Cumhuriyet... 80 yıl önce-80 yıl sonra!

Örtü ve istismar
Yıl 1993... Aylardan Ocak... CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Bosna-Hersek’te...
Savaşın en şiddetli günleri...
Baykal, yanında götürdüğü “beyaz başörtüleri”ni dağıtıyor Bosnalı hanımlara...
Diyor ki;
“Bu beyaz başörtüleri, Anadolu’nun sizlere hediyesidir!”
Yıl 2003... Aylardan Ekim... Aynı Baykal, bu defa Çankaya Köşkü’nde... Evet, “Başörtülü hanımların alınmadığı” Çankaya Köşkü’nde!..
Herkesi “samimiyet testi”ne tabi tutan CHP’liler, “samimi olmadıklarını” yine gösterdiler!..
Kimin “istismarcı” olduğu da böylece çıktı ortaya!..

Seksen yıl... Bir insan ömrü için son derece uzun, bir ülke tarihi için oldukça kısa bir zaman dilimi... Bugün “80. yıldönümü”nü kutlayan Türkiye Cumhuriyeti; aslına bakarsanız, bunca “debdebeli kutlama”yı gerektirecek bir yaşta değil!..
Öyla ya;
“80 yıl yaşamayı başarmış olmak”tan dolayı böylesine “şaşaalı” kutlamalar yapmak, ancak ve ancak “kabile devletleri”nde görülür!..
Oysa;
“Türkiye Cumhuriyeti”nin tarihi sadece 80 yılla sınırlı değildir!.. Kökeni çok daha gerilere ve derinlere dayanmaktadır ki; zaten, onu ayakta tutan da bu “kök” ve “ruh”tur!..
ÇANAKKALE’DEKİ RUH!
Bu “ruh”un ne olduğunu anlayabilmek için; çok gerilere gitmeye, çok derinlere inmeye de gerek yok...
Sadece “Çanakkale”ye bakmak bile yeterli...
Dostum Mekki Yassıkaya, piyasaya yeni çıkan bir “hatırat” kitabından sayfalar fakslamış...
Kitabın adı; “1930’lardan günümüze BURSA’da DİNÎ HAYAT... Gördüklerim, Duyduklarım, Yaşadıklarım.”
Yazarı, Bayram Sarıcan.
Düşünce Kitabevi tarafından neşredilen kitabı yayına hazırlayan da Mustafa Öcal...
Bayram Sarıcan, kitabının 113. sayfasında, “Bir Gazi’nin anlattıkları”na yer vermiş...
Şöyle:
Çocukluk yıllarımda her mahallede 2-3 Çanakkale Savaşı Gâzisi vardı. Bunların anılarını dinlemeyi çok severdim. Bir gün bu Gâzilerden birisi, şöyle bir olay anlatmıştı:
“- Günlerden beri istihkâm içindeydik. Ayağımızdaki postalları çıkarıp dinlenme ihtiyacı bulamıyorduk. İâşemiz ve cephânemiz tükenmişti. Fakat tükenmeyen iki kutsal hasletimiz vardı. Birisi îmanımız, diğeri de vatan sevgisi idi. Bunlar bir an dahi olsa kalbimizden çıkmıyor ve tükenmiyordu. Her an; vatan, millet ve îman uğrunda; ya gâzi yahut da şehid olmak istiyorduk.”
“İstihkâmdaki bir arkadaşımız yorgunluktan olsa gerek, 5 dakika kadar uyuklamıştı. Büyük bir telaş ve tehevvürle uyandı. Bize hitâben:
“- Arkadaşlar; Allah nasip ederse ben yarın şehid olacağım, rüyamda şehid olacağımı gördüm. Beni kanlı elbiselerimle önümüzdeki şu yolun kenarına gömün ve başucuma koyacağınız tahtaya şu ibâreyi yazın:
Ey yolcu, benim ölümüme şaşma,
Ben ölmeseydim sen yaşayamayacaktın!..”
Evet; bu ülkenin temelinde işte bu “ruh” var, işte bu “iman” ve işte bu “vatan sevgisi” var!..
Bu “iman” ve “vatan sevgisi” sayesindedir ki, düşman orduları tutunamamış ve “işgal”lerine son verip, bu toprakları terketmek zorunda kalmışlardır!..
Sözün özü;
Onlar ölmeseydi, bizler yaşayamayacaktık!!!
Onlar öldüler ki, bizler yaşıyoruz!..
OTOBÜSTEKİ ŞUH!
