|
Yemen'deki çatışmalara bakış
Bir önceki yazımızda Yemen'deki çatışmaların genel çerçevesini çizmiş, taraflar hakkında özet bilgiler vermiştik. Bugün çatışmaların başladığı tarihlere uzanarak daha ayrıntılı bilgiler vermek istiyoruz. Yemen'de İmam el-Husi ile hükümet güçleri arasındaki muhalefetin şiddete dönüşmesinin ilk kıvılcımları 2004'ün Mayıs'ında çakılmıştı. Yönetim başlangıçta el-Husi'nin adamlarını küçük bir kalabalıktan ibaret sanıyor ve askeri güçler karşısında sadece birkaç günlük tahammüllerinin olabileceğini düşünüyordu. Ayrıca cumhurbaşkanı Salih ona vurulacak darbenin, şiddet eğilimli diğer muhalif güçlere de gözdağı olacağını, bu yüzden silaha başvurmanın devlete avantaj sağlayacağını sanıyordu. Çünkü el-Husi'yle masaya oturması diğer muhaliflere de cesaret verecek ve zaten ülkede ciddi bir disiplin sağlayamamış, hırsızlığın önüne geçmekten, trafik kurallarını uygulamaktan aciz devlet otoritesinin daha da zayıflamasına sebep olacaktı. Üstelik el-Husi'nin adamlarına darbe vurulması bir önceki yazımızda da dile getirdiğimiz üzere ABD'ye, Yemen'in "radikal dinî örgütler"e ve bu arada el-Kaide'ye karşı savaş halinde olduğu mesajı verilmesi için işe yarayacaktı. Bu itibarla haber kaynaklarında her ne kadar sürekli el-Husi'den ve adamlarından "isyancı" diye söz edilse de, bu hareketle yönetim arasındaki siyasi muhalefetin silahlı çatışmaya dönüşmesinde yönetimin tutumu daha etkili olmuştur. Silahlı çatışmalar Haziran 2004'te başladı. Dikkat çeken bir şey de çatışmaların tam cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in ABD ziyaretinden dönmesinden sonra başlaması oldu. Bu bir bakıma Hüseyin Bedruddin el-Husi'nin "Salih'in çatışma emrini Amerika'dan aldığı" iddiasını doğruluyordu. Askeri güçler, el-Husi'nin işini çok kısa sürede bitirebilmek için ciddi bir savaşa gidiyormuş gibi ağır silahlarla ve büyük teçhizatla üzerine yürüdüler. Sanki bu olayın aynı zamanda askerlere gerçekçi bir savaş tatbikatı yaptırılması için bir fırsat olarak değerlendirilmesi amaçlanıyordu. O zaman olayları yakından takip edenlerin sordukları bir soru da şuydu: "Aslında Yemen'de el-Kaide'yle bağlantılı olduğu iddia edilen yahut global emperyalist sisteme karşı tavır alan küçüklü büyüklü birçok radikal grup bulunmaktadır. Bunların içinde özellikle el-Husi (Mü'min Gençlik) hareketinin seçilmesinin, camilerde her namazdan sonra ABD ve İsrail'e lanet okumalarının ve onların aleyhine sloganlar atmalarının bir etkisi var mıydı?" el-Husi ve hareketi Ali Abdullah Salih'in beklediği gibi kolay yutulur lokma çıkmadı. Devlet güçlerinin ağır silahlar ve teçhizat kullanmalarına ve sayıca daha çok olmalarına rağmen çatışmalar aylarca sürdü. Bu süre içinde Mü'min Gençlik hareketinden pek çok gerillanın öldürüldüğü söylendi. Ancak askeri güçlerden de birçok kayıp verildi. Sonuçta öldürenler de, öldürülenler de aynı toplumun fertleriydi ve ne yazık ki emperyalist ABD'yi memnun etme gayretkeşliği bu manzaraların ortaya çıkmasına sebep oluyordu. Yemen cumhurbaşkanı Mü'min Gençlik'le silahlı çatışmaların ateşli bir şekilde devam ettiği Temmuz 2004'te yaptığı bir açıklamada "teröre karşı savaşta" Amerikan istihbaratıyla işbirliği yaptıklarını söylemişti. Burada tabii ki Sa'da'daki çatışmaları da "teröre karşı savaş" kategorisine sokuyordu. Bilindiği üzere İslâm âlemindeki yönetimler Amerika'dan emir almayı, onu memnun etmek, talimatlarını yerine getirmek amacıyla yaptıkları faaliyetleri genellikle "işbirliği" olarak nitelemektedirler. Aynı şey ABD için de geçerlidir. O da emir ve talimat vermeyi "işbirliği" olarak lanse eder. Cumhurbaşkanı Salih sözünü ettiğimiz açıklamasını yapmasından bir süre önce de ABD'nin meşhur güvenlik ve istihbarat teşkilatı FBI'ın Soruşturma Dairesi Başkanı Robert Muller'le Aden'de "teröre karşı savaşta işbirliği" konusunda bir görüşme yapmıştı. Yemen, ABD ile "işbirliği" hatırına kendi vatandaşlarına karşı silahlı çatışmalara girmekle aslında Suudi Arabistan gibi ciddi bir hata yapmıştır. Güvenlik ve istikrarı koruma adına kendi elleriyle ve silahlarıyla ülkenin güvenlik ve istikrarına darbe vurmuştur. Çatışmalar umulduğu gibi sisteme ve global sömürgeci yapılanmaya karşı ortaya çıkan gruplara gözdağı verme rolü oynayamamış aksine devletin gerilla güçleri karşısında acziyete düştüğünü gözler önüne sermiştir. Bu noktadan sonra Yemen hükümetinin ABD ile "işbirliği" yerine halkıyla "işbirliği"ni tercih etmesi çok daha yerinde olur. Üstelik bu, emir ve talimat almaya "işbirliği" kılıfı geçirme değil gerçek işbirliği olacaktır.
Ahmet Varol 16 Nisan 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr |