“Çağdaş”laşıyor muyuz... “Cahildaş”laşıyor mu?

Hazreti Ömer (r.a.) “müslüman” olduğunu öğrendiği kızkardeşinin evini basıp, onu “öldürmeye” karar verir... Ancak, içeriden duyduğu “ses” üzerine, “müslüman” olur... İşte bu Hz. Ömer, “cahiliye hayatı”nı anlatırken, şöyle der:
“Cahiliye dönemimde yaptığım iki iş var ki; birini hatırladığımda ağlıyor, ötekini hatırladığımda gülüyorum.”
“Güldüğü” olay şudur:
“Her akşam; hamurdan put yapar, ertesi gün öğlen sıcağında da acıkır ve onu yerdik.”
Daha sağlığında iken “Cennet’le müjdelenmiş” olan Hz. Ömer (r.a.), kendisini “ağlatan” olayı da şöyle anlatır:
“Cahiliye dönemimizde; kız çocuklarımızı kendi ellerimizle süsler, onlara en yeni elbiselerini giydirir ve onları diri diri toprağa gömmeye götürürdük.”
“Bir defasında” der Hz. Ömer (r.a.),
“Bunu ben de yaptım!”
Kızını, “dayına götürüyorum” diyerek nasıl elinden tuttuğunu, toprağı nasıl kazdığını, bunu yaparken, sakalının ve elbisesinin tozlandığını, kızının onları elleriyle nasıl “temizlemeye” çalıştığını, “diri diri toprağa gömerken” ise, kızının “Babacığım!.. Babacığım!..” diyerek nasıl ağladığını detaylarıyla anlatır ve “ağlar”dı...
Evet, “Cahiliye Dönemi”ydi o yıllar...
Cahiliye döneminin “Arap”larında, “kız çocuğu”nun hiçbir değeri yoktu...
Bir “utanç” sebebiydi kız çocuğu!..
Ana-babalar;
Ancak ve ancak, kız çocuklarını “diri diri toprağa gömdüklerinde” bu utançtan kurtulabiliyorlardı!..
Çünkü, “ayıplanıyor”lardı!..
Çünkü “aşağılanıyor”lardı!..
“Hor ve hakir” görülüyorlardı!..
KADINLARLA İLGİLİ HADİS-İ ŞERİF’LER
Ne var ki;
Sonradan Hz. Ömer (r.a.)’in de şereflendiği “İslâmiyet” geldi ve kadınları bu “zulüm”den, bu “cinayet”ten kurtardı...
Hem de ne kurtarış...
Mensubu olmaktan “şeref” duyduğumuz İslâm’ın önderi Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, “kız çocukları” ve “kadın”larla ilgili öyle “söz”ler sarfetmiş, öyle “buyruk”lar vermiştir ki, hâlâ “ayrımcılık” yapanların vay haline!..
Fazla detaya girmeden; aynı zamanda bir “Devlet Başkanı” olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Hadis-i Şerif”lerinden birkaçını aktarmak istiyorum:
• “Dul ve hiç evlenmemiş kadınlara yardıma koşan kimse, Allah yolunda mücahid gibidir.”
• “Her kim, iki kız çocuğunu ergenlik çağlarına gelinceye kadar yetiştirir ise, kıyamet gününde gelir ki; ben ve o, şöylece (parmaklarını birbirine bitiştirir) birbirimize yakınızdır.”
• “Her kim, kız çocukları yüzünden imtihan edilir de, onlara iyi davranırsa; onlar, kendisi için cehennem ateşinden koruyan birer perde olur.”
• “İlâhî!.. Ben iki zayıfın; yetim ile kadının haklarını zayi edene günah ilhak ediyorum... Bunların haklarına riayetsizlikten titizlikle menediyorum.”
• “Hiçbir mü’min erkek, hiçbir mü’min kadına buğzetmesin... Şâyet onda beğenmediği huylar varsa, bunlara karşılık hoşnut kalacağı huylar da vardır.”
• “Mü’minlerin imanca en olgunları, ahlâkça en güzel olanlarıdır... Sizlerin en hayırlılarınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır.”
• “Kadınları hiçbir surette dövmeyin. (...) Kadınlarını döven erkekler, sizin en hayırlılarınız değildir.”
Ve, son Hadis-i Şerif:
“Dünya, kendisinden yararlanılacak bir metâ’dır... Onun en hayırlı metâı da saliha kadındır.”
............
Ortada bu “gerçekler” varken... O’nun ümmeti olmaktan şeref duyduğumuz Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunları söylerken...
Ve de;
İnandığımız Allah (c.c.), yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’inde, “Kadınlarınızla iyi geçinin” diye buyurarak, kadınlara verilen değeri böylesine açık ve net ortaya koyarken; söyler misiniz bana, “kadın onuru”nu ayaklar altına alanların yaptıkları nedir?..
Bundan 1400 küsur yıl önce ortaya konulan bu “ölçü”leri görmezden gelecek ve üstelik bunların “yaşandığı” dönemi “Ortaçağ karanlığı” diye reddedecek, sonra da kalkıp, “kadını dışlayan” kendi uygulamalarını “çağdaşlık” olarak yutturmaya yelteneceksin!..
