Bana okuduğun gazeteyi söyle...
Hani, bana arkadaşını söyle, sana
kim olduğunu söyleyeyim diye bir söz vardır... Aynı söz, kitaplar için de
söylenir: Bana okuduğun kitabı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!
Söz, gazeteler için de geçerli:
Bana okuduğun gazeteyi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!
Arkadaş, kitap veya gazetenin, bir insanı etkilemediği düşünülemez!..
Tamam, onun aynısı olmaz ama; okuduğundan az veya çok mutlaka etkilenir
insan!..
Farkında olmasa bile, mutlaka onlardan bir iz kalır üzerinde!..
Eşler arasında da öyle değil midir?.. Birbirini seven eşler, birbirlerinin
güzel buldukları huylarından veya tavırlarından etkilenmezler mi?.. Zaten,
eğer etkilenmiyorlarsa, arada bir sorun var demek değil midir?..
Evet, etkilenir insan!..
Sürekli bir arada olduğu her şeyden etkilenir!.. Kötü tarafından da
etkilenir, iyi tarafından da!..
Etkilenmiyorsan, soruverirler adama:
O halde, niye bir aradasın?
Ya da;
Niye okuyorsun?
Niye seyrediyorsun?
AĞIR AĞIR İŞLER!
Şöyle düşünün:
Sırf merak ettiğiniz için, bir film izlemeye gittiniz... Seyrettiniz ve hiç
hoşunuza gitmedi... Hatta, Allah cezalarını versin! deyip, beddua da
ettiniz!..
Zannediyor musunuz ki;
O film, sizde hiç iz bırakmadı?!?
Mutlaka bırakır!..
Zifos çukuruna düşen bir insanın tertemiz çıktığı nerede görülmüş?..
Ya da;
Kirli hava teneffüs eden birinin gül kokusu aldığı?!?
Şunu söylemeye çalışıyorum:
Seyrettiğiniz bir televizyon, kare kare işler belleğinize!..
Okuduğunuz bir kitap veya gazete de; aynı şekilde kelime kelime nüfuz eder
beyninize!..
Bir gün bakmışsınız;
Onlar gibi düşünüyor veya onlar gibi tavır alıyorsunuz!..
Duruşunuz ve bakışınız değişmiş, duygularınız erozyona uğrayıp, aşınmış!..
Daha düne kadar hayır dediklerinize, bugün evet diyorsunuz!..
Anormal bulduğunuz şeyler, normalleşmeye başlamış!..
Çünkü;
Kelime ve görüntüler, suyun toprağa nüfuz etmesi gibi, ağır ağır nüfuz etmiş
benliğinize!..
İşte bunun için psikologlar sık sık uyarır insanları:
Arkadaş, okul ve çevre seçimine dikkat!
Çünkü;
Onlar şekillendirir insanı!..
Buna, kitapları, gazeteleri ve televizyonları da ekleyebilirsiniz!..
Sakın ola ki;
Benim fikrî ve ahlâkî altyapım sağlam, bana işlemez! diye düşünmeyin!..
Ne kadar sağlam olursanız olun, süreklilik arz eden her beraberlik, mutlaka
etkiler insanı!..
Unutmayın ki;
Mermeri delen, suyun gücü değildir!.. Mermeri delen, damlaların
sürekliliğidir!..
Ne demiş atalarımız;
Sarı düvenin yanında duran; ya huyundan kapar, ya tüyünden!
Gazeteler de öyledir!..
Sürekli okunan bir gazete veya sürekli okunan bir yazar, mutlaka etkiler
insanı!..
Biraz önce dediğim gibi, eğer etkilemiyor ise, niye okuyorsunuz?..
Meselâ, beni seviyor ve okuyursunuz...
Sorarım size;
Niye okuyorsunuz beni?..
Belki farklı farklı sebepleri var, ama aramızda karşılıklı bir etkileşim, ya
da moda tabiriyle pozitif enerji olduğu muhakkak...
Dolayısıyla;
Zamanla yakınlaşıyor, birleşiyor ve bütünleşiyoruz!..
Bir de bakmışız ki;
Siz benden bir parça, ben sizden bir parça oluvermişiz!..
