Ahtapotun zevki bitmez
Duygusallığı anlamam, inancın
güdümünde olmayan akla itibar etmem. Sıkıntılarla boğuşurken başka sıkıntıları
çözemem. Hop hoplayan zil çalıp oynayanlara bakarım da göremem. Gözlerim mi
görmez? Gördüğüme bakarım da göz damarlarım mı yetersiz? Kıbrısı göremedim,
Yunanistan meselem değil. Türkiye, ağlayanlarla oynayanlar tiyatrosu. Kendi
dünyam ise ızdıraplar fırtınası. Görüyorum mu yoksa görmede zorlanıyor muyum?
Bilmiyorum. Hıncımdan ızdırablarıma ulaşamam. Dünyadaki Müslümanların durumu
benden farklı mı? Onlar işgal altında, biz görünmez bir gücün tesiri ile gün be
gün erimekteyiz. Çünkü, hadiseleri hep küçümsedik.
Tecrübe bir gözlüktür. Göz onun sayesinde daha iyi görür. Görmesini
bilmeyenlere gözlük ne fayda verir. Hadiseler görmeye görmeye, üzerinde durmaya
durmaya bu hale gelmiştir. Her büyük hadisenin başı küçükten başlamıştır, büyüye
büyüye önüne geçilmez, suları içilmez olmuştur. Hadiseler kontrolden çıkmış,
belası inananların başına patlamıştır. Kötülüğü baştan tesbit edilerek önüne
geçilmelidir. Çünkü hayat iyi ve kötü arasındaki yarıştır. Suçlamak çürütmek,
fırlatıp atmak değildir. Tutmak yüceltmektir. Başta ilk başta tesbit etmektir.
Hemen orada çaresine bakmaktır. Kötüye gidecek noktada oraya girmektir.
Nûş-i Revâna, av partisinde kebap ikram edilecekti tuz yoktu, yakın bir köye
tuz için adam gönderildi. Gidene ilk tenbihi şu oldu: Tuzun parasını verip al.
Bir tuzdan ne olur deme. Zulüm hep bu ne olurlardan doğar. İlk insanlarda zulüm
azdı. Fakat, her gelen onu bir parça daha artırarak bugünkü dereceyi bulmuştur.
Bu fikri Cabir b. Zeyd daha iyi anlatır:
Cabir bir bahçenin kenarında yürürken köyün köpekleri arkasına düşer. Cabir
bahçeden bir kamış alarak onunla köpeklerin tehlikesinden kurtulur. Eve gelince
ailesine:
- Bu kamış komşunundur yarın verilecektir. Ailesi:
- Bir kamıştan ne olur deyince:
- Bahçeye her giren oradan bir kamış alacak olursa bahçede kamış kalmaz.
Ertesi günü götürüp yerine kor.
Arif de şöyle der:
Adamın birinin ayağı çamura saplanır, kurtulacağım derken sürçüp her tarafı
batar. Bu tekrarlanırsa çamura düşer, kurtulmak için çaba sarf eder:
Günaha düşmeden önce günahtan sakınanın durumu bunun gibidir. Günaha birkaç
defa düşünce alışır günahın ortasından yürümeye başlar. Yapılan her hata,
beyinde şüphe, ruhumuzda yaralar açar. Şöhret, dünya sevgisi, kibir ve hırs
önünü görmeye mani olur.
Bakar kör gibiyim. Kendimi tarife zorlanırım. Hatalarımı göremem, Müslümanların
hali ile ilgilenemem. Yaşayışıma alışmışım kötüyü göremem. İyiler de bizi
tanımıyor. Ayık iken konuşanlar, sarhoş olunca unutuyorlar. Devran böyle
gidiyor. Ama!.. aile böyle gitmez, toplum böyle gitmez. Millet böyle gitmez.
Yarının tehlikesini bugün gidermezsen düşülecektir, düşeceksin. Hata bir sonraki
hatanın üzerine binerek kar topu olur. İyilik iyiliği, kötülük de kötülüğü
çeker.
Bugün Amerika yumak ağı gibi olmuştur. Nefes alsan alamazsın, koyup kaçayım
desen kaçamazsın. Vampir gibi kan damarını, can damarını emmektedir. Nefesimizin
kesilip düşmemizi beklemektedir. Mengeneyi gevşek tutmalarının sebebi
Müslümanları yok etmekle meşgul olmalarındandır. Hatta biraz da doping vererek
başka yarışlara sokmaktadır. Dopingin tesiri bitince silkeleyip atacaktır. Ya
da, içerisindeki Müslümanların hayat hakkını isteyecektir.
Mareşal Petainin Dostların zevki bizi mahvetti dediği gibi Amerikanın
dostluğu da inanan Türkleri mahvedecektir. Çünkü, ahtapotun zevki bitmez.
Duran Kömürcü 01 Mayis 2004
Vakit