“Altın klozetli” Şah da mı “dinci”ydi?

Sokaktaki veya kahvehanedeki bir vatandaşın “saçmalama özgürlüğü” vardır... Elbette “mürekkep yalamış” insanlar da aynı özgürlüğe sahiptir!.. Ne var ki; sokaktaki vatandaşın etkisi, nihayetinde “çevresiyle” sınırlıdır!.. Ama, “aydın” geçinenlerin yazdıkları veya söyledikleri çok daha geniş bir alana yayılır!..
Dolayısıyla, “aydın” geçinenler, “daha az saçmalamak” zorundadır!..
Hele hele; “Elma ile armutu” veya “sap ile samanı” birbirine karıştırmamak durumundadırlar!.. Aksi halde, soruverirler;
“Bu ne perhiz, bu ne turşu?”
İSLÂM’A SÖVME FIRSATI!
Efendim, malûmunuz İran’da bir “deprem” oldu... Kimine göre 6.3, kimine göre 6.7 şiddetindeki bu deprem, Kerman eyaletinin özellikle Bem şehrini vurdu ve şehir adeta haritadan silindi...
Şu ana kadarki ölü sayısı 22 bin civarında... “Tamamen yıkılan köyler”den gelecek sayılarla, bu rakamın 30-35 bini bulması bekleniyor ki, gerçekten acı bir olay!..
Allah; ölenlere rahmet, kalanlara sabır versin...
Yıkım büyük... Dert büyük!..
Ne var ki; herkesin derdi başka!..
Malûm; 17 Ağustos 1999’da Gölcük merkezli depremde de, herkesin derdi başkaydı!..
Kimi “fay hattı”nı konuşuyor, kimi de bu fay hattını “pay hattı”na dönüştürmenin hesabını yapıyordu ki, biz o zaman da onlara karşı çıkıyor ve şöyle diyorduk: “Koyun can derdinde, kasap ise et derdinde!”
İran’daki deprem olayında da aynı “aymazlık” yaşanıyor!..
Oradaki insanlar;
Enkaz altında kalan “ölü”lerini çıkarmaya, yaralılarını “tedavi” etmeye uğraşırken, Türkiye’deki “medyatörler”, bu olaydan da kendilerine bir “rant” çıkarmanın peşinde!..
“Bu fırsat bir daha ele geçmez!.. O halde vur abalıya!” diye düşünüp, “deprem”den yola çıkarak, yine “İslâm”a ve “Müslüman”lara sövmeye yelteniyorlar!..
Hayır, yeltenmiyorlar; düpedüz saldırıyorlar!..
Evet; depremin faturasını, İran halkını “cahil, korumasız ve yoksul” bırakan rejime çıkarıyorlar!.. Fırsat, bu fırsat ya, tüm içindekileri kusuyorlar: “İran, çeyrek asra yakın süredir AŞIRI DİNCİ BİR İSLÂM DESPOTİZMİ altında inlemektedir!”
Eee...
Dolayısıyla, bu felâketin sorumlusu da İran’daki “aşırı dinci rejim” ve dolayısıyla o rejimin uyguladığı “İslâm despotizmi”dir!..
Gerisini okumaya herhalde gerek yok... Adamlar, sırf bunu “kusabilmek” için yazı yazıyorlar!..
Pardon; bir de “demokratik rejim”lerdeki “insana saygı”dan, “özgürlük”lerden ve insana sağladığı “refah ve mutluluk”tan söz etmişler ki, söylemek istedikleri belli: “İslâmî rejimler tu kaka, demokrasiler cici!”
Örnek de vermiş:
“ABD ve Japonya’daki depremlerde 2-3 kişi öldü!.. Oysa İran’da 25 bin ölü var!”
Ayrıntılarıyla yazdım ki; yarın, bir gün kalkıp da, “ben öyle demek istememiştim” diyerek kıvırmaya kalkmasınlar!..
Bunu, hep yapıyorlar çünkü!..
Önce içlerindekileri “kusuyorlar”, sonra da “ben öyle demedim” deyip, çıkıyorlar!..
ŞAH’IN “ALTIN” HELÂSI!
“Detay”ları verdiğimize göre, şimdi “asıl mevzu”ya gelebiliriz!..
