Aygün potpurisi

ATO Başkanı Sinan Aygün, tedâvi metodlarında uyuşamasak bile, ülkenin gerçek problemleri üzerine beyin patlatan ender insanlardan birisidir. Gayretlerinin netîcesiz kalacağını biliyorum, ama öyle bir emek sâhibinin yalnız kalmasına gönlüm râzı olmuyor. “Vatanseverin El Kitabı Serisi” kuşağından iki kitapçık neşretmiş, bize de göndermiş.
Yazılanları okudum, ama dehşete kapılmadım. Çünkü, bu fakir yıllardır aynı şeyleri söylüyor. Üstelik çâre de üretmeye kalktığım için başıma gelmedik de kalmadı. Sonunda bu ülke “bölünme, parçalanma, yok edilme” merhalesine geldi dayandı. İsteyen istediği yalanı söylesin, isteyen de tatlı uykusuna devâm etsin; zelzelenin şiddetiyle don gömlek sokağa fırlamaya kalktığınız vakit anlarsınız. Hançeremde artık çıkacak ses kalmadığı için, rahatım ve umurumda da değil; çünkü uykuda değilim!
Önce ATO’nun gönderdiği “Dünden Bugüne: Kapitalüsyonlar” isimli kitapçıktan pasajlar okuyalım:
“Bugün de Amerikan Başkanı bizim Başbakanımıza Kerkük’ü unutun, ABD şirketlerine hukukî kolaylık sağlayın şeklinde direktifler vermiyor mu? Ya da içte ve dıştaki belli çevreler aynı şekilde Kıbrıs’ı çözmezseniz... diyerek tehditler savurmuyor mu? Ya da AB’ye girmemiz hâlinde zenginleşeceğimiz kandırmacası yine oynanmıyor mu?” (s.18)
“Kırım Savaşı günlerinin en becerikli misyoneri Hamlin, Robert Kolej’in kurucusudur. Dr. Hamlin, ‘Müslümanlık nereden İstanbul’a girmişse, Hıristiyanlığın da oradan İstanbul’a girmesi için Rumeli Hisarı’nın en yüksek kalesi üzerinde bir kolej açmak’ istiyordu. Bu arzusuna kısa zamanda erişti.” (s. 43-44)
“Bugün de misyonerlik faaliyetleri devam etmektedir. Son bir yılda özellikle gençler arasında Hıristiyan olanların sayısı hızla artmaktadır. Antep ilinde misyonerlerin halkı kandırarak yeni doğan çocukları vaftiz ettikleri de ortaya çıkartılmıştır.” (s.44)
“AB Komisyonu Türkiye eski temsilcisi Karen Fogg’un İzmir’de ve diğer illerde eski kiliselerin yeniden işler hale getirilmesi için AB kaynaklı Euro’ları kullandığı unutulmamalı.” (s.45)
“Patrikhaneye bağlı bütün papazlar da Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Yunan ordusunu desteklemişlerdir. Günümüzde kendi devlet adamlarımızın yetersizliği ve vurdumduymazlığından ve hoşgörü adı altında sempozyumlar düzenleyenlerden yardım ve cesaret alan Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un Heybeliada Ruhban Okulu ve ekümeniklik konusundaki tutumları da aynı çizgide ele alınmalıdır.” (s. 102-103)
“Sonuçta Türkiye ekonomik kalkınma, eğitim, savunma, maliye, sosyal güvenlik konularında ulusal politikalar izleyemeyecek şekilde zincirlere vurulmak üzeredir. IMF, Dünya Bankası, GATT, OECD, AB, Gümrük Birliği antlaşmalarıyla Türkiye şu an kıpırdayamayacak bir durumdadır. Tıpkı Osmanlı’nın kapitülasyonlar ve borçlarla kıpırdayamadığı gibi.” (s. 118-119)
Hele ikinci kitaptan pasajlar aldığımız zaman, meselenin dehşetini daha yakından göreceksiniz. Peki, ülkeyi bu hâle düşürenleri milletçe görmüyor muyuz? Siyâsetçisinden hoşgörücü ve diyalogcu kesimine kadar sayıları hızla çoğalmış bu ülke insanının kendi bindiği dalı kesmeye kalktığını anlamıyor muyuz? Sabetayist fişekleyicilerin artık arkalarına Türkiye Müslümanlarından da hatırı sayılır bir kesimi taktığını hissetmiyor muyuz?
Potpuriye devâm edelim...

Mustafa Kaplan 4 Mart 2004 Vakit