Din neye karışmaz?
Türkiyede 28 Şubat, dünyada
ise 11 Eylül süreci ile alenîleşen İslâmı azaltma, yani İslâm Dininin hayata
müdahale alanlarını daraltma operasyonu, son zamanlarda oldukça tehlikeli bir
hâl aldı. Zira, daha önceleri İslâmın siyaset, ekonomi, hukuk vb. gibi
toplumsal hayatın çeşitli alanlarına müdahalesi harici baskılarla önlenmeye
çalışılırken; şimdilerde aynı şey eski radikal, yeni light-İslâmcı siyaset
ve fikir erbabı tarafından dillendirilip talep edilir olmuştur. Siyaset
arenasında isbatı vücut etmek için din-siyaset ayrılığını çoktan
içselleştirenler, birilerine gerçekten değiştiklerini kanıtlamak için Dinin
ekonomiye de, paraya da, dış ilişkilere de... karıştırılmaması gerektiğini ifade
eder hale gelmiş bulunuyorlar. İşte asıl tehlike buradadır; İslâm adına ortaya
çıkan bir kısım zevatın süreci içselleştirmeye başlamalarında... Önceki
yıllarda, dinin hayata müdahale alanlarını daraltmaya yönelik harici taleplere
ciddi itirazlar yükselirken; yenilerde, içimizden çıkan bazı elitlerin aynı
türden söylemlerine hiçbir itirazın gelmemesi ise tehlikenin boyutlarını bir kat
daha artırmaktadır.
Bence bu durum, Müslümanların ciddi bir zihin/kalp kaymasına uğradığının
işaretidir.
Bu yüzden, Rabbimiz, bizi hidayete ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma
(3/8) duasıyla söze başlayıp, Müslümanlara Din/İslâmın ne olduğunu, hangi
anlamları içerdiğini ve hangi alanları kapsadığını (altını çizerek) bir kez daha
hatırlatmayı görev bildik:
Öncelikle Kuran ve sünnette Din, genel olarak, insanlığın en önemli faaliyeti
olan inanmayı, bir Yaratıcıya itaat ve ibadet etmeyi, ahlâkî davranışları,
fazilet ve iyilikleri, toplumsal düzeni, doğru yolda olmayı ifade eder.
Din kelimesi deyn kökünden gelir ve sözlük anlamları şöyledir: Üstünlük,
egemenlik, itaat, zorlamak, itaatkâr olarak kendini bir güce teslim etmek,
borçlanmak. Birinin emrine girmek, onun emrine amâde olmak, onun hâkimiyet ve
otoritesi altında boyun eğmeyi kabul etmek. Şeriat, kanun, yol, millet, âdet,
taklit. Hesaba çekmek, ceza veya mükâfat vermek.
İsim olarak Din kelimesi şu manaları kapsar: İyi ya da kötü karşılık. Âdet ve
alışkanlık. İtaat, zillet, bağlılık, üstünlük sağlamak, galip gelmek. Hâkimiyet,
mülk ve hüküm. Bir şeye zorlamak. İtaat etmek ya da tersi olarak isyan etmek.
Bir şeyi alışkanlık haline getirmek. Şeriat ve millet, yani Tevhid inancı.
Aynı kökten gelip hadislerde Allahın ismi olarak geçen Deyyân, mutlak kudret
sahibi, işlerin karşılığını veren, hikmetle yöneten, egemen olan demektir.
Araplar, bir kimsenin bölgesine ve kavmine üstünlüğünü belirtmek için deyyân
sıfatını kullanırlardı. Buna göre aynı kökten gelen medîn; köle, medine;
şehir ve cariye, temeddün; dinli veya şehirli-medenî olma, tedayün;
borçlanma, diyanet; din ve millet anlamlarına gelir. Mütedeyyin ise; boyun
eğen, itaatkâr, Allaha teslim olan demektir. (H.K. Ece, İslâmın Temel
Kavramları, s. 143)
Kurânda Din; borç anlamına gelen deyn hariç, dört anlamda
kullanılmaktadır: 1. En yüce kudrete teslim olma, itaat etme, boyun eğme.
(39/11-12) 2. Ahiret, ceza, yani amellerin karşılığını verme günü. (26/82;
38/78) 3. Hüküm, âdet, şeriat ve kanun. (24/2; 12/76; 40/26; 42/13, 21) 4.
Allahın gönderdiği Tevhid Dini, yani hayat nizamı. (Hiç şüphesiz din, Allah
katında İslâmdır. 3/197. Şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak
Müslümanlar olarak can verin. 2/132. Onlar Allahın dininden başka din mi
arıyorlar? 3/83.)
Özetle Din; camilere ve vicdanlara hapsedilecek bir inanç ve ibadetler
manzumesi değil, adan zye hayatın her alanını düzenleyen ilkeler, hükümler,
kanunlar, kurallar... bütünüdür.
Haftaya Kurânda din, İslâm, şeriat, millet kavramları ve ed-Dinin
hayata müdahale alanlarını hatırla(t)maya devam edeceğiz, inşaallah.
Yazımızı Rasûlüllah(sav)ın bir duâsı ile bitirelim: Yâ mukallibel-kulûb,
sebbit kalbî alâ dinike: Ey kalpleri evirip çeviren Allahım, kalbimi senin
Dînin üzerinde sabit kıl.
Abdullah Yıldız 10 Şubat 2004
Vakit