Öncelikle şunu söyleyeyim:
İran’daki rejime, hiçbir zaman sempati ile bakmadım... Ama, “halkın tercihi” olan bir devrim olduğu için, “saygı” duydum!..
Ne var ki; tüm bunlar, “asıl gerçeği” dile getirmeme engel değil!..
“İslâm” ve “Müslüman” denildiğinde suratlarını “ekşiten” zevata sormak istiyorum:
İran, yıllar boyu “Şah despotizmi” altında inim inim inlemedi mi?
O “Şah Rıza Pehlevi” ki;
Ne “İslâm”la ilgisi vardı, ne de “insan”la!..
Daha açık yazalım:
Batı’nın, İran’ın tepesine oturttuğu bir “Truva Atı”ydı Şah!..
“Halkına zulmeden”, ama ABD ve Batı önünde hürmetle eğilen bir despot!..
Hem “Batılı bir yaşam tarzı” sürüyordu, hem de “Batıcı”ydı!..
Sorarım size bay “ekşi suratlı”lar;
İran halkını “yoksul” bırakan rejim, “Şah Hanedanı” mıdır, yoksa bugünkü rejim mi?..
Söyleyin hele; uçtuğu özel uçakta, sıçacağı helâyı bile “altın”dan yaptırtan bu adam, bir “dinci” miydi?..
“Altından klozet” yaptırtan bir adamın “Müslümanlık”la ne alâkası olabilir?..
Uzun lâfın kısası; İran’ı bu hâle getiren, “Batılılar” ve “Batıcı kafalar”dır ki, onların en başında geleni de “Şah Rıza Pehlevi”dir!..
Evet; “altın”dan yaptırdığı klozetle, İran’ın içine eden Şah Rıza!..
SADDAM KİMİN ADAMI?
Haa, gelelim “bugünkü rejim”in sorumluluğuna!.. Doğru; bugünkü rejim 1979’da bir “halk devrimi” ile geldi ve o günden bu yana da işbaşında!..
İlk bakışta, yaşanan “deprem felâketi”nden sorumlu olarak görülebilir!..
Ama, “savaş” gerçeğini de görmek gerek!..
Sorarım size;
1979’da devrim yapan bir ülkeyi, henüz 1 yıl bile geçmeden “savaşa sokan” kimdir?..
Evet, evet “Saddam’ı İran’a saldırtan” kimdir?.. “Demokrasi ve özgürlük” havarisi ABD değil mi?..
“8 yıl süren” o savaşta;
Her iki taraf, sadece “maddî kayıp” değil, milyonlarca insanını da kaybetti!..
“İslâmî despotizm”miş!..
Hangi İslâm, hangi despotizm?..
Eğer bir “despotizm”den söz edilecekse, bunun adını “Batı faşizmi” veya “ABD despotizmi” koymak gerekir ki, doğru olanı da budur!..
Çünkü; Şah da, Saddam da, “Batı ve ABD’nin uşakları”ydılar!..
Tıpkı; diğer, “halkı Müslüman ülkeler”in tepesine oturtulan ve halktan koparılan Batı uşakları gibi!..
HEPSİ BATI UŞAĞI!
Fazla uzağa gitmeye gerek yok... Siz “laikçiler”in çok sevdiği Tunus’ta “devlet terörü” estiren Zeynel Abidin bin Ali’yi başa geçiren kimdir?..
Eğer bilmiyorsanız, ben söyleyeyim:
“İtalyan istihbaratı!”
Evet, İtalyan istihbaratı!.. Eğer inanmıyorsanız, 4-5 yıl önceki İtalyan gazetelerinde yayınlanan “istihbarat itirafları”nı okuyabilirsiniz!..
Eğer okursanız; orada, İtalyan İstihbarat Servisi eski Başkanı Fuluio Marti’nin şu sözlerini göreceksiniz: “Tunus’ta darbeyi biz yaptık!.. Tunus Cumhurbaşkanı’nı biz seçtik!.. İslâm kâbusunu önlemek için, bin Ali’ye biz destek verdik!..”
Ama, ona da gerek yok... Sadece Afganistan ve Pakistan’a bakmak yeterli!..
Sorarım size; bir “general” olmasına rağmen halkıyla bütünleşmiş, onun inancına saygılı ve halkı için bir şeyler yapmaya çalışan Ziya ül Hak’ın uçağını düşürten kimdir?..
