Bu ne “ikiyüzlülük”tür... Anlayan beri gelsin!

İkiyüzlülüklerden, çifte standartlardan bıktım, usandım... Özellikle malûm medyanın tavrı, aynen “keser” gibi... “Hep bana, hep bana!” deyip, sürekli kendine yontuyor!..
Bir “testere” olup da, “bir sana, bir bana” demeyi bir türlü beceremediler!..
“Genlerine uygun” bir haber bulduklarında, balıklama atlıyorlar!.. Ama, “işlerine gelmeyen” bir olayı görmezlikten gelmede üstlerine yok!..
KİM BUNLAR?
Bu tavırları, zaman zaman kuşkuya düşürüyor beni... Soruyorum kendi kendime:
“Acaba kim daha dürüst?”
Fransa’daki “Şirak” mı, yoksa medyadaki acemi “çırak”lar mı?..
Öyle ya;
Şirak, adı üstünde Hıristiyan!.. Adam, nihayetinde “kendi dinini” korumaya-kollamaya çalışıyor!..
İyi de;
Bizim “acemi çırak”lara ne oluyor ki; bir “Sazan” gibi balıklama atlıyorlar Şirak’ın gerekçelerine?..
Ne yani; Fransa’nın derdi, sizi mi gerdi?..
Hem “Ben de Müslümanım” diyeceksin, hem de “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” isteyeceksin!..
Yok öyle yağma!..
İll⠓İslâm”a saldıracaksan; ya “din”ini değiştir, ya da bu “kin”den vazgeç!..
“Başörtüsü”ne karşı savaş açan sen!..
“İHL ve İlâhiyat” istemeyen sen!..
“Kur’an Kursu Yönetmeliği” için, “Türkiye’yi Ortaçağ karanlığına (!) götürmek istiyorlar” diye yaygara koparıp, yönetmeliği yürürlükten kaldırtan sen!..
Her “Kurban Bayramı” arefesinde kampanyalar başlatıp, “Kurban kesme özgürlüğü”nü kısıtlatan yine sen!..
Bununla yetinmeyip;
Koskoca Boğaz’ın sularını bilgisayarda “kırmızı”ya boyayıp, “Boğaz’ı kan bürüdü” diye alçakça yalanlar savuran yine sen!..
Söyle be kuzum;
“Nesin” sen?..
“Kilise Papazı”nın dediği gibi; “Müslüman” olsan, Noel’i kutlamazsın!.. “Hıristiyan” olsan “Rahibenin kıyafeti”ne saygı duyarsın!..
Sahi, “nesin” sen?
Bir “Siyonist” mi,
Yoksa “Ateist” mi?..

HADİ, YAZSANA!
Bakıyorum da, çarşaf çarşaf “Noel turları”nın ilânları var gazetende!.. “Noel Gecesi” için süslenecek “çam”ların fiyatı kaçadır, “hindi”ler; hangi markette kaç paradır, “Noel Gecesi” hangi eğlence mekânı veya otelde kaça geçirilir?.. Hepsi listeler halinde, senin gazetende!..
Ama “Ramazan” veya “Kurban” bayramına gelince; ya “irtica”yı hortlatıyorsun, ya da “Ortaçağ edebiyatı”nı zortlatıyorsun!..
Senin gazetende, hiç görmedim ben; “Bu kurbanlıklardan biri de sizin için” diyen sevecen bir başlık!..
Ama, “Noel hediyeleri” olarak “iç çamaşır”ından “parfüm”üne kadar her şeyi sıralıyor ve tam sayfa tanıtıma, “Biri, sizin için!” diye başlık atıyorsun!..
Söyle be kuzum;
“Nesin” sen?..
Parayla tutulmuş “lejyoner” mi,
Yoksa gönüllü bir “misyoner” mi?..
Bir “Atatürk anıtı”nın yanından geçen “çarşaflı” veya “başörtülü” bir kadını kare kare görüntüleyip, “Atatürk Türkiye’si bu hallere geldi” diyerek, alçakça provokasyona soyunan sen, marketlerde “görücü”ye çıkarılan “çam”ların üzerindeki “kilise çanları”nı ve de aynı marketlerde salıncağa kurulup sallanan, “Noel Baba” kılığına girmiş zırtabozları görmezden geliyorsun!..
Hadi, başlık atsana;
“Atatürk Türkiyesi, Hıristiyanların işgali altında!” desene!..
Ama, diyemezsin!..
Çünkü, “ikiyüzlü”sün sen!..
Ne ikiyüzlüsü,
Düpedüz “yüzsüz”ün tekisin!
Eğer yüzün olsa; çıkardığın gazeteyi, öyle veya böyle bir “Müslüman”ın okuduğunu düşünür, hiç olmazsa, onun inancına saygı gösterirsin!..
Sende o da yok!..
Şaşarım ki;
“Allah” diyen, yönünü “Kıble”ye dönen insanlar; para verip, hâlâ senin gazeteni alıyorlar!..
Onları da merak ediyorum!..
Onlar da; ya “gaflet”te olmalı, ya da kendine sövülmesinden zevk alan birer mazoşist!..

