Bugün sadistliğim tuttu... İncitmeyeceğim!

Sadist ve “mazoşist”in hikâyesini bilir misiniz?.. Ama, hikâyeye geçmeden önce, bu kavramların ne mânâya geldiğini hatırlatalım... Sadist demek, “işkence yapmaktan zevk alan insan” demektir!..
“Mazoşist” ise, tam tersi... O da, “işkenceden zevk alan insan” demek!..
İşte bu “sadist”lerden biriyle “mazoşist”lerden birisi, her nasılsa bir araya gelmişler.
Sadist demiş ki;
“Seni öyle bir döverim, öyle bir işkence ederim ki, dünyan kararır!”
Mazoşist, “hadi” demiş;
“Vur bana!.. Morart her yanımı!”
Adam “sadist” ya;
Mazoşiste “o hazzı tattırmamak” için, elini bile kaldırmamış!..
Dolayısıyla;
Bir başka şekilde tatmin etmiş “işkence” arzusunu!..
REKTÖRDEN “İNCİ”LER!
İtiraf etmem gerekirse; bazen benim de “sadist” olasım geliyor!..
Tabiî; “işkenceden haz alan” mazoşistlere o hazzı tattırmamak için!..
Alın işte;
İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, önceki gün “faks” çekmiş.
“Cumhuriyet Bayramı’nı kutlama mesajı”nı göndermiş!..
Böyle bir mesajı “kullanmayacağımızı” bile bile, bir insan niye geçer bu mesajı?..
Ya “sadist”liğinden, ya “mazoşist”liğinden!..
Mesajı geçiyor ki;
“Saçmalık”larını okuyacak ve çılgına döneceğiz!.. Aklı sıra, bize bu yolla “işkence” etmiş olacak ve böyle “tatmin” edecek kendisini!..
Ya da;
Bu “tezgâh”a düşüp, kendisine “sert cevaplar” vermemizi bekliyor ki, “silkeleme”mizden zevk alsın!..
Hayır;
Ona bu fırsatı vermeyeceğim!..
Öyle ya;
Onun “mazoşist damarları” kabarmışsa, benim de “sadistliğim” tuttu bugün!..
Cevap vermeyeceğim.. Ki, kendi “kin ve öfke”sinde çırpınsın dursun!..
Yalnız, bilesiniz diye, birkaç “inci”(!)sini aktarmak istiyorum:
Diyor ki;
Cumhuriyet’le birlikte “hanedan egemenliği”nden “halk egemenliği”ne, “Arap alfabesi”nden “Lâtin alfabesi”ne, “uygar dünyanın benimsediği giyim tarzı”na, “Şeriat kökenli dini hukuk”tan, “çağdaş ve laik pozitif hukuk düzeni”ne geçilmiştir!!!
“SEN” NEREDESİN?
“Deve”ye sormuşlar;
“Boynun neden eğri?”
Cevap vermiş;
“Nerem doğru ki?”
Rektörün “saptama”ları da o hesap... Söyleyin Allah aşkına, bunların neresini düzelteyim ben?..
Tamam, bunların hepsine “geçildi” de, “sen” nesin ve “nerede”sin?..
“Sana ait” ne var ortada?..
Alfabeni “Lâtince” yapmışsın, kıyafetini “Batı”ya göre düzenlemişsin!..
İyi de;
“Sana ait” olan, “bu da benim” diyebileceğin ne kaldı geriye?..
“Hukuk”un yabancı, “kıyafet”in yabancı, “harf”lerin yabancı!..
Geriye, bir tek “halk” kalıyor ki; ona da sen yabancısın!..
Kalkmış, bir de “halk egemenliği”nden söz ediyor!..
Hangi egemenlik?..
Halkın “yüzde 78’i”nin, “başörtüsü serbest olmalı” dediği bir ülkede; o halk, “başörtüleri” ile Meclis’e, “okul”lara ve son olarak “Çankaya resepsiyonu”na giremiyorsa, hangi “halk egemenliği”nden dem vuruyorsun?..
Biliyorum;
Bu ifadeler, “beklediğiniz” cevaplar değil!.. Siz; benden, “ağzımdaki baklayı” çıkarmamı ve “hakaret dolu cümleler” kullanmamı bekliyorsunuz!..
Ama, hayır;
Bugün, “sadistliğim” tuttu!.. Size “o hazzı” yaşatmayacağım Bay Rektör!..
Dövmeyeceğim de, sövmeyeceğim de!..
“Kırbaçlanmak”tan zevk alan “mazoşist”ler gibi, “haz çığlıkları” atmaya hazırlansanız da, bu zevki tattırmayacağım size!..
Kusura bakmayın;
Benimki de böyle bir “sadistlik” işte!.. Ben de; işte böyle, “cevap vermeyerek işkence etmekten” zevk alıyorum!..
Bakın, sustum işte!..
SEZER... DEĞİŞEN NE?
Dedim ya, bugün “sadistliğim” tuttu... Dolayısıyla; “davetiye skandalı”ndan dolayı kendisine yönelik “medya taarruzları”na sessiz kalan ve bir anlamda bu “eleştiri işkencesi”nden zevk alıyor gibi bir izlenim oluşturan Sezer’e de cevap vermeyeceğim!..
