"Derdimizin dermânı"
Yazarımız Mustafa Çelik, Müslümanların sıkıntısını içinde duyarak feryâd ediyor.
Hangi kulağa girip girmediğini bilemem, ama o haykırıyor:
Nerede bunları yazanlar, gelsinler de bütün Müslümanların kâfirlere nasıl esir
olduklarını görsünler. Irakta mümine kadınlara Amerikan conileri tecavüz
ederken iktidar koltukları uğruna, tuğyan stratejileri hesabına şeytan
Amerikaya gülücükler salan Müslüman anne ve babaların yıkık ruhlu-köle fikirli
evlâdlarını görsünler. Hiç kimse bu hususta müstağni davranıp kendisini temize
çıkarmasın. Ümmet şuuruyla hareket eden Müslüman kardeşim! Derdimizin dermanını
öğrenmek istiyorsan Sultânül-Enbiyânın sözünü anlamak için kulak ver ve biraz
eğil. O diyor ki: Müslümanların derdiyle dertlenmeden sabahlayan, onlardan
değildir! (Vakit, 11 Mayıs 04)
Evet, teşhis tam yerindedir. Derdimizin dermanı, ancak Allah Rasulü (sav)
Efendimizi dinlemekle bulunabilir. Bütün ümmetin O Eşrefül-Mahlûkata kulak
vermesi elzemdir. Yoksa, daha sittin sene bu keferenin zulmü bitmez.
O Rasulüs-Sekaleyn (sav) buyuruyor ki:
Allahtan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin Onun rasûlü olduğuna şehâdet
edinceye, namazlarını kılıncaya ve zekâtlarını verinceye kadar insanlarla
savaşmakla emrolundum. Bunları işledikleri zaman onlar, İslâmın hakkı hariç,
benden canlarını ve mallarını korumuş olurlar. Onların (iç halleri) hesabını
görmek Allaha aittir. (Vakit, 29 Aralık 03)
Müslüman devletler ne zaman bu fermâna uygun hareket etmişler, o zaman dünya
hayatları da rahat ve huzur içinde geçmiş. Hulefâ-yi Râşidin, Emeviler,
Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlıların cihad emrine canla başla sarıldıkları
devirler, tarihin şehadetiyle meydandadır. Ne zaman ki İslâm devletleri bu hükmü
terk etmişler, dünya hayatları dahi rezil olmakta gecikmemiştir.
Müslim ve Buhâri gibi Kurandan sonraki en sahih eserlerin naklettiği bu hükmü
görmeyerek, İslâmın cihad emrine kılıf uyduran Müslümanların bulunması da
şaşılacak bir şey değildir. Zira, Allah Rasulü (sav) onları da haber vermiştir.
İmam-ı Nevevînin şu naklini bir doktor okuyucumuz aktarıyor:
Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine çokça Kuranı
okuyanların, Bu zaman cihad zamanı değildir dedikleri bir zaman gelecektir.
Kim bu zamana ulaşırsa, bilin ki bu ne güzel cihad zamanıdır.
Sanki şu içinde yaşadığımız hâli tasvir etmiyor mu? Bugün de bazı Müslümanlar
aynı sözü tekrarlamıyorlar mı? Sahabe-i Kirâm şaşırarak soruyorlar:
Ya Rasulallah! Bunu söyleyecek kimse var mıdır?
Şu cevap acaba vicdanları harekete geçirmeye yetmez mi:
Evet, bu kimse Allahın, meleklerin ve bütün insanların lânetlediği kimsedir.
Zeyd b.Eslem (ra)in rivayet ettiği bu mübarek kelâm, içinde yaşadığımız zaman
dilimindeki Müslüman idareciler için bir tehlike çanı değil midir? Evet, cihad
farizası bütün Müslüman idarecilerin uhdesine yüklenmiştir. Bu zaman cihad
zamanı değildir demek veya Artık maddî cihad kalkmıştır demek, apaçık bir
dalâlettir. Doğu Türkistandan Çeçenistana, Iraka, Filistine kadar pek çok
İslâm mülkü, kâfirler tarafından işgal edilmişken, nasıl cihad zamanı olmaz?
Mütecaviz kâfire karşı kıyamete kadar cihad farzdır. Bütün Müslüman ülkeler bu
vebalin altındadırlar. Müslüman esirler kurtarılmadan, mütecaviz kâfirlerin
azgınlığına darbe vurulmadan ahkâm kesmeye kalkanların kimlikleri ister istemez
tartışma konusu olacaktır.
Fransız yazar Jean Baudrillard bakın ne diyor:
Aslında ABDnin bütün yeryüzünde çekindiği tek yapı, İslâm yapısıdır.(..)
Amerikanın sonu, çok çekindiği bir yapı tarafından olacaktır. Bu yapı İslâm.
(Vakit, 7 Mayıs 04)
Evet, Allahın ipine sımsıkı sarılmış Müslümanlar topluluğu, elbette bunu
gerçekleştirecektir. Bu netice vaad-i İlâhîdir. Biz inancımızı muhafaza edelim,
dinin esaslarını bozmaya kalkan sahtekârlara aldanmayalım. Bir 29 Mayıs sabahı
Osmanlı orduları İstanbul surlarından içeri girerken, cihad emrine uymanın
meyvesini alıyorlardı. Derdimizin dermânını ehil tabibden isteyelim.
Mustafa Kaplan 29.05.2004 Vakit