BOP’un Hedefindeki “Müslüman Zihin” ve İHL’ler

ABD’nin yenilerde ortaya çıkan “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) hakkında çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. BOP’un uzun süre daha tartışılacağı anlaşılıyor. Ancak, bu konuda söylenenlerin ABD’nin stratejik, ekonomik ve siyasal hedeflerinin ne olabileceği, projenin coğrafi olarak nereleri kapsadığı, hedef tahtasındaki ülkelerin hangileri olduğu vs. gibi konularla sınırlı kaldığı görülüyor. Oysa, bizim tespitimize göre, Büyük Ortadoğu Projesi’nin en temel ve esaslı amacı, “Müslüman zihni” ve bizatihi İslâm’ın kendisini dönüştürmek.
Umran dergisinin Ocak 2004 sayısında başlayıp Nisan 2004 sayısında devam eden değerli gazeteci-yazar Mustafa Özcan’ın “Tunus Modeli” başlıklı seri incelemesi, ABD’nin bütün İslâm dünyasında özellikle medreseleri ve dinî eğitim kurumlarını hedef aldığını belgeleriyle ortaya koyuyor. Buna göre, İslâm ülkelerindeki eğitim müfredatında köklü değişiklikler yap(tır)mayı öngören ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, böylece Müslüman yeni nesillerin zihinsel yapısını ve İslâm algısını temelden değiştirip dönüştürmeyi planlıyor.
Bu çerçevede Amerikan Savunma Bakanı Rumsfeld’in, Irak ve Afganistan’daki savaştan hareketle, asıl savaşın gönülleri ve zihinleri kazanma savaşı olduğunu ifade etmesi çok ilginçtir. Daha da ilginci, Rumsfeld dahil ABD yönetimindeki neo-conların, medreseleri ve dinî eğitim kurumlarını “terörist yetiştirme yuvaları” olarak görmeleridir. Rumsfeld bu bağlamda şöyle demektedir: “Birini öldürsen, hemen yerini diğeri alıyor. Öyleyse zihinleri değiştirmekten başka çare yok.” Rumsfeld, kendi mantığına göre ‘sivrisiniklerle uğraşmak yerine bataklığı kurutmayı’ öneriyor. 16 Ekim 2003 tarihli notunda Rumsfeld, ekibine: “Medreselerin yetiştirdiğinden daha çok teröristi öldürebiliyor, etkisiz hale getirebiliyor muyuz?” diye soruyor. Bu ifadeler, gerçekten dehşet verici. Neo-conlara göre, medrese mezunları ‘potansiyel’ değil ‘fiili’ terörist! Rumsfeld’in yardımcısı Wolfowitz de ondan farklı düşünmüyor: George Town Üniversitesi kürsüsündeki konuşmasında; “Medreseler nefreti ve terörizmi öğreten okullar. Aynı zamanda, milyonlarca Müslüman çocuğa ücretsiz olarak aşırı teolojik öğretiler veriyorlar” diyor. Bir diğer Amerikalı yetkili, “Medreseler radikalizmin tohumlarıdır” diyor ve ekliyor: “Onları Pakistan’dan Bosna’ya kadar görüyoruz; haklarında bir şeyler yapmamız gerekiyor.” (M.Özcan, “Tunus Modeli”, Umran, Nisan 2004)
Medreseler ve İslâmî eğitim kurumları hakkındaki ABD plânlarına gelince: Rumsfeld, “Radikal medreseleri daha ılımlı bir hatta çekmek için özel bir yapılanma kurmak” gereğinden söz ediyor. Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz de, medreselere karşı mücadelenin bir yolunun bu okulların bütçesini kısmak olduğunu söylüyor. Bir başka teklifi ise şöyle: “medreselere karşı çıkan kişi ve gruplara maddi destek vermek”! (a.g.m.)
Şimdi, hemen Türkiye’ye gelip ülkemizdeki yegane dinî eğitim kurumları olan İmam-Hatip Okulları, Kur’ân kursları ve İlahiyat fakültelerinin muannid karşıtlarını hatırlayalım. Esasen, dinî eğitim kurumlarına kökten karşı olan malum mihrakları hatırlamak için zihinlerinizi pek fazla yormanıza da gerek yok: yerli-yersiz ve üstüne vazife olmadığı halde “İHL’ler kapatılmalı” nakaratını tekrarlayıp duran TÜSİAD başta olmak üzere sair kurum ve kuruluşlar, bazı satılık kalemler, kiralık ağızlar vs…
İmdi, bunların nerelerden beslenip yönlendirildikleri daha iyi anlaşılmıyor mu?
Amerikan yönetiminin “özel fonlar yoluyla medreseleri kuşatma” planının devrede olduğu şu günlerde, İHL’lerin adını değiştirerek yeni düzenlemeler yapmayı planlayan iktidar çevreleri çok dikkatli olmak zorundalar.
Unutmayın; ABD ve şürekâsı için, Müslüman zihnin dönüştürülmesi, coğrafî sınırlardan, petrol kuyularından, ekonomik çıkarlardan çok daha önemli ve önceliklidir.
Haftaya, bazı Müslüman zihinlerdeki “istikâmet krizi”ne geleceğiz, inşaallah.
 

Abdullah Yıldız 6 Nisan 2004 Vakit