“Deri”lere değil... “Geri”lere özgürlük zamanı!

Cem Karaca’nın farkı

Şarkılarının sözleri “isyan” doluydu... “Protest” müziğin öncülerindendi... Ölümü de, “protest” şekilde oldu...
Tüm beklentilerin aksine, “içinde yaşadığı dünya”ya başkaldıran bir “vasiyet” bıraktı: “Alkış istemiyorum... Beni, tekbirlerle gömün!”
Vasiyet ettiği şekilde de defnedildi... “Farklı” biriydi... Ölümünde de farklılığını koydu ortaya!.. “Halktan biriydi”, yine “halkın omuzlarında” uğurlandı son yolculuğuna... “Alkış” yerine, “dua”larla!..
Sanıyorum, onun vasiyeti “Televole sanatçıları”(!)nı düşündürecektir!.. Çünkü, “Sağ” iken omuzlarda olmak değil, öldükten sonra omuzlara alınmak önemli... O, bunu başardı... Allah, rahmet eylesin...
Acaba, ben de “Alzheimer” hastalığına mı yakalandım?.. Bende de, “hatırlayamama” veya “tanıyamama” belirtileri mi başladı?.. Acaba, dün gayet iyi “tanıdıklarımı”, bugün “hatırlamakta” niye zorlanıyorum?.. Yoksa, “bunamaya” mı başladım?..
Biliyorum, soracaksınız;
“Bu da nereden çıktı?”
Hemen cevabını vereyim:
“BU BEY KİM?”
Efendim;
Bülent ve Rahşan Ecevit çifti, “seçim kampanyası”nı Polatlı’dan başlatmışlar... Türkiye kazan, onlar kepçe; dağ-bayır dolaşıyorlarmış!..
“Bir yıl kadar sağlık sorunu yaşadık, ama şimdi iyiyiz” deyip, düşmüşler yollara!..
“Son derece sağlıklı”ymışlar!..
Ve de, “enerjik!”
Ben de gazetelerin yalancısıyım... Onlar, öyle yazıyor!..
Derken efendim;
Yolları Sivrihisar’a düşmüş... DSP İlçe Teşkilâtı’nı ziyaret etmişler... Yanlarına, bir “partili hanım” yaklaşmış... Bir “fotoğraf” uzatmış Bay Ecevit’e... “Bu” demiş, “Babamdan bana yadigâr kaldı... Ben de size getirdim, lütfen imzalar mısınız?”
Fotoğraf, 1965 yılında çekilmiş “siyah-beyaz” bir fotoğrafmış!..
Ecevit, “imzalamak” için, eline almış fotoğrafı...
“Affedersiniz” demiş bayana,
“Fotoğraftaki bu bey kim?”
Cevap vermiş partili hanım;
“Sizsiniz efendim!!!”
“DERİ BAĞIŞI KABUL ETMEYECEĞİME!!!”
Gazete, bu haberi verirken, şu başlığı kullanmış:
“Ecevit, 1965’te çekilen kendi fotoğrafını tanıyamadı!”
Tamam, Ecevit yaşlı... “Rahatsızlık”ları var!.. Dolayısıyla “kendini bile tanıyamaması” gayet normal!..
İyi de;
Bana ne oluyor?..
Çünkü efendim;
Bazı “şahıs”ları ve bazı “icraat”ları, artık ben de “tanıyamaz” oldum!..
Meselâ İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’yu, meselâ İstanbul Valisi Muammer Güler’i!..
İnanın tanıyamıyorum!..
Hatırlarsınız;
1 Şubat günkü “Ayna”da, İstanbul Valiliği tarafından yayınlanan bir “yazılı açıklama”dan söz etmiş ve o açıklama içindeki şu cümleyi aktarmıştım sizlere:
“Vatandaşlar, herhangi bir vakıf, dernek veya benzeri kuruluşlara kurban derisi verilmeyeceği konusunda bilgilendirilecek!.. Aksi davrananlar hakkında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulacak!.. Yakalanan derilerin de THK’ya intikali sağlanacak!!!”
O açıklamada, bir cümle daha vardı, o da şuydu:
“Vakıf ve dernek yöneticileri, kurban derisi toplamamaları konusunda önceden uyarılacak!”
Doğrusu;
“28 Şubat Süreci”nin, hem de “en ceberrut uygulandığı” dönemde bile, “böyle bir açıklama” yapılmadı!..
“Deri toplama yetkisi THK’da!” denildi, ama “Vakıf ve dernek yöneticileri önceden uyarılacak” denilemedi!..
Böyle bir açıklamaya, 28 Şubat Süreci’nin “en şedit uygulayıcılarından biri olan Vali Erol Çakır” bile cesaret edemedi!..
Ama;
Sayın Muammer Güler, hiç çekinmeden bastı imzayı, yayınladı “yasak” açıklamasını;
“Vakıf ve dernek yöneticileri, kurban derisi toplamamaları konusunda önceden uyarılacak!!!”