CHIRAC BAŞTACI RAU TU KAKA!
Evet; medyanın sergilediği “ikiyüzlülük”lerden de, “çifte standart”lardan da bıktım, usandım!..
Hatta, bazen “iğrenerek” izliyorum bu yüzsüzlüğü!..
Tabiî, sebepsiz değil!..
Hele gözünüzün önüne getirin 18 ve 19 Aralık tarihli gazetelerin manşet ve sürmanşetlerini...
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, “Türbanın yasaklanmasını istiyorum” şeklindeki sözlerini, adeta orgazm hali içinde sunmuşlardı!..
Ama, dün baktım;
“Alman Cumhurbaşkanı”nın sözleri; ya hiç yok ya da iç sayfalarda minnacık yer almış!..
Niye?..
Çünkü, işlerine gelmiyor!..
Oysa, Alman Cumhurbaşkanı Johannes Rau; Alman 2. televizyon kanalı ZDF’nin “Berlin Direkt” adlı programında “okkalı lâflar” etmiş.
Demiş ki;
“Dinî sembollerle ilgili konuları tartışırken dikkatli olunmalı!.. Dinî sembolleri üzerinde bulunduran bir öğretmene, illâ da öncü gözüyle bakılmamalı!..
Özgürlük için, bütün dinlere eşit yaklaşılmasından yanayım!..
Okullarda, Müslüman öğretmenlere başörtüsü yasağı getirilirse, okullardaki haçların da kaldırılması gerekir!”
Buyrun!..
Chirac da Hıristiyan, Rau da Hıristiyan!..
Chirac da laik, Rau da!..
Elbette “başörtüsü” ile “haç” aynı şeyler değil!.. Birisi “dinin bir emri”, öteki çağrıştırıcı bir sembol!..
Tıpkı; “cami” ve minaredeki “hilâl” amblemi gibi!..
Minaredeki “hilâl” ambleminin yasaklanması, “dinin özüne bir müdahale” sayılmaz!..
Ama, “cami”nin kendisine yasak gelirse, işte orada “dine müdahale” vardır!..
“Başörtüsü”nün yanında, “Haç” da böyledir!..
Başörtüsü, “İslâm’ın bir emri”dir... Dolayısıyla, ona müdahale, “doğrudan İslâm’a müdahale”dir!..
Ama “Haç”, minaredeki “Hilâl” mesabesindedir ki; yasaklanması, “Hıristiyanlığa müdahale” sayılmaz!..
Fakat, yine de;
Rau, “Örtüyü çıkartırsak, Haç’ı da kaldırmalıyız” diyor ki; bu tavır Chirac’ın tavrından çok daha “namusluca”dır!..
Hatta;
“Bütün dinlere eşit yaklaşılmasından yanayım” sözleriyle, Chirac’tan çok daha “demokrat” ve “özgürlükçü” olduğunu ortaya koymaktadır!..
Ne var ki;
Chirac’ın sözlerini “başlarının üzerine” koyan malûm medya, Rau’nun sözlerini, adeta “yokluğa mahkûm” etti!..
Tabiî, beni de sinir ettiler!..
Siz olun da,
Sinirlenmeyin böyle ikiyüzlülüğe!..
Gelin de, iğrenmeyin bunlardan!.

