|
Gaflet uykusundan uyanmak (2)
Allah'ı yakînen bilerek yapılan az ibâdet, gâfilâne yapılan çok ibâdetten daha kıymetlidir. Bu sebepten ibâdetlerin büyük bir uyanıklık içerisinde îfâ edilmesi gerekir. Bilhassa namazın, insanı gafletten alıkoyan tesiri büyüktür. Zîra namaz, bir zikirdir. Gaflet hâli ise, zikirle (yani Allah'ı hatırda tutma ile) aslâ bağdaşmaz. Namazın bu özelliğinden dolayı Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: "Beni anmak için namaz kıl!" (Tâhâ, 14) Namazdaki huşû ve huzûr hâlinin, namazdan sonra da muhâfaza edilmesi lâzımdır. Zîra muhâfaza edilemeyen kalb, gaflete dalar; bir zaman sonra fıska ve hattâ -Allah korusun- küfre kayabilir. Bu sebeple kişi, namaz dışında dahi kalbini Cenâb-ı Hakk ile meşgûl etmeli, O'ndan aslâ gâfil olmamalıdır. Gafletlerinden dolayı namaza aldırış etmeyenler yahut namaz vakitlerini geciktirenler hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar, namazlarından gâfildirler." (el-Mâûn, 4-5) Gâfil insan, sisli bir havada önünü iyi göremeyen kimse gibidir. Hakkı bâtıldan ayırt edemez, gözleri perdeli olur, hakîkatı göremez, görse bile umursamaz. Günahlar, nefsine hoş gelir. Yaptığı hatalar, kendisini rahatsız etmez. Hesapsız, ölçüsüz, duygusuz ve mânâsız bir hayat yaşar. Ölümü, âhireti, hesâbı ve azâbı hiç düşünmez. Bütün bu hakîkatlar ona masal veya hikâye gibi gelir. Gafletle yapılan duâların bile kabûl edilmediği hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyurulur: "Allah'a, kabûl edileceğine yakînen inanarak duâ ediniz! Zîra Allah Teâlâ, gâfil bir kalble yapılan duâyı kabûl etmez." (Tirmizî, Deavât, 65) Gafletten uyanıp diri bir kalbe sâhip olmak, kul için ne büyük bir saâdettir! Peygamber (sav) Efendimiz, devamlı bir kalb uyanıklığı içinde bulunurlar ve: "Gözlerim uyusa da, kalbim uyumaz." (Müslim, Müsâfirîn, 125) buyururlardı. Müslüman, her anının Allah'ın murâkabe ve müşâhedesi altında olduğunu, Allah'ın kendisini her an gördüğünü, her işlediğini bildiğini, her söylediğini duyduğunu, hatta kalbinden geçen her şeyden anında haberdar olduğunu bilmelidir. Kâinatta her zerre, kendine mahsûs bir lisân ile Allahû Teâlâ'yı tesbîh ederken, mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılan insanın, Yaratanından gâfil olarak yaşaması ne hazindir! Evet, insanoğlu bir gün gelir, o derin gaflet uykusundan uyanır, fakat eldeki bütün fırsat ve imkânları yitirmiş olduğundan, artık elinden hasret ve nedâmetten başka bir şey gelmez. Kitap taşıyan eşeklere ilimden bir şey bulaşır mı? Değerli mücevherlerle yüklü katırların katırlıklarından bir şey eksilir mi? Birazcık aklın varsa muhasebe-i nefs yap! Kendini hesaba çek! Cimrilik ve müstağnilik huyunu bir kenara bırak da tezgâhındaki kumaşlardan kendine bir elbise diktir. Makası tutarken elin titremesin. Sattığın baklavalardan hem ailene tattır, hem de sen tat. Allah, nimetinin eserini kulun üstünde görmek ister. İlmin eserini de o ilmi öğrenen kişinin hayatında görmek diler. Büyük İmam Ebu Hanife "İlim, bildiğini tutmaktan, amelden başka nedir ki?" buyurmuştur. Bil ki: İnsanların gelip zenginliğini ve servetini yağmalayacağından korkan bir zengin, sadece görünüşte zengindir. Hakikatte ise esir edilmiş bir köledir. İnsanların onda gördükleri şeylerin hepsi sırtında taşıdığı bir yükten ibarettir. Bir saat sonra onu bir başka hamalın sırtına yükleyecek; bir başka köleye emanet edecektir. Gaflet uykusundan uyanmak, zikir inkılâbına kapı aralamaktır. Zikir inkılâbına giden yol, gaflet uykusundan uyanmaktan geçer. Mü'min insan gafleti değil, zikrullah'ı seçer.
Mustafa Çelik 22Kasım 2005 Vakit
mcelik@vakit.com.tr |