Diyanet kimlere emanet edilmiş?
Diyanet kimlere emanet
edilmiş? sorusu, Vakite ait bir haberin başlığıdır. Kimlere emanet edildiyse
belli. Din-Diyanet gibi dinî hizmetler, bakanlık seviyesinde Sayın Mehmet
Aydına, başkanlık olarak da Ali Bardakoğluna emanet.
Bulundukları makam itibariyle bu iki zatın vazifeleri, Müslümanların, dinlerini
en iyi şekilde yaşamalarını sağlamaya çalışmaktan ibaret olmalı. Şöyle bir nazar
atfedelim, bakalım öyle mi?
Eski bir Milli Eğitim Bakanı, okulların idaresinde zorlanmış olmalı ki, şu
fıkralık sözü söylemişti: Okullar olmasa Milli Eğitimi ne güzel idare
ederdim!
Diyanet, Sayın Mehmet Aydına bağlı olduğu için, onun konusu da camiler. O da
habire cami yapılmasını istemiyor. Aslında camilerin idaresi doğrudan kendisiyle
ilgili de değil. Diyanete gereken emri verir, istediğini yaptırır. Ama onun
camilere ait düşüncesi başka. Diyor ki:
Geçtiğimiz günlerde bir cami temeli attım. Orada yaptığım konuşmada, Bu son
olsun. Çünkü yeterince cami var. Üstelik ibadet evlerde yapılabilir. Fakat
sağlık ve eğitim hizmetleri evlerde yapılamaz dedim. Kişisel tercih olarak da,
artık Türkiyede öncelikli olarak cami yerine okul ve sağlık ocağı yapılmasını
istiyorum. (30.6.2003/Vakit)
Bakan Bey kusura bakmasınlar, ama cümlelerdeki yanlışlık bir tarafa, sözü
ültimatom gibi: Bu son olsun!
Cami, Müslüman memleketlerde bir ihtiyaçtır. İhtiyaçları gidermekse hükümetlerin
görevi. Ama, cami yapımına yardım düşünülmüyor bile. Madem öyle, Müslümanların
kendi paralarıyla yaptıkları camilere kota bari koymamalı. Yani bir bakan, hele
Diyanete bakan bir bakan, Bu son olsun dememeli. Hem ben cami için para
vermem, hem de sen artık yapma denilir mi?
Bakan bey, Çünkü yeterince cami var diyerek kendince sebebini açıklıyor.
Bir zaman için yeterince cami bulunabilir. Ama nüfus arttıkça nasıl ki yeni okul
ve sağlık ocaklarına ihtiyaç duyuluyorsa, yeni camilere de elbette ihtiyaç
duyulacaktır. İhtiyaç oldukça da elbette yeni yeni camiler yapılacaktır. Her ne
kadar cami yapımı gittikçe zorlaştırılsa da...
Dolayısıyla, Bu son olsun demek, bir müdahaledir ve kabul edilemez.
Bakan bey, kilise vaziyetini bilmiyor mu acaba? Türkiyede kiliseler bomboş.
Yeterince kilise olması bir tarafa, fazlalık var. Buna rağmen, sayın bakanımız,
Yeterince kilise var. Artık kiliseye son demiyor. Üstelik, adeta yeni
kiliseler açılması teşvik ediliyor. Nitekim bu hükümet, Apartmanlarda
ibadethane açılabilir diye kanun bile çıkararak ev kiliselerin açılmasına izin
verirken, bakan bey de bu kanuna haliyle olumlu oy kullanmıştır. Camiye öyle,
kiliseye böyle. Niçin?
Bakan bey, Kiliseler benim bakanlığıma bağlı değil diyebilirler. Okul ve
sağlık evleri de kendi bakanlıklarına bağlı değil. Ama cami cemaatine, Cami
yerine artık okul ve sağlık ocağı yapın diyebiliyorlar. Bakan beyin gerekçesi
de enteresan: İbadet evlerde yapılabilir, fakat eğitim ve sağlık hizmetleri
evlerde yapılamaz.
Bi kere, okul ve sağlık ocağı yapmak vatandaşın değil, sizin vazifeniz.
İkincisi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin evde yapılanı var yapılamayanı var.
Parası olan pekalâ evinde özel sağlık hizmeti alabildiği gibi, özel ders de
verdirebilir. Herkes kendi çoluk-çocuğuna evinde eğitim de verebiliyor. Geçin
bunları bakan bey geçin. Biz esas konumuza dönelim.
Bakan beye göre ibadet evde yapılabilirmiş. Cuma ve bayram namazları nolacak?
Yoksa, Onlar da olmayıversine doğru mu gidiyoruz. Cuma namazını zaten kuşa
çevirdiler. Soralım: Bayram namazlarıyla beraber ikisi de yavaşça ve yumuşakça
yürürlükten mi kaldırılacak?
Evet!.. Cuma namazını kırpıp kuşa benzettiler. Haberiniz olsun, Türkiyenin
birçok yerinde şu anda cuma namazının son sünnetinden sonra devamı kılınmaması
için ne gerekiyorsa yapılıyor. Müezzinler, müftülerin emriyle son sünnetten
sonra Alâ resûlünâ salevât deyip cemaati namazı bırakmaya zorluyorlar. İtiraz
ve münakaşalar oluyor. Olmuyor mu sayın milletvekillerimiz? Sayın Vahit Erdem,
sayın Murat Yılmazer bu kavgalara siz de şahit olmadınız mı?
Sayın bakanın camilere adeta kilit vurduracak düşüncelerine ve DİB Sayın Ali
Bardakoğlunun sözlerine sıra gelmedi. Yâ nasip, onlar da gelecek haftalara.
Ali Eren 7 Mart 2004 Vakit