Helvadan put!

Batı belki de köleliğin kaldırılmasından sonra en kötü günlerini yaşıyor. Kızılderili katliamı bir cinayetti. Kara derililere yapılanlar da.. 1. ve 2. Dünya Savaşlarında da dünya kan gölüne döndürüldü.

Kapitalizmin insanlığa nelere malolduğunu da biliyoruz.. Soğuk savaşın da nelere malolduğunu gördük.

Amerikan Yahudisi bir silah tüccarının, Sovyetler’den arta kalan silahları, Afrika pazarına satmak için çıkartılan iç savaşta, bir ülkede sadece 3 ayda, bir milyon insan hayatını kaybetti. Huttiler ve Tutsiler arasındaki savaşta silah tüccarları, yoksul insanların kanları karşılığı kazandıkları elmasları ülkelerine taşıdılar.. Şimdi o elmaslarla süslü mayoları, Sevgililer Günlerinde sevgililerine hediye edecek enayiyi bekliyorlar.. Ben, bu kabile savaşında, yargı konusunda hukukun nasıl ayaklar altına alındığını anlatan bir yazı yazdım... “Sen, Afrika diye Türkiye’yi anlatıyorsun, yargıya hakaret ediyorsun” diye hakkımda dava açtılar, hâlâ yargılanıyorum.. Bir yandan da böyle “Aziz Nesin’lik” olaylar yaşıyoruz..

Konu ile ilgili haber şöyle: “ABD'li Susan Rosen'ın tasarladığı 30 milyon dolarlık (yaklaşık 40 trilyon YTL) elmas bikini, Sports Illustrated 2006 Bikini Özel Sayısı'nda, tanıtıldı. Derginin 14 Şubat sayısındaki bikini, 150 kıratlık, en iyi kalite hasarsız elmas kullanılarak üretildi.” Acaba onu alacak adam, bu bikininin arkasındaki, Ukraynalı generallerin, kendi ordularının silah deposunu nasıl boşalttıklarını, bu silahların bizim Boğazlardan geçerek, Afrika’ya kaçırıldığını, Huttiler ve Tutsiler arasındaki savaşta, kadın, yaşlı, çocuk demeden 90 günde bir milyon insanın öldürülmesine yol açan olayları biliyor mu? Bikini de Ruandalıların kanlarından eser yok.. Işıl ışıl.. Elmaslar usta Yahudilerin elinde yontulmuş..

Batı, şimdi önünde engel gördüğü İslâm’a ve Müslümanlara saldırıyor ve petrolü ele geçirmek için seferberlik başlatıyor.. İşte bu noktada, o insan hakları, hukuk devleti, multi kültürel politikalar, katılım, çoğulculuk ve şeffaflık gibi sözler rafa kaldırılıyor..

Churchill’in, “Bir damla kan, bir damla petrol” sözünü ettiği günlere geri döndük.. Yeni gerçeklik, Guantanamo ve Ebu Gureyb’le başlıyor ve özgürlük adına, kutsala saldırı ile devam ediyor.. AİHM, hukuku savunmaktan vazgeçip, bireysel hakları bir kenara bırakıp, farklı bir kimlikle karşımıza çıkabiliyor.

Daha dün İngiliz askerlerinin Irak’ta çocuklara karşı uyguladıkları vahşeti gördük. Daha bunlar buzdağının su yüzünde kalan kısmı.. Guantanamo cinayeti devam ediyor.. Şimdi buna bir de dünyanın dört bir yanına dağılmış yüzen hapishaneler, uçan sorgu evleri ve işkence odaları, adam kaçırmalar eklendi.

Tutukluların organlarının çalındığı iddiaları ayyuka çıktı.. Son haberi biliyorsunuz. Amerikalı bir çavuş, 'Iraklı bir generali konuşturmak için, 16 yaşındaki oğluna işkence yapıldı' dedi. Avustralya devlet televizyonu da Ebu Gureyb'den yeni işkence, cinayet ve cinsel taciz görüntüleri yayınladı. Dışarı sızan bu bilgiler, yine insaf sahibi Amerikalıların aktardığı bilgiler. Bu arada bir çavuş da, Temsilciler Meclisi'nde inanılmaz itiraflarda bulundu. Gazete haberlerine göre; Çavuş Provance, üstlerinin 'Susacaksın' emrine rağmen gördüklerini anlattığı için rütbe tenziline de uğramış. İşkenceler 'Sistematik'. Çocuklar babalarının yanında işkenceye uğruyor.

ABD hâlâ kalkmış İran’a ders vermeye kalkıyor. Ama burnunun dibindeki İsrail’i görmüyor.. Kendi gözündeki merteği görmüyor, başkasının gözünde çöp arıyor.

ABD’nin silah ve eroin kaçakçılığının içinde olduğunu biliyoruz. Buna beyazkadın ve çocuk kaçakçılığı, organ mafyası da eklendi.. Dünyayı rüşvete boğduklarını da biliyoruz. Borç verme adına yoksul ülkeleri nasıl faize boğduklarını da biliyoruz.. Ama artık yolun sonuna geldiler. Dolar dikiş tutmuyor ve Amerikan mallarına karşı boykot sürüyor. Dolar önceki gün değer kazandı ama kimse dolara gitmedi.. ABD’nin Irak’a müdahalesi, petrol fiyatlarının tavan yapmasına sebeb oldu. Hepimiz bu savaşın maliyetine ortak olduk..

Marsel Parnaya’nın dediği gibi; büyük şehirlerin sokaklarında çöp konteynerlerini karıştırarak metal, naylon, kağıt ya da pazar yerlerinden yiyecek bir şeyler arayan bu yoksul, aç, pasaklı insanlar; kadınlar ve çocuklar aslında Batının refah ve mutluluğunun harcını karıştırıyorlar. Kapitalizmin kurbanları aslında onlar..

Batı sürekli kaybediyor. Bana kalırsa bundan sonra da normal yollardan kazanma şansları yok.. Onun için de, başkalarının servetlerine göz diktiler.. Bunun için de kan dökmekten çekinmiyorlar ve mazlum halkların direnişini ve umutlarını kırmak için ise, onların kutsallarına, namuslarına, geleneklerine, ahlâkına saldırıyorlar.. Bunun için yerli işbirlikçileri ile birlikte, “topyekun bir savaş”a hazırlanıyorlar..

Montaigne’nin bir denemesinde özetle dediği gibi , “istedikleri, bizi tarihsiz, kültürsüz bırakmak; inancımız ve geleneğimizle aramızdaki bağları kopartarak, umudumuzu yok etmek. Bizi sessiz köleler ya da intihar etmeye hazır, hayata küsen insanlar haline getirmek..” Bu bir uygarlığı yok etme savaşıdır. Gerekirse tarihin sonunu getirecek bir medeniyetler / dinler arası savaştan söz etmeleri boşuna değil.. Kafirun suresine bir baksanıza!.. Birileri helvadan putlarını yemeye başlamadılar mı sizce!

Bizim Amerikano İslâm misyonerliğine soyunan tatlı su Müslümanlarına ilanen tebliğ olunur..Bizim Ankara’daki danışmanlar, acaba ne buyururlar bu hususta!.. Selâm ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak 17.02.2006 Vakit