Diyanetin cevabı
D.İ. Başkanı Sayın Ali
Bardakoğlu, Kurban, kişisel kanaatime göre sünnettir cümlesinden dolayı
çeşitli tenkitler almıştı. Tenkitçiler arasında bendeniz de vardım.
DİBlığı, bu tenkidimize cevap mahiyetinde bir açıklama göndermiş. Gönlümden
geçen, bu cevabı aynen neşretmekti; ama yerim buna müsait değil. Haftada bir
yazmamsa diğer bir engel. Önce Diyanetin cevabını neşredip ikinci hafta cevap
yazsam, o takdirde de okuyucunun konuyu takip şansı kalmıyor. Onun için
kısaltarak vermeye mecburum.
Diyanette, okuduğu kitaplardaki ilimlere itibar eden, ehli sünnet inancına
sahip, değerli hocalarımız var. Diyanetin, Basın ve Halkla İlişkiler Şubesi
Müdürlüğünden gönderilen Basın Açıklaması başlıklı bu yazıyı,
tanıdığım-bildiğim saygıdeğer hocalarımızın tavrına benzetemedim. Yazı içindeki
bir cümleden de anlaşıldığına göre, Diyanet teşkilâtı zaten bir değişim içinde.
Bu cevap da o değişime uygun düşüyor.
Gönderilen cevapta deniliyor ki; Artık bilgi çağında yaşıyoruz. Herkes her
türlü bilgiye ve kitaba bir bilgisayar tuşu kadar yakın hale gelmiştir.
Binaenaleyh, bir soruya cevap verirken sadece Farzdır, sünnettir, helâldir,
haramdır, caizdir, caiz değildir şeklinde basma kalıp cevaplar verilmesi doğru
değildir.
Bu cümleyi iki cihetten ele almak icap ediyor:
a) Bir soruya farzdır, sünnettir şeklinde cevap vermek doğru değilse, bunu
bize değil de Sayın DİB Ali Bardakoğluna söylemeleri gerekirdi. Zira Kurban
sünnettir diyen odur. Demekki bize gönderilen cevabî yazı yanlış adrese
gönderilmiştir. Ve yine Diyanet, Farzdır, sünnettir demeyi, basma kalıp
kabul ediyorsa, bunun muhatabı yine biz değiliz, kim Kurban sünnettir dediyse
odur.
b) Bir soruya dinî cevap vereceksen, ya farz, ya sünnet, ya helâl, ya haram, ya
caiz ya da caiz değil demeye mecburuz. Eğer kafadan değil de kitaplara göre
cevap vermek esassa...
Diyanete soralım: Bir soruya cevap verirken, sadece farz, sünnet, haram,
helâl, caiz, caiz değil şeklinde cevap verilmesinin yanlış olduğunu neye ve
hangi salâhiyete göre söylüyorsunuz? Sorulan sorulara bu kelimelerle değilse
başka nasıl cevap vereceğiz? Yeni kelimeler mi uyduracağız? 14 asırdır
kullanılan bu cevap üslûbuna nasıl basma kalıp diyebiliyorsunuz?
Meselâ, 5 vakit namaz farzdır desek, ezan sünnettir desek, kişinin alın teriyle
kazandığı helâldir desek, içkinin her türlüsü haramdır desek, helâl parayla
alışveriş yapmak caizdir desek, Cuma ezanı okunurken yapılan alışveriş caiz
değildir desek... Basma kalıp mı konuşmuş oluruz?
Bunlar basma kalıpsa, gelen sorulara Diyanetin kendisinin hangi kelimelerle
cevap verdiğini merak ediyor olacaktım. Oysa gönderilen cevabî yazının alt
satırlarında bunun cevabı verilmiş:
Milletimizin bilgi seviyesi oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.
Cevaplarımızı verirken bu yüksek seviyeyi göz önünde bulundurmak zorundayız.
Bundan böyle Dİ Başkanlığının halkı din konusunda bilgilendirirken takip ettiği
yöntem bu şekilde olacaktır.
Yapmayın! Milletin bilgi seviyesi, kendiliğinden nasıl yüksek bir seviyeye
ulaşır! Kuran öğretimi yapılan Kuran kursları hakkında hazırlanan bir
yönetmeliğin, daha Meclise bile gelemeden geri çekildiği bir ülkede, bilgi
seviyesinin yükseldiğinden bahsetmek gülünç olmuyor mu? Hangi bilgi?..
Ama bilgi yüksekliğiyle dinî olmayan bilgiyi kastediyorsanız, o başka. Ancak,
dinî olmayan bilgiler zaten bizim konumuz dışındadır. Konu dışı olmasa bile,
milletçe yüksek seviyeye ulaştığımız bir bilgi türü var da bizim haberimiz mi
yok? Söyler misiniz, bu yüksek bilgi nerede ve kimde?
Dinî olmayan bilgiler de dinde geçerliyse, dinimizi uzaya yönelen ABDlilerden
bari öğrenelim.
Diyanet, gönderdiği cevapta, Bundan böyle... dediğine göre, anlaşılıyor ki
yukarıda kullandığım Diyanet bir değişim içinde şeklindeki tesbitim doğruymuş.
Yine deniliyor ki; Bir ibadetin vacip değil de sünnet olduğunu söylemek, söz
konusu ibadetin önemli olmadığı anlamına gelmez... Oysa Başkan, Kanal 7de
böyle konuşmamıştı.
Ali Eren 14 Şubat 2004 Vakit