Büyük Ortadoğu Projesine Bakış
Amerikan emperyalizminin İslâm
dünyasının tümüne birden şekil verme oyunu olarak lanse edilen Büyük Ortadoğu
Projesi ile ilgili tartışmalar sürüyor. Biz, bu projenin fikri altyapısını
oluşturan ılımlı İslâm modeli geliştirme çabaları ile ilgili
değerlendirmelerimizi daha önceki yazılarımızda ortaya koymaya çalışmıştık.
Bugünkü yazımızda projeyle ilgili genel bir değerlendirme yapmak istiyoruz.
ABDnin Afganistanı işgalle başlayan askeri harekâtı İslâm dünyası üzerinde
yeni bir sömürge düzeni oluşturma amacına yönelik haçlı seferi niteliği
taşıyordu. Zaten Bush da, bunun yeni haçlı seferi olduğunu bir açıklamasında
itiraf etmişti. Sefer Irak işgaliyle sürdü. Ama burada bitirilmesi düşünülmüyor,
Suriye işgaliyle devam ettirilmesi planlanıyordu. Suriyenin işgal edilmesi
durumunda birinci olarak Filistindeki direniş örgütlerinin bu ülkedeki
temsilciliklerinin tamamen dağıtılacağı, ikinci olarak Lübnanın kontrol
edileceği ve böylece İsraile yönelen Hizbullah tehdidinin ortadan
kaldırılacağı, üçüncü olarak da Filistin direnişinin dıştan kıskaca alınacağı ve
böylece sona erdirileceği dolayısıyla işgal devletinin bu konuda tamamen
rahatlatılacağı umuluyordu. Ama ABD, Afganistandaki direniş sebebiyle
askerlerinin önemli bir kısmını bu ülkede tutmak zorunda kaldı. Irakta da ciddi
ve yıpratıcı bir direnişle karşılaşınca askeri operasyonları devam ettirmesinin
kendisini çıkmaza sürükleyeceğini anladı. Bundan dolayı siyasi ve diplomatik bir
atağa geçme ihtiyacı duydu.
Bu açıdan Büyük Ortadoğu Projesi aslında Bushun yeni haçlı seferinin
diplomatik cihetini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Irak işgalinin bir devamı
sayılabilir.
ABD, Büyük Ortadoğu Projesi adını verdiği diplomatik haçlı seferinde insanlara
hoş gelebilecek kavramlardan yararlanmaya böylece kendi çirkin imajını
değiştirmeye çalışıyor. Bu amaçla özgürlük, demokrasi, reform gibi kavramlara
sarılıyor. Arap dünyasına yönelik medyatik saldırı için kurduğu televizyon
kanalını al-Hurra (Özgür Kanal) olarak adlandırması da bu yüzdendir. Çünkü ABD
bu projeyi, yönetimlerden ziyade halklara kabul ettirme çabası içinde olduğu,
yönetimlerde ise demokrasi ve özgürlük tabanlı ciddi reformlar gerçekleştirme
arzusu taşıdığı intibaı vermek istiyor.
Ancak ABD, bu projeyi hayata geçirmede ciddi sıkıntılarla karşı karşıya gelecek
ve büyük ihtimalle başarılı olamayacaktır. Çünkü proje temel felsefe itibariyle
özellikle Ortadoğu olarak kabul edilen Arap dünyasındaki mevcut yönetimleri
karşısına almaktadır. Söz konusu yönetimlerin projeye tepki göstermeleri bu
yüzdendir. Bu durumda projenin onlara rağmen hayata geçirilmesi gerekir. ABDnin
bunun için yararlanabileceği iki unsur olabilir: Kendi gücü ve halklardan
gelecek destek. Halklar her ne kadar başlarındaki yönetimlerden memnun olmasalar
da bu yönetimlere karşı ABD ile işbirliğine ve Afganistanda, Irakta Moğollar
gibi kan döken, yıkım gerçekleştiren Amerikanın dayatacağı değişime sıcak
bakmamaktadırlar. ABDnin sürekli abartılan kendi gücü ise dayatma etkisini
yavaş yavaş kaybetmektedir.
Ahmet Varol 10 Mart 2004 Vakit