ABDnin rehineleri
Kavramlar ve isimlendirme
konusuna biz daha önce de değişik vesilelerle dikkat çekmiştik. Ne yazık ki bu
konuda çağdaş emperyalizmin hizmetindeki medya organlarının oyununa
getiriliyoruz ve çoğu zaman fikri alt yapımızı onların literatürlerine göre
şekillendiriyoruz. Hatta bazen kendi kavramlarımıza ve isimlerimize sahip
çıkmamız neredeyse ayıp ya da taassup sayılıyor. Oysa İslâm kavramlara ve
isimlendirmelere büyük önem verir. Kuran-ı Kerimde müminlerden Yahudilerin
kötü anlamda kullandıkları raina kelimesinin yerine unzurna kelimesini
kullanmaları özellikle isteniyor. Resulullah (s.a.s.), Abduluzza vs. gibi
cahiliye inançlarıyla bağlantılı şahıs isimlerini değiştirmiştir.
Kavramlar ve isimler konusu İslâm âleminin bugünkü aktif meselelerinin
merkezinde yer alan Filistin davasıyla ilgili birçok konuda zihinlerin yanlış
yönlendirilmesine sebep olmuştur ki, biz bu konuda zaman zaman düzeltmeler
yapıyoruz. Ama İslâmi camiayı temsil eden birçok yayın organının bile ithal
kavramları ve isimleri tercih etmeleri zihinlere oturan yanılgıları düzeltmemizi
zorlaştırıyor.
Kavramlar ve isimlendirmeler konusundaki yanıltmalar Irakta son günlerde
yaşanan gelişmelerde de dikkat çekiyor. Bunlardan biri Iraktaki direnişçilerin
tutukladığı kişilerin rehine işgalcilerin çölde toplama kamplarına
attıklarının ise tutsak ya da tutuklu olarak nitelendirilmesidir. Ortada bir
savaş var ve bu savaşta her iki tarafın da kontrol altında tuttuğu kişiler savaş
esirleridir. Savaş ortamında bazen savaşla ilgileri olmayanların da esir
alınmaları söz konusu olabilir. Bu konuda yine en insaflı davranan tarafın Irak
direnişçileri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Eğer direnişçilerin kontrol altına aldığı kişiler rehineyse işgalci
saldırganların çölde kavurucu güneşin altında tuttukları da rehinedir. Iraklı
direnişçilerin kontrol altına aldığı kişilerden bazılarının savaşla ilgilerinin
olmadığı doğrudur. Onlar da bu şekilde savaşla dolaylı ya da doğrudan
ilgilerinin olmadığını tespit ettikleri tutsakların birçoğunu serbest
bıraktılar. Ama işgalci saldırganların tutuklayıp çöllerdeki toplama kamplarına
gönderdikleri insanların % 95ini silaha sarılmamış olanlar oluşturmaktadır ki,
onlar sadece ve sadece kendi öz yurtlarında yaşamaya devam ettiklerinden bu
muameleye maruz kalmışlardır.
Bunun ötesinde son günlerde konuyla ilgili oldukça önemli ve dikkat çeken bir
gelişme yaşanıyor. İşgalciler 200 kadar Iraklı askeri, halklarına silah
çekmediklerinden dolayı gözetim altında tutuyorlar. Ama medyanın bu olaydan
haberi bile yok. O insanlar kendi kardeşlerine ve halklarına silah
çekmediklerinden dolayı işgalcilerin elinde rehin durumdalar. Bu uygulama
insanları rehin almanın ötesinde tarihte benzeri nadir görülebilen bir
vahşettir. Üstelik işgalci saldırganlar, bu askerleri isyancılar olarak
isimlendiriyor. Şu işe bakın ki insanların kendi öz yurtları çağdaş
emperyalizmin iğrenç cephesini oluşturan saldırganlar tarafından işgal ediliyor
ve onların Ortaçağın barbar Avrupasında bile örneği görülmemiş vahşi
emirlerini yerine getirmemek isyancılık oluyor. Burada da isimler ve kavramlar
yoluyla kafaları işgal politikasıyla karşı karşıyayız.
Ahmet Varol 18 Nisan 2004 Vakit