Bağdat hırsızı

 

Bağdat hırsızı


Hafızam beni yanıltmıyorsa, vaktiyle “Bağdat Hırsızı” adında bir film seyretmiştim..
Bir hırsız için bir film(!)
Şu günlerde “Irak Soygunu” adına düzinelerle film çevrilemez mi?
Hırsızlık, soygunculuğun 5 basamak altında kalan adi bir suçtur.. Gasp ve soygun ise yalnız mala tecavüzle kalmaz, cana da kıyar..
Bağdat ve diğer şehirlerde “yağma-talan” başını almış gidiyor.. Küçük adamların küçük soygunları bunlar.. Esas soygunu Bush ve Blair yapacak..
Ölmüş eşeğin soyulacak neresi mi kalır?
Valla derisini yüzer soyguncular.. Çiğ çiğ etini yerler..
ABD güçlerinin yağmacılara müdahale etmemesinin arkasında ahlâken çöküntüye uğramaları istenmektedir kanaatindeyim.. Kendi ülkesini soyan, yağmalayan çapulculardan ne millî birlik beklenir, ne de vatan sevgisi..
Trajikomik bir film için altyapı kendiliğinden hazırlanmış vaziyette.. Elini çabuk tutanlar hasılat rekoru kırarlar..
Sahi biz bu denklemin neresindeyiz?
Borsacılar bilir diyerek beni atlatmayın..
Amerikancı medya ve “deddembe” gazeteciler en iyisini bilir diyerek topu taca atmayınız..
Sahi biz bu denklemin neresindeyiz?
İçinde mi, dışında mı, kenarında mı, hiçbir yerinde mi?
Şüphesiz en doğrusunu ABD akbabaları ve İsrailli leş kargaları bilirler.. Amma ben gidip onlara soramam ki? Fikrimi bildiklerinden dolayı ne sorsam cevap alamam..
Şaşırdım kaldım velhasılı..
Masaya yaklaştıracaklar mı, geriden seyretmemize müsamaha gösterecekler mi, denklemin tamamen dışında mı kalacağız?
Bana kalırsa, biz şah(ların) kurtulması için feda edilecek piyonlar’danız.. “Masa masa” diyorlar, amma masada ne halt edeceğimizi açıklıkla söyleyen yoktur..
Tabiî masadan, kasadan, keseden anlayan borsacılar, rantiyeciler, ihale avcıları gizli sırlara vakıftırlar, lâkin izahı yapmakta hasis davranacakları kesin.. Çünkü onlar, “kendin uydur, kendin kazan” mantığıyla hareket eylerler..
Irak bitti, merak bitmedi..
Gez-göz-arpacık bu sefer de Suriye üzerine odaklandı.. Yani komşularımızın tamamı (Müslüman olanlar) Irakvari “özgürlüğe” kavuşturulacak..
Yağma, talan, çapul özgürlüğü..
Etnik ve mezhebi kamplara ayrılarak tarafların birbirlerini kırma özgürlüğü..
Sevgili Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül, Şam’a ziyaret programlıyor.. Suriyeli meslektaşından “kabul” cevabı alıyor.. Bunun duyulması üzerine İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom, muhtemelen; “Ertele Şam gezisini, ben yanınıza geliyorum” diyerek Şam ziyaretini iptal ettiriyor..
Sayın Gül’ün Şam ziyareti doğru muydu, yanlış mıydı, zamanlaması yerinde değil miydi, bunları tartışmakta yarar yok..
Ya söz kesilmeseydi, ya da iptale veya tehire yanaşılmasaydı.. Bu gibi dönüşler ciddiyeti zedeler.. Evet, Silvan Şalom kendisi inisiyatif alarak gelmiş değildir.. En kuvveti ihtimal ABD görevlendirmiştir Şalom’u..
“Git söyle, bu ziyareti uygun görmüyoruz” demiş olabilirler.. Böyle bir teklife “hayır söz verdim” direnci göstermek icap eder, fakat sayın Gül, herhalde meşveret yapmış, “aman ha!” tavrı koyanlara uymak zorunda kalmıştır..
İmkânımız olsa da Silvan Şalom’un getirdiği daha başka talimatları da öğrenebilsek..
Acaba denkleme dahil etmişler mi?
Masaya yaklaşmamıza müsaade edecekler mi?
Kırmızı çizgiyi hangi renge tebdil edecekler, bir öğrenebilsek..
Her geri adım atışımız Irak soyguncularına cesaret vermektedir.. Nedense hep geri geri yürümeyi itiyat haline getirdik..
 

Abdurrahim Karakoç 16 Nisan 2003 Vakit