PROF. ÇORAPÇIOĞLU OLAYININ ÖTEKİ YÜZÜ
Sadece bu yazdıklarım da değil...
Prof. Dr. Mehmet Yavuz Çorapçıoğlu olayında da “ikiyüzlü” davrandılar!..
Biliyorsunuz;
25 Aralık 2003 tarihli Vakit’te, “İnterpol tarafından aranan” Prof. Çorapçıoğlu’na, hem de Sezer tarafından “TÜBİTAK Hizmet ve Teşvik Ödülü” verildiğini duyurmuştuk!..
Olayın özü şuydu:
Prof. Dr. Mehmet Yavuz Çorapçıoğlu, ABD’de görev yaptığı sıralarda bir “kaçamak” yapmış ve bu “gayrimeşru ilişki”den bir çocuğu dünyaya gelmiş, Çorapçıoğlu da bu çocuğu Türkiye’ye kaçırmıştı!..
“Gayrimeşru ilişki”de bulunduğu Amerikalı kadının şikâyeti üzerine de, “Interpol” devreye girmiş ve “görüldüğü yerde yakalanması” için bülten çıkarmıştı!..
İşte böyle bir zat;
Hem de Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer’in elinden “Hizmet ve Teşvik Ödülü” alıyordu!..
Her nasıl oluyorsa;
TÜBİTAK da, Brezilya’da “altın madalya” kazanan İstanbul Özel Fatih Lisesi öğrencilerinin sunduğu projeyi “özgün” bulmuyor ve fakat, “Interpol’ün aradığı” bir profesöre “Hizmet ve Teşvik Ödülü” veriyordu!..
Bilemiyorum;
Hangi “hizmet”ini ve hangi “beceri”sini “teşvik” ediyorlar!?!
Neyse... Asıl yazmak istediğim bu değil..
Efendim, yeni yeni öğreniyoruz ki;
Halen Füsun Koroğlu ile evli olan Prof. Yavuz Çorapçıoğlu’nun, “birbirimizi çok sevdik” deyip de “gayrimeşru ilişki”ye girdiği kadının adı Sharon Roosevelt”miş!..
Kadın, bizim profesöre demiş ki;
“Kocamla anlaşamıyorum... 13 yıldır süren beraberliğimizi de bitirmeye hazırlanıyorum!”
Sonra?..
Sonra, bu beraberlikten, 8 Kasım 1999’da Derran Yavuz adlı bir oğulları gelmiş dünyaya!..
Aaa, o da ne?..
Meğer, “damızlık” olarak kullanılmış bizim profesör!.. Kadının kocası, “kısır”mış, iyi mi?..
İşin garibi;
Karısının “ilişki”sini de biliyor ve hatta teşvik ediyormuş karısını!..
Sonra?..
Derran doğup da, “20 haftalık” olunca; Sharon, almış bebeği, sırra kadem basmış!..
Bizim profesör anlamış ki;
Kadın, “çocuk sahibi” olabilmek için yanaşmış kendisine!.. Meğer; o “seviyorum” lâfları filan palavraymış!.. Meğer, “çocuk” yapacağı “damızlık” peşindeymiş.
Olunca da, yüzüstü bırakmış profesörümüzü!..
Eee, “bilim adamı”mız da boş duracak değil ya!.. Düşmüş peşlerine, bulmuş izlerini!..
Derran’ı kaptığı gibi, ver elini Türkiye!..

HALİM AL’A KUS PROFESÖRE SUS!
Olay, özetle böyle... Bu olayın “medya boyutu”na gelince!..
Hepsi de biliyor bu olayı... Ama, hiçbirinde “tık” yok!..
Hatırlıyorum da;
Özellikle 1997’nin Mart ayında büyük bir yaygara koparmışlardı... Evet, Vesile ve Ayşegül kardeşlerin babası Halim Al’a karşı!..
Dünya Kiliseler Birliği, CHP, medya ve kadın kuruluşları el ele vermiş, “Bremen Mızıkacıları” gibi bağırıyorlardı:
“Vesile ve Ayşegül, İzlandalı anneleri Sophia Hansen’e verilmelidir!”
Resmen “kampanya” yürütüyorlardı!..
Niye?..
Çünkü, Vesile ve Ayşegül kardeşler, “tesettür”e bürünmüşlerdi... Babalarıyla birlikte “İslâmî bir yaşantı” sürüyorlardı!..
İşte buna tahammülleri yoktu!..
Onları “başörtülü” görmektense, “Hıristiyan anne”leriyle birlikte olmaları daha iyiydi!.. Zaten, “Dünya Kiliseler Birliği” de böyle olsun istiyordu!..
Sonunda; anne, AİHM’de dâvâ açtı ve kazandı... Tarih, 23 Eylül 2003...
En son gelişme nedir, bilmiyorum...
Ama;
Ayşegül ve Vesile, epey büyümüş olmalı!.. Biri 21, diğeri 22 yaşlarında iki genç kız oldular ki, belki evlenmişlerdir!.. Eğer evlendilerse, Allah mesut etsin...
İyi de;
O günlerde “ana yüreği” edebiyatı yapıp, Sophia Hansen’in yanında yer alanlar bugün nerede?..
Niye aynı yaygarayı koparıp da yüklenmiyorlar Prof. Yavuz Çorapçıoğlu’na?..
Hadi, deseler ya;
“Buna ana yüreği dayanmaz!.. Bir çocuğun yeri, anasının yanıdır!”
Hayır, diyemezler!..
Çünkü;
Prof. Yavuz Çorapçıoğlu, Ayşegül ve Vesile’nin babası Halim Al gibi, “İslâmî kimliği” ön plâna çıkmış bir baba değildir!..
Yani, “kendilerinden”dir!..
O halde sus!.. O halde görme!.. O halde kurcalama!..
İşte ben, bu “kafa”dan nefret ediyorum!.. “Çifte standartlı” bu kafadan!..
Öyle bir “kafa” ki;
“Yerli” olan her şeye düşman!.. “Din”e düşman, “dindar”a düşman!.. “Kilise”ye dost, “Cami”ye düşman!.. “Noel” için kesilen “hindi”ye dost, Allah rızası için kesilen “kurban”a düşman!.. “Papaz”a dost, “imam”a düşman!..
“Noel”e dost,

Hasan Karakaya 29 Aralık 2003 Vakit