İnanır mısınız;
O açıklamayı okuduğumda, “Burası Türkiye!.. Olur böyle vak’alar!” deyip, fazla üzerinde durmamıştım!..
Biraz önce de söylediğim gibi, sadece bir “eleştiri” yazısı yazmışım... Ki, “bilgi sahibi” olasınız diye!..
Yeni yeni öğreniyorum ki;
“Yazılı uyarı” ile yetinmemiş Vali Bey!..
Daha da ileri gitmiş!..
“Vakıf ve dernek yöneticileri” tek tek Valiliğe “çağrılarak”, bizzat uyarılmış!..
Hayır, sadece “sözlü uyarı” ile de yetinilmemiş!.. Bir de, “yazılı taahhüt” alınmış ellerinden!..
Daha doğrusu;
“Önceden hazırlanmış bir metin” sürülmüş önlerine ve “bunu imzala” denilmiş!..
“Bazıları” hariç, birçok vakıf ve dernek yöneticisi imzalamış o metni!..
Şu “taahhüt”te bulunmuşlar:
“Kurban derisi toplamayacağımı!.. Bağış yapılsa bile, kabul etmeyeceğimi!.. Yine de bağışlanan deri olursa, bunu THK’ya teslim edeceğimi!.. Bağışta bulunanların isimlerini de ilgili birimlere bildireceğimi!!!”
Evet, “böyle bir metne” imza atmış vakıf ve dernek yöneticileri!..
Sizin anlayacağınız;
“Kurban derileri”nden vazgeçip, “kendi gerileri”ni kurtarmışlar!..
Bravo onlara!..
Alkışı hakettiler!..
Şak!.. Şak!.. Şak!..
AKŞENER BİLE BUNA CESARET EDEMEMİŞTİ!
Dedim ya;
“Tanıyamıyorum!”
“İçimizden biri” olarak bildiğim “şahıs”ları tanıyamaz oldum!..
Ya bende “bunama” başladı, ya da onlar, “budama”ya maruz kaldı!..
Ya, baskılar iyice “iğrenç”leşti, ya da içimizden birilerinin “direnç”leri kırıldı!..
Şu hâle bakın;
Vakıf ve dernek yöneticileri “Valiliğe çağrılıyor” ve ellerinden “imzalı taahhüt” alınıyor!..
Onlar da, “kuzu kuzu” imzalıyorlar!..
Demiyorlar ki;
“Burası özgür, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti mi, yoksa orman kanunlarının geçerli olduğu Patagonya mı?
‘Toplamayın’ diyorsanız, zaten toplamıyoruz!.. Peki, bu imzalı taahhüt almak da neyin nesi?”
İnanın, tüylerim diken diken!..
Anlayamıyorum;
Ne yapmak istiyorlar?.
Nereye gidiyorlar?..
Nereye götürüyorlar ülkeyi?..
Şöyle bir hafızamı yokladım da; hayır, “28 Şubat Süreci”nde bile “böylesine bir baskı” yoktu!..
28 Şubat’ın en cıvcıvlı döneminde İçişleri Bakanlığı yapan Meral Akşener bile böyle bir genelge yayınlamamıştı!..
O Meral Akşener ki;
Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’in;
“Söyleyin o kadına; gelirsem oraya, avanesiyle birlikte, bakanlığının önünde yağlı kazığa oturturum!”
Şeklindeki “baskı”larına maruz kaldığı yazılıp/çizilmiş, ama o bile, böylesine bir “ceberrut”luğa geçit vermemişti!..
Peki, “AK Parti’nin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu Bey”e ne oluyor?..
O, kimden “cesaret” alıyor ki, “pösteki operasyonları”yla, kan kusturuyor millete?..
ŞİMDİ DE ADAM GASPI!
Bakın, daha 4 gün önce İzmir’in Torbalı ilçesine bağlı Pancar beldesinde bir “ilköğretim okulu” basılmış “jandarma” tarafından!..
“Okulun kömürlüğü”nde bulunan “6 keçi, 92 koyun, 13 dana derisi”ne el konulmuş!..
Ve tabiî;
Deriler THK’ya, Okul Müdürü Necmettin Ç. de karakola!..
Söyleyin Allah aşkına;
Bir “okul müdürü”nün kapı kapı dolaşıp da, “deri toplayacağı”na hiç aklınız kesiyor mu?..
Belli ki;
Belde halkı, “okulun ihtiyaçları”nı karşılamak için, derilerini bağışlamışlar okula!..
“Satılsın da, okulun masrafları karşılansın” diye!..
Öyle ya;
Genelge, “toplamak yasak” diyor!.. Götürüp de “okula bağışlamak yasak” demiyor ki!..
Ama, bir şeyi unutmuşlar!..
Burası Türkiye!..
