Bu Vebalin Altından Nasıl Kalkacaklar ?
 

Hatırlanacağı gibi birkaç haftadır „Zalim ve mazlum“ kavramları üzerinde, bir fikir oluşturmaya çalışmıştık. Bu nedenle gündemden ve gündemdekilerden bir müddet ayrı kaldık. Esasında haftalık çıktığımız için, gündemi yakalamak pek de kolay olmuyor.

Bugün dünyanın pek çok yerinde müslümanlar inançlarını yaşamak, bağımsızlıklarını kazanmak ve özgürlüklerini elde etmek için, istenilen düzey ve seviyede olmasa da kurtuluş mücadelesi vermektedir. İstenilen düzeyde olmayışını şunun için söylüyorum; Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik bir türlü sağlanamıyor. Ümitsiz vaka gibi duruyor önümüzde.

Böyle olunca da istenilen bağlamda mücadele verilemiyor. Mevlâ´mız Kur´an-ı Kerim´in bir çok ayetinde, birlik ve beraberliği vurgularken, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)´de bu konuda sünneti ile bize yol gösteriyor. Müslümanlar bu naslara kulak asmıyor. Adeta Mevlâ´mıza ve Peygamberimiz´e kafa tutuyor. Allah´a ve Peygamber´e isyan ederek kendini çıkmaza sokuyor.

İslam, insanlar için Allah´ın koyduğu bir nizam, bir sistem ve bir dünya görüşüdür.

İslam, insanlara yol göstermek, bütün beşeriyete önderlik ve kumanda etmek için gönderilmiştir. Allah´ın tevcihatı budur! Ya bu nizama uyarak bu badireden hep beraber kurtulacağız, ya da küfür sistemlerinin girdabında boğulmaya devam edeceğiz. Başka yolu, başka çıkarı yok!

Bugün bizim yaşamakta olduğumuz ve adına da İslam dediğimiz cahiliyyeden başka bir şey değil. Müslümanlar ne çekiyorlarsa içinde yaşadıkları bu bozuk düzenlerden, hasta sistemlerden çekiyor. Zira bu bozuk düzenler insanları Allah´ın dininden uzaklaştırıyor.

Bu nedenledir ki, müslümanlar asırlardır huzur yüzü göremez oldular. Huzur, müreffeh, özgürlük, kardeşlik, birlik ve beraberlik kavramlarına hasret kaldılar. Bugün, müslümanlar bu kavramları dışarıdan ithal etmeye çalışıyorlar. Kendilerini bu zelil duruma getiren düşmanlarından öğrenmeye çalışıyorlar.
 

Bizler bugün dinimizin gerektirdiği şekilde yaşayamıyoruz, yaşatmıyorlar. İnanç özgürlüğümüz yok. Bizlere kâfir kanunlarla hükmediyorlar. Beşerî olan bu kanunlara  Uyun! diyorlar. Uyun ki mesud ve bahtiyar olasınız! diyorlar. Müslümanlar da hiç sorgulamadan bu tuzaklara düşüyorlar!

Büyük şeytan Amerika kafasından müslümanlar için, bir din, bir Şeriat koyuyor, yeni bir İslam toplumu, yeni bir yaşam biçimi çiziyor. Ve diyor ki: İşte İslam budur, İslam toplumu böyle olur!

Bizim dediklerimize uyarsanız, iyi müslüman, medenî toplum olursunuz. Yoksa size huzuru haram eder, yaşam hakkı tanımam! Ne kadar yerli işbirlikçiler, siyaset bilimcileri, medya patronları, köşe yazarları, proflar vs. ne kadar buldog varsa, tekmili birden hemen kamuoyu oluşturuyorlar. Siyasetten eğitime kadar ne varsa bu isteğe göre ayarlanıyor. Yöneticiler, Derhal, emrin olur! diyerek, bir köpek sadakatıyla uygulamaya koyuluyorlar. Müslümanlar, bu dayatmaları kabul etmeyince de Terörist oluveriyorlar, ya da böyle sayılıyorlar. Bu defa da büyük şeytan Amerika Teröristlerin kökünü kurutacağız! diyor. Yani?

