BURASI TÜRKİYE

09 Haziran 2004 Çarşamba
 

Türkiye öyle bir ülke ki, bazen yaşananlara akıl sır ermiyor. Çelişkiler ayyuka çıkmış durumda. Standartsızlık diz boyu.

Bir olayı o gerçekleştirirse ''suçlu'' oluyor...

Diğeri gerçekleştirirse ''masum'' statüsüne giriyor!

Kurallar genellikle keyfi. Üstelik, kişilere göre son derece farklı işliyor!

Bunların en çarpıcısı önceki gün yaşandı. Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos Anhandoni, dini kıyafetleri ile mahkeme salonuna girdi. Elinden asasını biran için düşürmedi. İfadesini verdi ve çıktı.

Bunu pek yadırgayan olmadı...

Genellikle son derece ''normal'' karşılandı.

Şimdi bir de bizim Diyanet İşleri Başkanımızın dini kıyafetle mahkemeye gittiğini düşünün!...

Hiç şüpheniz olmasın yer yerinden oynardı. Türkiye, alabildiğine gerilirdi. Dört bir yanımız ''yangın yerine'' dönerdi. Sivil toplum kuruluşları, açıklama yapmak için sıraya girerlerdi. Döviz fırlar, borsa düşerdi. Gazetelerimiz, olayı manşetten verip, feryadı basarlardı:

''Ne oluyor, nereye gidiyoruz? Laik Türkiye Cumhuriyeti, din devletine mi çevrilmek isteniyor ?''

Ama, söz konusu Patrik olunca, kimse sesini çıkartmadı.

Boşuna demedim, ''Burası Türkiye'' diye. Demek ki, bu ülkede kimsenin sesini çıkarmaması için ''papaz cübbesi'' giymek gerekiyor!

* * *

İlginçtir, ama bizde ''papaz cübbesi'' kamusal alan tarifini bile değiştiriyor!

Bundan aylar önce, Yargıtay'a başörtüsü ile giden bir bayan içeri alınmamıştı.''Burası kamusal alandır'' denilmişti:

- Başörtüsü ile girilmez.

Benzeri olaylar çeşitli kurumlarda da tekrarlandı.

Hep aynı gerekçe ortaya konuldu:

- Başörtüsü bir dini simgedir.

İyi de, Patrik Bartholomeus'un giydiği ne? Eşofman mı, yağmurluk mu, yoksa pardösü mü?

Elbette değil.

Rum Patriği'nin üzerinden hiç çıkarmadığı cübbe, ''dini kıyafet'' olmuyor. Başörtüsü ise, ''dini simge'' sayılıyor.

Çünkü, burası Türkiye!

* * *

Yetmiyor, bu kadarla da kalmıyor...

Patrik, mahkemede bakın ne diyor:

- Patrikhane, Türkiye'deki tüm Ortadoksların en üst makamıdır. Bu nedenle, Bulgar Ortadoks Kilisesi'nin de başkanıyım. Bu kilisenin papazı Konstantin Kostof, tüm ikazlarımıza rağmen, ayinler sırasında ismimi anmamakta ısrar etmiştir. Bunun üzerine ruhani yetkileri elinden alınmıştır.

Patrik, Lozan'a kafa tutuyor!

Adı üstünde, kendisine bağlı kuruluş, Fener Rum Patrikhanesi. Yani Bartholomeus, Türkiye'deki Rumların ruhani lideri. Bütün Ortadoksların değil.

Kendisine verilmeyen yetkileri kullanmaya çalışıyor.

Tabii, dahası da var. Kendisini evrensel anlamına gelen ''Ekümenik'' sayıyor. Oysa, Lozan Anlaşması böyle demiyor. Patrik'in umurunda mı? Lozan'ı ayaklar altına almaya devam ediyor!

Herhalde, giydiği cübbenin şahsına koruma sağladığını düşünüyor.

Haksız olduğu söylenebilir mi?

* * *

O ne yaparsa yapsın, bu ülkede kimse sesini çıkartmıyor.

Tersine, ''Aman kırılmasın, aman gücenmesin'' diye elden gelen yapılıyor. İlaveten, Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması için çalışılıyor. Çünkü, ABD ve AB öyle istiyor.

Ruhban Okulu'nu açacağız ve onlara yaranacağız!

Sonra da karşılarına geçip, ''İşte demokrasi, işte insan hakları'' diyeceğiz.

Belki o zaman AB'den ''müzakere tarihini'' koparabiliriz!

Güzel, hoş da...

Demokrasilerde ve insan haklarında çifte standart olur mu?

Bu ülkede ''insan hakları'' denildiği zaman, sadece azınlıklar mı akla geliyor?

Papazlar layusel olacaklar, istediklerini yapacaklar, diledikleri gibi davranacaklar. Müslüman din adamları ve vatandaşlar ise belli kalıplar içinde yaşamaya mahkum olacaklar!

Boşuna demedim, ''Bu ülkede yaşananlara akıl sır ermiyor'' diye...

Haksız mıyım?

Emin Pazarcı Haber Vitrini