Yeni bir kandil çıktı!

Verak-ı mihr u vefâyı okuyup dinleyen olmaz gerçi ya; biz yine de yazıp söylemeye devâm edeceğiz. Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat inancındayız. Bizim inancımıza göre, 'dîn adına' bir söz söyleyen veyâ bir hareket yapan kişinin; kesinlikle 'edille-i erbaa' dediğimiz 'Kur'ân, Sünnet, İcmâ-ı Ümmet ve Kıyâs-ı Fukahâ' maddelerinden en az birisinden delîl bulması ve göstermesi gerekir. Dîn işinde 'Bana göre böyledir' mantığı olmaz, kafana göre dinî icrâat yapamazsın. Beşerî îmâlat demokrasinin getirdiği iddiâ edilen 'sözde hürriyyet' havası Müslümanları da sardığı için olacak, İslâma karşı da kendilerini hür sanarak kafalarından yeni yeni ibâdet şekilleri çıkarıyorlar. Halbuki, beşer ne kadar 'hür' olursa olsun, yine 'Abdullah'tır, yâni 'Allâh'ın kölesi'dir. Yâni, 'emir' olmadan 'dînî' bir fiil yapamaz. Evet, Müslümanların Noel ve yılbaşı gibi kaynağı beşerî olan kutlamalara karşı takındıkları hassas tavır elbette takdîre lâyıktır; ama o gecelerde kendi kafalarına göre 'alternatif kutlama' hazırlamaları ne oluyor? Kur'ân'da, Sünnet'te, İcmâ'da ve Kıyâs'da böyle bir hüküm var mı? Peygamberimiz (sav) veyâ sahâbeler veyâ tâbiín (ra) arasında böyle bir kutlama yapılmış mı? İslâm târihi içerisinde hiç bugüne kadar 'Mekke'nin Fethi' kutlanmış mı? İmâm-ı A'zâm, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed, İmâm-ı Mâlik, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibendî, İmâm-ı Rabbânî, İmâm-ı Gazâlî, Bedîüzzamân (ra) gibi dîn ulularının hiç böyle bir tatbîkátları olmuş mu? Mu'tâd âdet ve sohbetlerin aynı geceye denk gelmesi hâric, müstakıllen Noel ve yılbaşı gecesine mahsûs alternatif kutlama programları yapmak, yukarıda zikrettiğim káideye göre 'bid'at' olmuyor mu? Bid'atçının amelleri ibtâl olmuyor mu? Yanlış anlaşılmasın, sözüm, kendisini 'Ehl-i Sünnet' çizgisinde kabûl edenleredir. Kendisini bu prensiplerle bağlı saymayan veyâ kendisini müctehid sananlara sözüm yoktur. Doğrusu ben bu mes'eleyi ilk zamanlar çok yazıp çizdim, kulak verilmediğini gördüğüm için de ta'bîri câizse usandım. İzmir Kemalpaşa'dan müdakkik okuyucumuz Hacı Muhiddin Naralan Ağabeyimizin îkáz etmesiyle tekrâr temâs etme ihtiyâcı hâsıl oldu. Müslümanlar arasında sanki 'yeni bir kandil kutlaması' gibi idrâk edilen bu alternatif kutlamaların Ehl-i Sünnete göre doğru olmadığı inancımızı bir kere daha belirtmiş olalım. Bu ülkenin 'laik' kimliğini unutan bir gazetemiz, 'Kamusal Alanda Dansöz' diye bir sürmanşet çekmiş. Gülmemek elde değil. Ne yâni, kamusal alanda 'çarşaf ve peçe' mi olacaktı? TC'nin ilk yıllarındaki Sağlık Bakanlarından Dr.Rıza Nur hâtıralarında naklediyor. O yılların kamusal alanlarının birisinde zevât-ı ekâbir kafaları çekmişler, sonra da masaya dansöz çıkarıp oynatmışlar. Bununla da iktifâ etmeyen bir şanlı vekilimiz, rakkasenin son bez parçasını çıkarıp kendi kafasına takmış ve 'İşte şimdi inkılâbımız tamam oldu!' demiş. Bu anlayış hâlâ kahramanca kendisini ayakta tuttuğuna göre, mezkûr gazetemizin attığı bu başlığın nâfile bir gayret olduğu anlaşılmıyor mu? Kadının üstünde olması gereken bezi, orada olmasındansa kendi kafasında görmeyi tercîh edenler, kamusal alanda dansöz oynatmakla da anormal bir şey yapmış olmuyorlar. Aksini yaparlarsa şaşırmak lâzım! Aynı başlık, 'Ülkenin aydınlarına da bu yakışır!'. 'Bu hâtun kişi, hangi büyüğümüzün zevce-i muhteremesidir'?, 'Bu gençleri kerîmelerinizle de ne zamân mutlu edeceksiniz'? gibi şekillerde atılamaz mıydı? Frikikçi önderlerimiz de böylece rencîde edilmemiş olurlardı. Lokantada yemek yediği tabaktan sinek çıktığını gören müşteri sinirle garsona bağırmış, niye böyle olduğunu sormuş. Garson pişkin pişkin sırıtmış, 'Beyefendi! Küçücük tabaktan inek çıkacak değil ya, elbette sinek çıkacak!' demiş. Ön tekerleği kafasına kadın donu geçiren bir hareketin, son tekerleği de nâmus âbidesi olacak diye bir kánûn yok ya! Aksırıncaya, pıksırıncaya kadar tepinin çorbacılar!

Mustafa Kaplan Ocak 2006 Vakit