Bir başka ifade ile müslümanların kökünü kurutacağını ifade etmiş oluyor.

Amerika ve yandaşları haçlı seferlerini başlattılar. Bu sloganla (terörist) müslüman ülkelere saldırdılar, taş üstünde taş bırakmadılar... Kitle imha silahları kullandılar... Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve masum insanlar öldüler... Mâbedler ve hastaneler bombalandı...

Dünya sağır, dünya kör!.. Bütün bunlardan daha vahimi Amerika ve yandaşları bu cinayetleri işlerken, müslümanların başlarındaki kâfir yöneticilerden faydalandılar. Afganistan´a girerken Pakistan´dan yardım ve destek aldı. Pakistan, topraklarını, havakoridorunu açarak ve lojistik destek sağlayarak kâfirlerin yerinde yer aldı. Müslüman (!) Pakistan halkı kardeşlerinin öldürülmelerini seyretti. Irkçı katil Reşid Dostum ve adamları Afganistan´da soykırımı yaptı. Öyle ki, şehidlerin kafalarını dipçiklerle parçaladılar. Amerikan uşaklığını, İslam kardeşliğine tercih ettiler.
 

Bu sefer büyük şeytan Amerika Irak petrollerine konmak için çeşitli yalanlar uydurarak Irak´a girdi. Bir Allah´ın kulu kalkıp da sormuyor ki, Irak´da kitle imha silahı üreten bir fabrika, ya da bu silahları üretecek teknoloji var mı? Yok! Peki, o halde bu silahları Irak´a kim verdi?

Şimdi de müslüman (!) Türkiye, büyük şeytana kapılarını açtı. Hava koridorunu, topraklarını ve limanlarını Amerika´nın emrine verdi. Amerika kendi toprakları gibi (gibisi fazla ya...) Türk topraklarını kullandı. Kürt-Türkmen desteği de cabası...

Tıpkı Afganistan´da olduğu gibi! Katil Amerika ve onun yedeğindeki fino İngilizler Irak´ta akla gelmedik katliamlar ve cinayetler işliyorlar.
Bir ülkeyi harabeye çevirdiler. Kendi ifadelerine göre ayda ortalama 4000 kişi öldürüyorlar. Buna rağmen başarı sağlayamadılar. Kelimenin tam anlamıyla Çöle saplandılar!, yine kâfir T.C idarecileri devrede. Müslüman kardeşlerimizin mezarlarını soymak için asker gönderme kararı aldılar leş kargaları katillerden, buldoglardan ve finolardan arta kalan kemikleri yalamak için.

İster göndersinler, ister göndermesinler, bu kararı almaları onların zihniyetini ortaya koydu!

Peki bütün bunlar niçin, neden, kimin menfaati için, kimlerin eliyle yapılıyor? Kendilerine müslüman denilmesinden ürkerek aşağılık duygusuna kapılan zamane müslümanların eliyle! Amerikan standartlarına uygun müslümanlığı, kendilerine biçilmiş kaftan kabul eden Millî Görüşçü´lerin eliyle! Erbakan diyor ki: Siz bu vebalın altından kalkamazsınız! Yapma hoca! Sen vebalin ne olduğunu bilseydin İsrail´le güvenlik anlaşması yapar mıydın? İmam-Hatip okulların kapanmasını imzalar mıydın? Seni de, senin yetiştirdiğin bugünkü iktidar kadrolarında tarih lanetle yazacak, biz müslümanlar da gelecek kuşaklarda sizlere beddua edeceğiz!
 