Aynı mecrada akıyoruz, güzel ufuklara doğru!..
KURBAĞA MİSALİ!
Bir de bunun tersini düşünün... Meselâ sakallı bir bey veya başörtülü bir
bayanın holding gazetelerinden birini okuduğunu düşünün!..
Sorun onlardan birine, verecekleri cevap şudur:
Haber veya yazılarını ben de tasvip etmiyorum, ama filanca kitap veya CDyi
veriyor da onun için alıyorum!
Peki, sorarım size;
O kitap veya CDnin kuponlarını biriktirirken, hiç mi bakmıyor o gazeteye?..
İlgisini çeken bir haber veya yazarı hiç mi okumuyor?..
Mayolu veya G-stringli çırılçıplak kadınların fotoğraflarına hiç mi gözü
kaymıyor?..
Hiç mi etkilenmiyor aşufte pozlarından?..
Etkilenmiyorum diyen, gelsin külahıma anlatsın!..
Hele de sürekli alıyorsa!..
O zaman ne oluyor biliyor musunuz?.. Bir süre nefretle bakan ve faltaşı gibi
öfkeyle açılan gözler, bir zaman geliyor ki; önce tepkisizleşmeye, sonra da
yumuşamaya başlıyor!..
Retler, ağır ağır kabule dönüşüyor!..
Ve böylece;
Kazan içindeki kurbağanın akıbetine maruz kalıyor!.. Alttan ağır ağır ısıtılan
su ile mayışan, daha sonra da farkında olmadan haşlanan kurbağanın!..
Uzun lâfın kısası;
İçinde bulunduğu ortam veya elinde tuttuğu gazete, öyle veya böyle, mutlaka
etkiler insanı!..
Görüşünü de etkiler, duruşunu da, konuşmasını da, hayata bakışını da!..
İşte bu yüzden;
En az eş veya arkadaş seçimi kadar, gazete seçimi de önemlidir!..
Soracaksınız;
Bu insan, benimle niye evlenmek istiyor?.. Bu arkadaş, bana niye yakınlık
gösteriyor?.. Bu gazete veya bu yazar, bana ne veriyor?
Öyle ya;
Doğru, güzel ve iyiliğe mi çağırıyor, yoksa çirkefe mi?..
Soracaksınız;
Bana talkında bulunuyor ama, kendisi ne salkımlar yutuyor?.. Yazdıklarında
samimi mi, yoksa rol mü kesiyor?
Bunları soracak, sorgulayacak ve ondan sonra arkadaş olacaksınız
gazetenizle!.. Bu, ben de olsam böyle!..
CEM UZAN BANDI
Yukarıdan bu yana yazdıklarım, sanıyorum gayet açık ve net... Ama yine de,
somut bir örnek vermek istiyorum...
Bu örneği vermeliyim ki; sakallı beyler ve başörtülü bayanlar, holding
gazetelerini okumakla, aynı zamanda neye ortak olduklarını daha iyi
anlasınlar!..
Ya da; neye alet olduklarını, neyi teşvik ettiklerini!!!
Malûm;
16 Ocak tarihli Milliyette, aynı zamanda Genç Parti Genel Başkanı olan Star
gazetesinin fiilî patronu Cem Uzanın, yengesi Yeşim Salkımla yaptığı telefon
görüşmesinin bant deşifreleri yayınlandı.
Hayır, son derece edep dışı ve küfür dolu bu konuşmayı verecek değilim...
Ama o konuşma içinde geçen, Sen süper profesyonel bir o.....sun!.. Senin
o.....luğunu bütün piyasa biliyor!.. Ben, senden 3 misli kaşarım! sözleri, Cem
Uzana oy verenleri ve onun patronajlığında çıkarılan Star okuyucularını elbette
düşündürmelidir!..
Öyle ya;
Bana, peşinden gittiğin lideri veya okuduğun gazeteyi söyle, sana kim olduğunu
söyleyeyim!
Peki, Cem Uzanın seviyesi budur da, diğerlerininki farklı mıdır?..
Doğrusu, içlerinde olmadığım için bilmiyordum...
Ama öğrendim...
KİRLİ ÇAMAŞIRLAR!