Hadi, onu da geçtik;
“Halkını ABD’ye satan” ve bu yüzden son günlerde peş peşe “suikast girişimleri”ne maruz kalan Pervez Müşerref’i Pakistan’ın tepesine tebelleş eden kimdir?..
Ya Hamid Karzai?..
Sorarım size, “ABD’de yetiştirilip” Afganistan’ın tepesine oturtulan Karzai, “halkın iradesiyle” mi geldi oraya?..
Geçelim Irak’a... “Irak’ın başına oturtacak bir Karzai bulamadık” diyen ben miyim, yoksa Amerikalılar mı?..
Geçelim Cezayir’e... Halkın yüzde 92’sinin oyunu alıp, tam yönetimi devralacakken İslâmî Selâmet Cephesi’ni alaşağı edip, “Zerval Cuntası”nı başa geçiren Cezayir halkı mıdır, yoksa “Fransa demokratları”(!) mı?..
YA TÜRKİYE?!?
Daha sayayım mı?.. Geleyim mi Türkiye’ye?.. Açayım mı “28 Şubat Dosyası”nı?..
Sorayım mı; halkın “refah ve mutluluğu” için çalışan, işçi ve memura “Cumhuriyet tarihinin en büyük zammı”nı verip, Soda madenini işletmeye açarak “ülkenin kalkınması”nda kullanmaya hazırlanan Erbakan Hoca’yı iktidardan deviren kimdir?..
Sorayım mı;
“Kebapçı”ların bile “irticacı” denilerek “kara liste”ye alındığı... “Yeşil Sermaye” denilerek, yatırım yapmak isteyenlerin gece yarısı operasyonlarıyla yataklarından kaldırılıp gözaltına alındığı günleri?!?
Söyleyin hele; “Türkiye’de yatırım” imkânı bulamayınca, yurtdışında yatırım yapmaya kim zorladı onları?..
Ya; üniversitelerde “şampiyonluk kürsüleri”ne çıkan “İHL mezunları”nın önünün kesilmesini?!?
Gelelim bugünlere...
“Yerinden kalkamayan”ların yönettiği Türkiye’den, “yerinde duramayan”ların yönettiği bir Türkiye’ye geldik... 2 yıl öncesinin “oturarak konuşan”ları yerine, “zıplayarak koşuşan”lar yönetimde bugün!..
Gece-gündüz, yağmur-çamur demeden bir şeyler yapmaya çalışıyorlar!.. Hızla gidilebilecek “yol”lar, insanca oturabilecek “ev”ler ve korkmadan yaşanabilecek “özgürlük”ler inşa etmeye çalışıyorlar!..
Ve onlar, Müslüman!..
Hem de “Derin Demokrat”!..
Peki, rahat bırakıyor musunuz onları?..
Fazla söze hacet yok;
Ya “tuzak” kurmaya, ya “çelme” takmaya, ya “çukur” kazmaya, ya da “rejim tartışmaları” ile yıpratmaya çalışıyorsunuz hepiniz!..
Sonra da; mensubu olmaktan şeref duyduğum “İslâm”a ve “Müslüman”lara iftira atmaya yelteniyorsunuz!..
Yok “aşırı dinci” imiş, yok “İslâm despotizmi” imiş!..
Ulan, bu dünyada “sizden daha despot”, sizden daha “kinci” kim olabilir?!?
Siz, yani “Batı kafalı”lar!..
Siz; Yani, “Batı uşakları!”
Söyleyin ulan;
17 Ağustos 1999’daki Gölcük merkezli depremde, deprem bölgesine ancak 3 gün sonra gidebilen Ecevit de mi “aşırı dinci”ydi?..
“Deprem bağışları”yla ev yapmak yerine, memura maaş olarak ödemek de mi bir “İslâm despotizmi”dir!..
O depremde, bizim de 20-25 bin insanımız öldü!..
Söyleyin ulan;
Bunun faturasını “hangi despotizme” çıkaracağız?.. Kimdir o “yıkım”ların sorumlusu?..
Ya da; hangi Müslüman?!?
BATI... İNSANA SAYGI!!!
“Ayık” gezmektense “sarhoş” yaşamayı “demokrasi kültürü” zanneden bu “aydıncık”lara, son bir sözüm var...