Bir gazeteci dostumla telefonda, asker gönderme meselesini görüşüyoruz ve soruyorum kendisine: Nedir bu hamakat, nedir bu rezalet? Dostum cevap veriyor: Elleri mahkûm asker gönderme kararı almasalar, Amerika kemalist orduya ihtilal yaptıracak! Yani? Yanisi, kendilerini kurtarmak için bu kararı aldılar! diyor. Ben yine soruyorum: Peki Reşid Dostum´u, Barzani´yi, Talabani´yi ve Pakistan devlet başkanı Pervez Müşerref hakkında ne düşünüyorsun? Gazeteci dostum, Hepsi de satılmış birer hain! diyor.

Yine soruyorum: Başbakanlık ve hükümet olma uğruna, „Gözbebeğimiz!“ dedikleri kemalist ordunun ihtilal fobisine kapılan, kardeş kanı dökmek için Irak´a asker gönderme kararı alan, Amerikan uşaklığını müslüman kardeşliğine tercih eden ve Erbakan Hoca´nın, Yüzelli tane Milli Görüşçü milletvekilimiz AKP´nin içinde var! dediği adamlara!
Ve Tayyip için ne diyorsun? Aynı şeyi söylüyorum, satılmış hainler! diyor. Son bir soru diyor ve soruyorum: Seçimlerde destek olma günahının faturasını nasıl ödeyeceğini, müslümanların öldürülmesinde kendisinin de bir sorumluluk ve bir vebal altına  girip girmediğini soruyorum gazeteci dostuma. Şey… Kem… Küm… Tısss... diyor ve kapatıyoruz. Görüyor musunuz ne kadar güzel cevap ve ne kadar güzel izah edişini!

 

Bir hadis-i şerif´te Peygamber Efendimiz, Kim bir zalime yardım ederse, Allah o zalimi onun başına musallat eder! buyuruyor. Evet, kaderden kaçılmaz herkes cezasının karşılığını mutlaka görecek. Zalimlere yardım edenler de, kâfirlerle ittifak kurup, Afganistan´a, Irak´a asker gönderenler de ihanetinin karşılığını mutlaka bu dünyada iken ödeyeceklerdir.

Hem niye yalan söylüyorlar ki, zaten Irak´ta Türk askeri var: Başlarına çuval geçirilen kahraman Türk askerleri!
 

Bir de kalkmış diyorlar ki: Sen çok kırıcı oluyorsun, ağır kelimeler kullanıyorsun! Müslümanların birleşmesi, falan filan! diyorlar. Ne ağzını bozması nuruaynım? Amerikan standartlarında müslüman olan, kurtuluşu demokraside gören demokrat Millî Görüş yöneticileriyle mi? Üstad, üstad deyip de ikiz kulelerin yıkılışını kınarken, Afganistan´da, Irak´ta onbinlerce müslüman kanı akıtan katil Amerika´ya ses çıkarmayan, İsrail´de öldürülen iki yahudi çocuğuna ağıt yakarken, yahudilerin öldürdüğü onbinlerce Filistinli çocuklar karşısında bigane kalan nursuzlarla mı?

Çıkar sağlamak için insanları saptıran, Zikir yaptırıyorum! derken insanları fikirden yoksun bırakan sahte şeyhler mi? Tanrı dağı kadar Türk´üz, Hıra dağı kadar da müslümanız! diyen ve komünistlerden daha da devletçi olan kafatascı ırkçılar mı? Laik, dinsiz sistemin küfrüne fetva bulmaktan başka görevi olmayan ve kemalist sistemin adına hocaları kontrol eden Diyanet´le mi?

İslam´ı, demokrasi kantarında tartmaya çalışan ve kanal kanal dolaşan gösteriş budalası İlahiyatçı profesörleriyle mi? Boş ver!“ diyerek karışmamayı meslek edinmiş, kâfir sistemlerin vazgeçilmez unsuru olan partilere oy veren, verdiği vergilerle kemalist sisteme omuz veren, destek olan aymaz müslümanlar mı?

Kiminle, nerede, nasıl birlik ve beraberlik olacağız? Kimin hâkemliği altında birleşeceğiz? Birileri çıkıp anlatsa da anlasak bari!..

 

Ebu Muhammed Hoca