Dine saldırıya sessiz Başkan!

Hilafetin İlgası’nın yıldönümünü bahane eden bazı çevreler, dinî değerlere karşı hazımsızlıklarını ortaya döktüler. Kimi Kur’an-ı Kerim’den bazı alıntılar yapıp, arkasından Kutsal Kitabımızın “totaliter” olduğu küstahlığında bulundu.
Kimisi de, bir hadis-i şerifi alıp, insanların zehirlendiği iddiasında bulunma saygısızlığını sergileyebiliyor!
Tüm bu hakaretlere karşı, ilk elden Diyanet İşleri Başkanı’nın çıkıp bir cevap vermesini beklersiniz, değil mi?
Doğru olanı budur.
Diyanet İşleri Başkanlığı görevini ifa edip, bu işten maaş alan birisinin, hem dinen, hem ahlâken hem de memuriyeten yapması gereken; bu isnatlara bir cevap vermektir.
Bir Müslüman olarak cevap vermesinden vazgeçtik, dinî konulardaki iddiaları cevaplandırmak için maaş aldığından dolayı cevap vermesini bekledik.
O da yok..
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu ile ilgili 633 sayılı kanunun birinci maddesi şöyle:
“Görev: Madde 1-İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.”
Kanun; din konusunda toplumu aydınlatmak vazifesini Diyanet İşleri Başkanlığı’na vermiş ama, meydanı boş bulan bazı soytarılar, din konusunda ileri geri konuşmalar yapıp, hakaretler yağdırıyor.
Konu ile esas yetkili olan, kanunun bu konuda görev verdiği kuruluş ise, yapılan hakaretlere iki satırlık bir açıklama ile bir cevap bile vermiyor!
Onların işi gücü, mütedeyyin insanları sınırlamak, kısıtlamak, engellemek!
Bazı kendini bilmezler, dine, dinî değerlere hakaret etsinler.
Bir imam da, “Din hakkında şu şu ifadeleri söyleyen şahısların, Kur’an-ı Kerim’in açık ifadesi karşısında imanlarını tazelemeleri gerekir. Ben aynı zamanda bir sendikacı olarak, böyle birisinin (hakaret ettiği halde imanını tazelemeyen birisinin) cenaze namazını kıldırmam, bir başkasına kıldırsınlar” dediğinde, hemen soruşturma açıp cezayı basıyorlar.
Dinî değerlere saldırmak serbest, dine saldırmanın dindeki durumunu söylemek yasak!
Kendileri cevap vermedikleri gibi, cevap verenleri de soruşturma açarak susturuyorlar!
Eğer “Dine hakaret edenlerin cenaze namazı kılınmaz” türü bir tartışma yoksa, o zaman da yine boş durmayıp, mütedeyyin insanlarla uğraşacak mutlaka bir şey buluyorlar..
Son gündem konuları da, “Okul mu, cami mi yapılması daha sevaptır?” tartışmasında, okula önem vermek gerektiğine dair lüzumsuz beyanlar!
Aslında Diyanet İşleri Başkanı’nın söylediği doğru ama.. Ama’sı var bu işin...
Tabii ki, namaz her yerde kılınır. Dolayısı ile ilim tahsili yapılacak bir bina ile cami yapımı arasında mutlaka birini tercih etmek gerekirse, okul yapımını tercih etmek gerekebilir.
Ama bu söylenenler, gerçekten “ilim tahsili” yapılacak yerler içindir.
Gerçekten “okul” gibi “okul” olacak yerler içindir.
Yoksa Darwin isimli soytarının, Freud denilen sapığın fikirlerinin öğretildiği yerlerin inşa edilmesi, caminin bir tek yer taşının yerleştirilmesine bile karşılık olamaz.
Bu yine de apayrı ve uzun bir konu.
Biz iyi niyetten ayrılmayalım, sayın Başkan’ın gerçekten ilim tahsil edilen yerleri kasdettiğini varsayalım.
Dediği de doğru olsun.
Ama bugün bizim öncelikli sorunumuz bu mu?
O panel, bu panel demeden, her yerden bir densiz çıkarılıp “İslâmî kavram”larla küstahça alay edilirken, saldırıda bulunulurken; Diyanet İşleri Başkanı’nın sorunu, cami yapımını sınırlandırmak ile uğraşmak mı olmalıdır?
Önce şu dinî kavramlarımıza yapılan saldırılara bir cevap verin.
Kur’an-ı Kerim’in “totaliter” olduğunu ileri sürenlere, hadlerini bildirin. Önce hadis-i şerifi anlamaktan acizlere, işin doğrusunu öğretin..
Sonra tartışırız; “Cami mi yapalım, okul mu?” konusunu!

Ali Karahasanoğlu 6 Mart 2004 Vakit