Evet, yaşıyoruz... Yaşadıkça da; birçok şey görüyor, birçok olaya tanık oluyoruz.
Meselâ, önceki gün;
80 yıl sonra, “Türkiye’de bir ilk”e tanık olduk!..
“Kürtaj yaşı”nın 17-18’e indiği Türkiye’de, “fuhuş sektörü”nün “mobil” hâle geldiğini gördük!
Düşünebiliyor musunuz;
Bir “halk otobüsü”, içine yerleştirilen “oda”larla, bir “seyyar genelev” haline getirilmiş!..
Gazete, bu “mobil kerhane” olayı üzerine şöyle başlık atmış;
“Bakalım, daha neler göreceğiz?”
Bunları gördükçe, “Çanakkale Şehidi”nin mezar taşına bakıp, sorası geliyor insanın;
Onlar, “bunlar yaşasın” diye mi öldüler?!?..
“Cumhuriyet’in 80. yıldönümü”nün kutlandığı bugün, bu olayın düşünülmesinde ve “gelinen nokta”nın sorgulanmasında yarar var!..
Öyle sanıyorum ki,
“Debdebeli kutlamalar” da, “cafcaflı nutuklar” da, bu “toplumsal travma”yı, insanımızın yaşadığı bu “çöküş”ü örtbas etmeye yetmez!..
İnsanımız çöküyor beyler!..
Göçüyor içten içe!..
“Bunalım” had safhada!..
“Değer”ler, yerlebir!..
İşte geldiğimiz nokta:
“Çanakkale’deki ruh”un yerini “otobüsteki şuh”lar almış!..
Daha, ne diyeyim?..
Olacağı budur!..
Gönüllerine “Allah” sevgisi verilmeyen insanlar kendine yeni “ilâh”lar arar!..
Tabiat, “boşluk” kabul etmez!..
İnsanın “maneviyat”ını alır ve onu “ruh”suz bırakırsanız, doğacak boşluk, “birileri” tarafından, mutlaka “bir şeyler”le doldurulur!..
“Allah”ın yerini alan “yeni ilâh”ın adı; kâh “kadın”dır, kâh “para”dır, kâh “marka”dır, kâh “alkol”dür!..
Ya da;
Bir “şöhret”tir!..
Bir “genç kız” düşünün ki, “tutku” derecesinde hayran olduğu bir “şöhret”e kendini gösterebilmek için, ona “iç çamaşır”larını fırlatıyorsa, o toplum için “çanlar çalıyor” demektir!..
YAŞAYAN TEK ESER!!!
Bir toplum düşünün ki;
80 yıl boyunca birçok “bunalım”lar yaşamış, birçok “kriz”ler görmüş, birçok “kepenk”ler inmiş, “fabrika”lar kapanmış!..
“Umut”lar kararmış, “istikbal”ler sönmüş, “cinnet”ler yaşanmış, “intihar”lara sürüklenmiş insanlar!..
Sadece “ahlâkî değerler” değil, ülkenin bel bağladığı “tesis”ler de yıkılmış!..
İşsizlik, almış başını yürümüş!..
Evet, 80 yıl önce kurulan “Cumhuriyet’in tesisleri” elden çıkmış birer birer!..
Ne hazindir ki;
Her şeyin yıkıldığı, her tesisin kapısına kilit vurulduğu bu ülkede, “bir tek eser”, evet bir tek eser yıkılmamış!..
O, 80 yıldır ayakta!!!..
“Darbesever”leri, “Cumhuriyet nutukçuları”nı ve dahi “Sözde Atatürkçü”leri; arkadaşım Kenan Kıran’ın fotoğrafladığı “80 yıldır ayakta kalan tek tesis” üzerinde ciddi ciddi düşünmeye davet ediyorum!..
O tesisin adı;
“Cumhuriyet meyhanesi”dir!..
Hem de; “Gazi’den beri” yazmaktadır tabelâsında!..
Gerçekten de;
“Düşündürücü” bir durum!..
Düşünüyorum da;
“Cumhuriyet’in 80. Yılı”na dair; “Cumhuriyet Meyhanesi” ve “Seyyar Kerhane”den başka yazacak bir şey gelmiyor aklıma!..
Ne acı ki; Çanakkale’deki, İstiklâl Savaşı’ndaki şehidlerin, “uğrunda öldükleri vatan”da yaşayan “iki sektör” var:
Meyhane ve kerhane!..
Bir tek, onlar ayakta!..
Pardon, az kalsın unutuyordum... “Cumhur”un açlıktan yerlerde süründüğü Türkiye Cumhuriyeti’nde, “saltanat yaşayan” biri daha var:
“Cumhurbaşkanı!”
“80. yılınız” kutlu olsun beyler!..

Hasan Karakaya 29 Ekim 2003 Vakit