Kim inanır buna?..
SEZER’İN AYRIMCILIĞI!
Sözü, Cumhurbaşkanı Sezer’in yaptığı “son ayrımcılığa” getirmek istediğimi herhalde anladınız...
Doğrusu, Sezer’in tavrını, daha doğrusu “tavır değişikliği”nin sebebini anlayabilmiş değilim...
“Cumhurbaşkanı” seçildiği yıl, son derece “halkçı” idi... O günlerde, “başı açık-başı örtülü” ayrımı yapmaz, bütün kadınları davet ederdi Köşk’teki resepsiyonlara...
Sonraları; “marketlerde alışveriş” pozları vererek, güya “halkçı” görüntüsü sergiledi ama, bir o kadar da halktan koptu!..
Şimdilerde ise, “kimin ve hangi ülkenin cumhurbaşkanı?” dedirtecek kadar halktan kopuk bir çizgi izlemeye başladı.
“Son icraatı”nı biliyorsunuz...
Çankaya’da vereceği 29 Ekim Resepsiyonu için “3 ayrı davetiye” göndermiş milletvekillerine.
CHP’lilere ayrı, AK Partili’lere ayrı, “başı açık bayan milletvekilleri”ne ayrı!..
CHP’lilere, “hanımlarının başının açık olduğunu” bildiği için, “eşlerinizle birlikte gelin” demiş!..
AK Partili’lere;
Sadece “milletvekilinin adı” ile hitap edilmiş...
Yani, “başörtülü” oldukları için “eş”lerden hiç bahsedilmemiş!..
AK Partili bayan milletvekilleri de, “başlarının açık olduğu” bilindiğinden, “eşleriyle birlikte” davet edilmişler!..
El insaf!..
Kadınları böylesine “aşağılamak”, ancak ve ancak İslâmiyet öncesinin “Cahiliye dönemi”nde görülürdü!..
BİR CUMHURBAŞKANI ANAYASAYI ÇİĞNERSE!
Oysa biz, 2003 yılının “Cumhuriye” döneminde yaşıyoruz ve “Cumhur” da “halk” demek!..
“Cumhurbaşkanı” zaten malûm;
“Cumhur’un başkanı” demek!..
Yani;
“Başı açığın” da, “başı örtülü”nün de!..
“Dindar”ın da, “ateist”in de!..
Üstelik, o bir hukukçu!..
Sezer’in “Eski bir Anayasa Mahkemesi Başkanı” olarak gayet iyi bildiği “Anayasa’nın 10. Maddesi” ise, aynen şöyle diyor:
“Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa ayrıcalık tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek ZORUNDADIR’lar.”
Sorarım size;
Sezer, “10. madde”nin neresindedir?..
Kadınları ikiye ayırıp, “sen başörtülüsün, gelme!” demek, “CHP’li aileler”i ise buyur etmek, bir “ayrımcılık” değilse, nedir?..
Hani, “eşitlik” nerede?..
Hani, “adalet” nerede?
Hani, “hukuka saygılı Sezer” nerede?
Söyleyin Allah aşkına;
Bir Cumhurbaşkanı “Anayasayı çiğniyor” ise, cumhur ne yapmaz?!!
Cumhurbaşkanı Anayasa’yı “delerse”,
Cumhur’un “folluğa” çevirmesini hiç de yadırgamamak gerekir!.. Ama yine de “yasalara saygılı” bir cumhurumuz var ki, Anayasa “kevgir”e dönmüyor!..
ÇAĞDAŞ DEĞİL DAĞDAŞ!
Şahsen ben; böyle bir davete iştirak edecek milletvekillerinin; bu tavırlarıyla, “ayrımcılığı ödüllendireceklerini” düşünüyor ve “boykot” etmelerinin “daha onurlu bir tavır” olacağına inanıyorum...
Ama, şunu da söylemeden geçemeyeceğim:
Kadınlara karşı bu tür “ayrımcılıklar” yapıp da, onların “onur”larını inciten, onları aşağılayan ve onlara “Köle Isaura” muamelesi yapanlar; bundan böyle hiçbir yerde ve hiçbir zaman “çağdaşlık” lâfını ağızlarına almasın!..
Çünkü bu tavır;
“Çağdaş” bir tavır değil, ancak ve ancak “cahil” ve “kaba” insanlar arasında geçerli olabilecek “dağbaşı” uygulamalardır!..
Şahsen ben;
“864 rakımlı tepe”de yaşayan Sezer’den çok daha “insanî” bir tavır beklerdim!..
Ne yazık ki;
Kadınları aşağılayan bu tavrıyla, “Cahiliye döneminin Arapları” ile aynı konuma düştü!..
Bundan böyle;
“Eyvahh irtica!” diyenlerin, Çankaya’ya bakmalarında yarar var!..
Çünkü orada;
“Yıl 2003”te, “yıl 603’ler”in zihniyeti yaşıyor!..
“Çağdaşlık” değil,
“Cahildaşlık” bu, cahildaşlık!
 

Hasan Karakaya 21 Ekim 2003 Vakit