı da sağlandı.” Müslüman polislerin ayrı bir dernekleri var ve dini inançlarını idari ve siyasi bir talebe dönüştürebiliyorlar ve İngiliz hükümeti de bu talepleri dikkate alıyor..
Bizimkiler gerçekleri çarpıtarak bir Müslüman ülkede İslâm’a karşı mevzi kazanmaya çalışadursun işte dünyanın manzarası bu.
Bizimkiler hâlâ Kubilay davasını güdüyorlar. Kimsenin Kubilay’ın şahsı ile ilgili bir sorunu yok. Ama Menemen vakası baştan sona komplo.. Yargılama tam bir hukuk skandalı. Kafasını irticaya takanlar, kanlı bir cinayeti simüle ederek bunun üzerine siyaset yapmaya çalışanlar bana kalırsa yanlış yapıyorlar.. Erdoğan da bildik resmi söylemi yumuşatarak Kubilay bildirisi yayınladı. Ne biçim bir düzense bu, insanlar inançlarının, düşüncelerinin, kanaatlerinin aksine de olsa bazı şeyleri söylemek zorunda kalıyor.. Ne biçim bir düzense bu!
Gül’ün AİHM davasındaki çelişkili durum da bu çarpık yapının bir başka tezahürü.. Düzen bir politikacıyı hem davacı, hem sanık, hem tanık, hem de yargıç konumuna getirebiliyor. Komik değil mi? Bana kalırsa asıl komiklik, bizatihi düzenin özünde gizli.. Komik olduğu kadar da trajik bir durum sözkonusu..
Bir gün Kubilay/Menemen olayının gerçekleri gün yüzüne çıkacak. Herkes gerçeği öğrenecek, o zaman bugün bu olayı istismar edenler utanacaklar. Tıpkı, Osman Nevres olayında olduğu gibi.. Ne demek istediğimi merak edenler, Menemen olayını bir araştırsınlar bakalım. İnternete bakın, kitaplarda yazılanları okuyun. Resmi söylemin dışında, farklı bir gerçek daha var.
Keşke ön yargı gözlüklerini bir kenara bırakıp adalet, hak, hukuk, insan hakları, millet penceresinden olaylara bakabilseler.. “Millet adına” karar vermesi gerekenler bile, millete sırtlarını dönüp, milletimizin alameti farikası olan değerlere karşı çıkarak, bizi biz yapan değerleri tehdit olarak algılayabiliyorlar. Tarihi, inancı, toplumun kültürünü değiştirmeyi amaçlayan jakoben tavırlar içine girebiliyorlar.
Hadi buyurun bu olayı da manşete çıkarın. Hayali “yakma” senaryoları üreterek, İslâm’a ve Müslümanlara karşı, Siyonist güçlerle işbirliği yaparak ya da onların gönüllü askerliğine soyunarak komplolar düzenlemeyin en azından..
Selâm ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak 24 Aralık 2003 Vakit