Hani, diyorlar ya; “İnsana saygının yolu demokratik rejim kültüründen geçer!”
Öyle mi?.. Al sana, “demokratik kültür”den bir örnek!.. Hem de, Hürriyet yazarı Ferai Tınç’ın yazısından...
Efendim, Alman Hıristiyan Demokrat Parti’nin “Gençlik Kolları” lideri Philipp Missfelder demiş ki; “Yaşlılar, ülkenin malî kaynaklarını kurutuyorlar!!! İhtiyaç olsa da, olmasa da, iki günde bir doktora gidiyorlar!.. Her vizite için ceplerinden 10 Euro çıkacak olsaydı, evlerinde otururlardı!”
Buyrun “bay demokrat”lar!.. Buyrun size, “demokrasi kültürü”yle yetişmiş çağdaş bir Avrupa veledi!..
“İnsana saygı” ha!.. Alın size saygı!..
NE KA METRES O KA ÇAĞDAŞ!
Ne, “ama özgürlük” mü diyorsunuz?.. Alın, bir paket de “çağdaş Türkiye rafı”ndan!..
Sabah’tan Balçiçek Pamir yazıyor... Balçiçek Hanım, Türkiye’de “çok satan kadın dergileri”nden birinin başında bulunan bayan arkadaşı ile konuşmasını ve bu konuşma sonrasındaki duygularını yazıyor:
“Kocası geçenlerde bir gün karşısına dikilmiş ve “Bu iş bitsin, ben seninle yapamıyorum artık” demiş.(...)
Adam demiş ki, “Bak ben bir sevgili buldum, hayatımı böyle yaşamaya karar verdim, bu gider öteki gelir, çok da önemli değil. Sana tavsiyem, kendine senin de bir sevgili bulman. İnan çok güzel oluyor!”(...)
Telefonu kapadıktan sonra bir süre kendime gelemedim.(...)
(...)
Böylesine rezillik olur mu? Erkek ya da kadın, ne zaman bu kadar ikiyüzlü olduk, ne zamandan beri kendi ihtiyaçlarımız ailemizin önüne geçmeye başladı? Eş, karı-koca, evlilik, beraberlik, ilişki, hepsi anlamsız mı yani? Bir gün içgüdüsel olarak başka bir kadınla ya da erkekle beraber olmayı arzuladık diye, hayatımızın anlamını bulduğumuza mı inanır olduk? Bu kadar mı ilkel yaşamaya başladık? Hiç mi değer yargımız kalmadı?”
.........
Evet, işte sizin gazetelerinizle vermeye çalıştığınız “demokrasi” kültürü ve işte onun tabiî sonucu olan “çağdaş yaşam” biçimi!..
Bu mu insana saygı?..
Bu mu özgürlük?..
Mensubu olmaktan şeref duyduğum “din”ime ve o dinin mensuplarına “salya-sümük” saldıranlar, öncelikle “kendi kusmuklarını” görmek ve “Müslüman”lara Batı tarafından dayatılan “despot”ları ve onların “ceberrutluk”larını bilmek zorundadır!..
“İslâm despotizmi”ymiş!..
Tükürsem, vallahi tükürüğüme yazık!..

Fahişe teşhiri!

Şu hâle bakın; kadın hem AIDS’li, hem de 1335 erkekle fuhuş yapmış!.. Üstelik,”AIDS’li” olduğunu gizleyerek!.. Anlayacağınız, cinayete tam teşebbüs!..
Erzurum Valisi Sayın Mustafa Malay ve Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Ayazlar da, “basın” önüne çıkarıp, “teşhir” etmiş bu kadını!.. Hani, bu “fahişe”yle birlikte olanlar, onu tanısın da, müracaat etsin diye!..
Vaayy sen misin “fahişe”yi teşhir eden?!?.. Malûm medya, hemen tartışmaya açtı konuyu!..
Ulan, Suriye’den getirilen 14 yaşındaki çocukları “terörist” diye teşhir eden siz değil miydiniz?.. O zaman niye aklınıza gelmedi insan hakları?..
Yoksa siz, sadece “fahişe”lere mi insan gözüyle bakıyorsunuz?..

Hasan Karakaya 30 Aralık 2003 Vakit