Cemaatten devlete giden yol: Hicret (4)

Hicret; ferdden cemaate, cemaatten devlete adım atmak, Hak dâvâya uygun ortamlar aramak, meş’aleyi uzaklara taşımak, muhteşem dönüş için hazırlanmaktır.

Hicret, nebevî bir harekettir, peygamberlerin ortak kaderidir; Onların izinden gidenlerin de değişik biçimleriyle hayatlarının en az bir diliminde ortaya çıkan bir tavırdır. Hicretin kendisi ve uygulanış şekli, baştan sona “tedbir” demektir; Allah’ın bilmediğimiz kapılarını açması için bildiğimiz kapıları usûlüne göre çalma, çözüm ve çıkış yolu için fiilî duâdır. Hicret, savaş alanından kaçmak, mücâdeleyi bırakmak değil; daha güçlü bir şekilde dönmek için strateji değişikliğiyle, siyasî manevrayla kamp yeri arayıp orada güç toplamaktır.

Yurtdışında aranan destektir. Daha hızlı sıçrayabilmek için gerileme ve gerilmedir. Cephe değişikliğidir, merkezi dışarıdan sarıp kuşatmak, merkezi fetih için çevreden eyleme geçmektir hicret. Hicret, baskıları durdurma gücünün olmadığı yerde, baskıların kendini durdurmasına izin vermemektir. Zulme boyun eğmeme, zilleti kabul etmeme şuurudur.

Hicret; hak yoldan çıkanların yolsuzluklarıyla Hak yolu tıkadığı durumlarda çıkış yolu bulma girişimidir.

Hicret, Allah’ın cemalini murad edenlerin vuslat için ayrılma destanıdır. Hicret, kişi veya kişilerin bulundukları yerden bedenle, dil veya kalp ile göç ederek ayrılmasıdır, bir şanlı destandır hicret, sevda için güzel çile, zafer için de ödenen bir bedeldir.

Hicret berâet sahibi olanların önce cemaat sonra devlet sahibi olmalarıdır. Mekke-Medine hattı, bir semboldü. Verilene dikkat çekilerek elde edilenin değeri vurgulanıyordu. Mekke’nin bedelini de ödemek anlamına geliyordu. Dahası, Hıra günlerinde yürekte gerçekleşenin, hayata dönüşmesiydi hicret.

Müslümana Cennet sıla, dünya gurbet, hicret berâettir. Hicret; sılayı gurbette kazanmaktır. Özelde Âdem, genelde insan müebbed muhâcerete hüküm giymişti. Üflenen rûhun lâhut âleminden nâsut âlemine hicretinin, canın sudan toprağa hicretinin, spermanın rahme hicretinin, ceninin rahimden dünyaya hicretinin ve insanın dünyadan âhirete hicretinin anlamı buydu. İşte hicret, Allah’a kurbanı, Allah’a kurbiyete dönüştürmektir. Rabbimiz buyuruyor:

“Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde yalnız bana kulluk edin.” (Ankebut Sûresi/56)

M. Hamdi Yazır (Rh.a.) bu ayetin tefsirinde der ki: “Dikkate değer ki, Cenab-ı Allah, Âdem’i yarattığında şanlı bir isim olan hilafet unvanıyla yad etti. Öyle iken İblis bu isimden yılmadı, aksine o sebeple gayretini artırdı, düşmanlık etti ve sonunda galebe edip (Bakara, 2/36) âyetinde buyurulduğu üzere “her ikisini de cennetten kaydırdı.” Sonra onun çocuklarında “benim kullarım” sözüyle şereflenen iyi kimselere gelince şeytan onlardan kaçındı “Şüphesiz kullarım (benimdir). Onların aleyhine sana verilmiş bir hakimiyet yoktur.” (Hıcr, 15/42) buyurulduğu gibi, şeytanın kendisi de: “Onların hepsini mutlaka azdıracağım, ancak onlardan senin ihlaslı kulların müstesna.” (Hıcr, 15/39-40) dedi. Demek ki, “Allah’ın kulları” olma mevkiini elde eden mükellef, derece yönünden yeryüzünde halife olandan daha yüksektir. Şu halde “İman edenler” sıfatı ihtirazî (ilerisi için hesaba katılan) bir kayıt değil, şerefin yönünü ve şeklini açıklamak için kâşîfe (açıklayıcı) bir sıfattır. Bu şekilde bu hitap, kâfirlerin engellemesinden dolayı, dinini gereği gibi yapamayan bazı müminlere kurtuluş yolunu göstermek için bir şereflendirme hitabıdır. Yani ey benim iman şerefi ile şereflenmiş olan kullarım haberiniz olsun, benim yeryüzüm geniştir. Bulunduğunuz yerden ibaret değildir, geniştir. O halde bana ibadet ve kulluk edin, o halde yalnız bana. Yani bulunduğunuz memlekette yalnız bana ibadet etmek kolay olmaz, dininizi açıklamada baskıya uğrar, daralırsanız bir yere gidin, kaçın, hicret edin. O darlıktan genişliğe çıkmak için ne yapmak gerekiyorsa yapın, bana kulluk edin. Peygamber Efendimiz’den bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: “Her kim dini sebebiyle bir yerden bir yere kaçarsa, bir karış da olsa cenneti hak eder. Ve İbrahim(as) ile Muhammed (sav)’e arkadaş olur.” (Hak Dini Kur’an Dili, C:5, Sh:3790, İst/1971)

Hicret, cemaatten devlete ulaşan onurlu hareketin en önemli adımı ve atılımıdır. İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak için dâhildeki bütün çarelere başvurduktan sonra mücadeleyi dışarıda devam ettirmek amacıyla oturulan yeri terk etmektir. O, İslâm’ı boğmaya azmetmiş zulüm ve baskıya rağmen dini aslî şekliyle yaşama gayretidir. Yani hicret, “İmanın korunması” ve “İslâm’ın yaşanması” hususunda asla tavizkâr davranmama kararlığıdır. Bilelim ve inanalım ki; Müslümanlar için cemaat olmadan hicret, hicret olmadan da devlet olmaz. Gelin cemaate, cemaatten de devlete hicret edelim. Muhacir cemaatsız ve devletsiz olmaz. Muhacir olmayan cemaat ve devlet bulunmaz.

Mustafa Çelik 22.02.2006 Vakit