Artık teneke bile değil Üstâdım...

Mekânı cennet olsun, Üstâd’ım Necip Fazıl’ın muhteşem tesbitindeki hâli, bilmiyorum hiç bu kadar gözler önünde yaşamış mıydı bu ülke?..
“İmanı da, inkârı da tenekeden bir nesil!”
Üstâdım bu tesbiti yaptığında, yine iyi kötü solcusu-sağcısı-Müslümanı’yla sancı çeken birileri vardı bu ülkede. Yalanı-yanlışıyla..
Bir de bugünkü manzaraya bakın...
İman ve İnkâr cephelerinin, siyasisine-bürokratına-yazarına-çizerine-işadamına-çalışanına, iş kadınına-ev kadınına, öğreticisine-öğrencisine bakın..
Bu kadar mazamort, bu kadar ultradangalak bir görüntü olabilir mi Allah (cc)’ım?..
•
Bir kesim, istediği kadar “28 Şubat şişti. Halk 28 Şubatçı dayatmalara sandıkta müthiş bir ders verdi. 28 Şubatçılar tam tersinden ‘iyiye’ hizmet ettiler bilmeden” diyedursun; kazın ayağına dikkatlice bakanlar, o ayağın hiç de sandıkları gibi olmadığını göreceklerdir.
Sandıklara dolanlar, 28 Şubat Sultanları’ndan birinin pervâsız bir rahatlıkla kullandığı “ilk ehlileştirme” ameliyesinden geçmiş olanlardı. Sandıklardan çıktıktan sonraki ehlileşmeye devam kararlılıkları ise takdire şayan bir çizgi izlemekte..
Buna karşılık olarak da, 28 Şubat zihniyeti Güven Erkaya-Vural Savaş’lardan gele gele, Ali Topuz-Doğu Perinçek’in sözcülüğüne kalmış durumda..
•
Affet Üstâdım, durum değişti..
O gün, “İmanı da inkârı da tenekeden bir nesil!” tespiti yaptığın Türkiye’de; bugün “imanı da inkârı da naylondan bir toplum” yaşıyor.
Sağlıksız-kanserojen etkili naylonun, çevre kirliliği etkisi de cabası..
Görüntü bozukluğu ise, bu kirliliğin doğal sonucu..
TV eğlence programlarında coşup 70 milyonun önünde “şakkada-şukkada” göbek atan örtülüler yok mu bu görüntüde?..
Türbe önünde durup Fatiha okuyan, gözyaşları içinde tekbir getiren, otuz Ramazan oruç tutan, saçı oksijen sarılı-3 santim ojeli tırnaklı-mini etekli yok mu bu görüntüde?..
Popstar veya yetenek yarışması kuyruklarında da böylesi bir karma yok mu?..
•
Haydi “elit”ine gelelim isterseniz.
“İmanı da inkârı da naylon”dan bu neslin elitinin, ruhçu’suna bakın-materyalist’ine bakın..
Mânâ’cısına bakın-madde’cisine bakın..
Devleti ve hükümeti “tüccar” yapıp, ülkeyi ve halkı kâr amaçlı şirketin malzemesi olarak görmek isteyen ruhçu(!)lar bir yanda..
Buna karşı çıkan, insana ve ruha dair söylemler çiğneyen materyalist’ler öte yanda..
Ehlileşerek, tam da istenildiği gibi inancı vicdanlara kapatmak yolunda adımlar atan “mânâ”cılar bir yanda!..
Budizm’in mistiğinde, meditasyonlara abone olan ateist “maddeci”ler öte yanda!..
Böylesi bir makromazamort, böylesi bir ultramegadangalak yapının; dünyada eşi benzeri var mıdır?.. Olmuş mudur hiç?..
•
Yine Üstâdım, şöyle demişti:
“Statükonun en büyük başarısı, devrimleri değil; düşünme melekesi iptal edilmiş bir toplum oluşturmasıdır!”
Bugün bu tesbitten hareketle bakıyoruz da; statükonun daha sonraki müdahaleleri sayesinde, artık iptali gerekecek öyle bir “ünite”ye bile gereksinimi olmayanlar cenneti olmuştur bu ülke..
Yüzde 100 naylon..
Ama sağlıksız’mış..
Amma kanserojen’miş..
Ama çevrede kalıcı kirlilik oluşturuyormuş..
Olsun..
Rahatsız olan var mı...
Son örnekleri de çekip gitmek üzere olan bir avuç muzdarip ya var, ya yok..
Onlar da yolcu olunca, iş tamam olacak..
İstenen de bu değil miydi zaten?..

Turgut Emin 13 Şubat 2004 Vakit