Önceki gün; sadece “birkaç AK Partili”nin katıldığı ve dolayısıyla “CHP daveti”ne dönüşen “Reception”da, sorular üzerine şöyle demiş Bay Sezer:
“Bu benim şahsî resepsiyonum değil, devletin resepsiyonudur!!! Devletin nitelikleri belli... Anayasa’da bunlar aktarılmış!.. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir... Son zamanlarda bu laik niteliklere yönelik tavırlar sergilenmek istenmektedir. Ben bunlara fırsat vermem!.. Nitekim Almanya, Fransa cumhurbaşkanları da aynı şeyi yapmıştır!”
Hayır, “cevap”la bile düzeltilmez bu “eğrilik”ler!..
Dolayısıyla, cevap vermeye gerek görmüyorum... Ama, bir “Molla Kasım” çıkar ortaya ve şunları sorabilir Bay Sezer’e:
“Bu resepsiyon devletin resepsiyonu idiyse, bundan önceki resepsiyonlar sizin şahsî resepsiyonunuz muydu?”
Öyle ya;
Daha önceki resepsiyonlarda böyle bir “ayrımcılık” yoktu!..
“80 yıldır” da yoktu böyle bir uygulama!..
O halde, sorarlar adama;
“Devletin nitelikleri” mi değişti, yoksa “Sezer’in öncelikleri” mi?
“Son 1 yıl”da ne değişti?..
AVRUPA VE ÖRTÜ
Sezer’in sözleri, kendi içinde öyle bir “tezat” dolu ki; pazara çıkarıp “haraç-mezat” satmaya kalksan, kimse yüzüne bakmaz!..
Şu hâle bakın;
Cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselen bir zat, “Nitekim Almanya ve Fransa cumhurbaşkanları da aynı şeyi yapmıştır” diyebiliyor!..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da sormuyor;
“Sayın Sezer; Almanya ve Fransa cumhurbaşkanları elbette tavır alacak başörtüsüne karşı!.. Çünkü onlar, Hıristiyandır!.. Ama siz, halkı Müslüman bir ülkenin cumhurbaşkanısınız!!!
Dolayısıyla;
Onlar gibi davranamazsınız!.. Bu inceliği bile algılayamazsanız, bir gün soruverirler size; hangi ülkede, kime karşı mücadele ediyorsunuz?”
Kaldı ki;
“Avrupa” denilen kıta, sadece Almanya ve Fransa’dan ibaret değil!..
Hollanda var, Belçika var!..
O Belçika ki;
Anayasasının 17. maddesi aynen şöyledir:
“Topluluk tarafından düzenlenen eğitim tarafsızdır. (...) Okullar, mecburi eğitim döneminin sonuna kadar, devlet tarafından tanınan dinlerden birinin eğitimini verirler!”
Hollanda yasaları ise, “her türlü ayrımcılığı” yasaklıyor!..
Bir de İngiltere var... “Başörtüsü” de, “kippa” da, “türban” da serbest İngiltere’de!.. Bırakın okulları; hastane gibi “kamusal alanlar”da çalışanlar bile “dinlerinin emri doğrultusunda” giyinebiliyor!..
Sezer’in “delil” diye sunmaya çalıştığı Almanya’da bile, yasalar “başörtüsü”nden yana!..
Sadece “Fereşta Ludin” olayını ve Bavyera Eyaleti’nde; “3 başörtülü Türk hanım”ın, ellerinde telsizleriyle halen “sivil güvenlik görevlisi” olarak görev yaptıklarını hatırlatıyorum Bay Sezer’e!..
ONLAR DA LAİK
Bir hatırlatma daha:
Siz, “Anıtkabir özel defteri”ni imzalamak için geldiğiniz kürsüde, elinize “su bardağı”nı alıp, milyonlarca “oruçlu”yu hiçe sayarak “lıkır lıkır su” içerken, Avusturya Başbakanı Michael Haupl ile ABD Devlet Başkanı Bush, ülkelerinin “kamusal alan”larını “Müslüman”lara açıyor ve onlara “iftar daveti” veriyordu!..
Evet evet;
Avusturya’nın “hükümet binası”nda, Amerika’nın “Beyaz Saray”ında; hem de “başörtülü, sarıklı, cübbeli” Müslümanlar “iftar” ediyor ve o mekânlarda “Kur’an-ı Kerim” okunuyordu!..
Peki, sormak gerekmez mi;
Onlar da “laik” olduğuna göre; siz Sayın Sezer, acaba siz “neci”siniz ve “neyin peşinde”siniz?..
Söylenecek söz çok... Ben, ağzımdaki baklayı çıkarmasını da bilirim...
Ama, susmayı tercih ediyorum...
Ki, o hazzı yaşayamasınlar!..
Bu da;
Benim işkence metodum!..
Olacak ya;
Bugün, “sadistliğim” tuttu!..
 

Hasan Karakaya 31 Ekim 2003 Vakit