Şu anda Uzan medyasının başında bulunan Can Ataklı, önceki gün, Madem ööle,
işte bööle deyip, diğerlerinin kirli çamaşırlarını döküverdi ortaya!..
Nasıl mı?.. Buyrun okuyalım:
Bu durumda sadece siyasetçilerin değil, onlara yazı ve haberleriyle yön veren,
toplumda kanaat önderi olarak bilinen gazetecilerin, yazarların, medya
sahiplerinin tümünün özel hayatlarındaki konuşma biçimleri ve yaşam tarzlarını
şeffaflaştıralım.
Örneğin; Milliyetin genel yayın müdürü ikinci bir adım daha atıp, kendi
işvereninin ve eşinin Hürriyet binasında kaydedilen ve şu anda savcılıkta olan
ses bandını da isteyip, yayınlasın.
Sonra yazarların, tanınmış televizyoncuların aile ilişkilerini de yazalım.
Hangi saygın yazarın kaç sevgilisi olduğunu,
Hangi ünlü televizyoncunun gayrı resmi çocuğu olduğunu,
Hangi önemli yöneticinin aşık olduğu muhabiri intihar girişiminden
kurtaramadığını,
Hangi patronun hangi otelde yabancı fahişelerle alem yaptığını da yazalım.
Öyle değil mi, madem topluma örnek olacak kişilerin aile içi konuşmaları, onun
karakterini ve ülke yönetme kabiliyetini sergiliyor, bu konuda önder olan
herkesle ilgili hiçbir şey gizli kalmasın.
Kalmasın ki;
Bu adam küfür ediyormuş, demek ki yazdıkları yanlış desin.
Şu yazar karısını sürekli aldatıyormuş, o halde yazdıklarına inanmam desin.
Şu patron önüne geleni taciz ediyormuş, bu durumda gazetesini almayalım desin.
Olur mu, hayatı kırkından sonra keşfedip eyvah treni kaçırıyoruz diyerek
kendilerini aşkın kollarına atan sevgili dostlarım...
TEMİZ KALABİLİR Mİ?
Şu son satırların ardından, lütfen şu soruma cevap verin:
Böylesine KİRLİ bir hayatın içinde olan kişilerin çıkardığı gazeteyi okuyanlar
TEMİZ kalabilirler mi?
Bu zihniyetteki kişilerin çıkardığı bir gazetenin, o gazeteyi okuyan insanları
değiştirmemesi veya dönüştürmemesi mümkün mü?..
Eğer mümkün olabilseydi, Türkiye bu kadar kirlenir miydi?..
Söyleyin Allah aşkına, zifos çukurundan gül kokusu yayıldığı nerede
görülmüş?!? Ve de, o kokuların, kendi üzerine sinmediğini kim iddia
edebilir?..
Sözün özü, a dostlar;
Hayvanca değil, insanca yaşamak için, arkadaşlarınızı ve gazetelerinizi
doğru seçin!..
Hayır, seçmekle de kalmayın... Gazetenizi, başkalarına da tavsiye edin ve
genişletin okur ailesini!..
Vakit, okuma vakti... Vakit varken okuyun ve okutun!.. Eğer, illa bakmak
istiyorsanız, alın size VCD...
Bir de, Zehranın Gözleriyle bakın olaylara!..
Domuzluk!
İzmirde yaşanan domuz etinden yapılmış çiğ köfte paniğini biliyorsunuz...
Hastalanan insan sayısı, 50 civarında!.. Hepsi de Trişinellozis hastalığından
muzdarip!..
Trişinin de, sadece domuzlarda olduğu malûm... Bir şey daha malûm ki,
Nusret Ustadan köfte alan insanlar, genellikle muhafazakâr insanlar!..
İşte bu durum, beni düşündürdü... Bildiğim kadarıyla, domuz eti diğer etlerden
daha pahalı!.. O halde, diğer etlerle aynı fiyata niye satılıyor?..
Demek ki, bu işte bir domuzluk var!.. Belki Nusret Ustada değil, ama ona
domuz eti satanlarda!..
Bana kalırsa, domuzlar değil, olayın altındaki domuzluk araştırılmalı!..
Hasan Karakaya 21 Ocak 2004 Vakit