Bu ülkede, “tut” denildi mi, “yırt” anlaşılır!.. “Vur” dedin mi, “öldürürler” adamı!..
“Jandarma” da, öyle yapmış zaten!..
“Derilere el koyduğu” yetmemiş, “müdür bey”e de el koymuş!..
Ama, onlar da haklı!..
Çünkü, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu beyin “genelge”si, buna müsait!..
Ne deniliyordu o genelgede;
“Derilerin toplanması uygulamasının kontrol görevi mülkî idare amirleri ve güvenlik güçlerine verilmiştir!.. Herhangi bir usûlsüzlüğe ve aksaklığa meydan verilmemelidir!.. Valilikler, emniyet ve jandarma, konuyu titizlikle takip etmelidir!”
Eh, “üst”ün “tut” diye genelge yayınladığı bir Türkiye’de, “ast”ın da “yırt” anlaması gayet doğal değil mi?..
Nitekim, “görev” yerine getirilmiş!..
Sadece “deri gaspı” değil, artık “adam gaspı” da başlamış ki, önümüzdeki yılların “gasp türleri”nden Allah korusun!..
Önümüzdeki yıllarda, “deri”yi garantiye almak için, “kurbanlıkların sahipleriyle birlikte gasp edilmesi”ne tanık olursanız, hiç şaşmayın!..
Öyle ya;
“AK Parti iktidarıyla birlikte özgürleşiyoruz!”
“Demokrasi”yi yudumluyoruz!..
Tıpkı;
Ülkeleri ABD tarafından “işgal” edilen Irak halkının “özgürleştiği” ve de “demokrasi”yi yaşadıkları gibi!!!
Demek oluyor ki;
“Dik” duramadıkları, “direnç” gösteremedikleri, “ilkelerini ve ülkelerini çiğnettikleri” oranda, “özgür”(!) oluyor insanlar!..
İBNELERE ÖZGÜRLÜK!
“Özgürlük” dedim de, aklıma geldi...
Biliyor musunuz;
İnsanların “dinsel özgürlük”lerini kullanmaları yolunda sürekli “patinaj” yapan hükümetimiz; maşallah “cinsel özgürlük”ler konusunda, adeta “uçmaya” başladı!..
Efendim;
Meclis’in Türk Ceza Kanunu Alt Komisyonu, Türkiye’nin yıllardır tartıştığı, ancak bir türlü “yasal düzenleme”ye kavuşturamadığı “eşcinseller” konusunda, “devrim” niteliğinde bir adım atmış!..
29 Ocak 2004 tarihinde toplanan TCK Alt Komisyonu, “eşcinsellere yasal güvence” getirmiş!..
“Komisyon’un kararı”na göre;
Bundan böyle, eşcinsellere, restoranlarda hizmet etmekten ev satmaya ya da almalarını engellemeye kadar birçok konudu ayrımcılık yapanların cezalandırılmasına kapı aralanmış!..
Yeni düzenlemeye göre, eşcinsellere yönelik yapılan şu eylemler suç sayılacakmış:
“Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engellemek veya kişinin işe alınmasını ve alınmamasını cinsel eğilimine bağlamak, besin maddelerini vermemek veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddetmek, kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemek!”
Pardon, az kalsın unutuyordum... Bundan böyle; “Benim ibnelerle işim olmaz!.. Onlara ev de vermem, mal da satmam!” dediniz mi, “Marmara çırası” gibi yandığınızın resmidir!..
Anında “derdest” edilir ve “kodes”i boylarsınız!..
Çünkü efendim;
Bu “suç”un cezası, “6 aydan 1 yıla kadar hapis” demek!..
Yaaa, gördünüz mü “özgürleşen Türkiye”yi?..
Gördünüz mü;
“Dinsel özgürlük” konusunda kılını kıpırdatmayıp, “cinsel özgürlük” konusunda uçuşa geçen Meclis’imizi?!?
“Başörtüsü”, varsın “yasak” olsun!.. “Kur’an kursları”, varsın “kapalı” kalsın!.. Önemli ve acil olan, “ibne”lerin önünü açmak!..
“Meslek liselerine uygulanan ayrımcılık” da neymiş?.. Önce “eşcinsellere ayrımcılık” kalkmalı ki, rahatlıkla icra edebilsinler “meslek”lerini!..
Haaa, “derilere özgürlük” diye de, boşuna yırtınıp durmayın!.. Şimdi, “gerilere özgürlük” verme zamanı!..
“AB’i”lerimiz öyle istiyor ya!!!
Bilmem, anlatabildim mi?..
Tanıtabildim mi “fotoğraf”ı?..
Sakın sormayın bana;
“Affedersiniz, bu kim?” diye!..
İnanın, “içimizden biri” dediklerimi, artık ben de tanıyamıyorum;
Acaba, “bunamaya” mı başladım?..
Yoksa;
Onlar mı “budanmaya” başladı?..

Hasan Karakaya 10 Şubat 2004 Vakit