Yazdıklarımız “hikâye” değil... Gerçeğin tâ kendisi!

Atalarımız; "Derviş dervişi tekkede, hacı hacıyı Mekke'de bulur" demişler... Doğrusunu söylemek gerekirse, "kökü dışarıda" olanlar da, "halktan kopuk"ları "bi dakkada" buluyor... Tıpkı; "kökü dışarıda" kuruluşlar olan "Rotary kulüpleri"nin, "halktan kopuk" olan Deniz Baykal Antalya'da bulması gibi!..

Efendim, Antalya Kaleiçi Rotary Kulübü, Sheraton Otel'de düzenledikleri bir törenle, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a, "Toplum Hizmetleri Ödülü" vermiş!.. Bir "kökü dışarıda" kuruluş, kalkıp da "bana" ödül verecek değildi elbet!.. "Halktan kopuk" bir tavır sergileyen Baykal'a ödül vermeleri gayet normaldir!..
Çünkü Baykal, "onların nabzına göre şerbet" vermekte ve "onların ağzıyla" konuşmaktadır!.. Nitekim, "ödül töreni"nde de, onların hoşuna gidecek sözler sarfetmiştir!..
İşte sarfettiği cümlelerden bir kısmı:
"Mesele, eğitimi laik eğitim olmaktan çıkarıp, din temelinde bir eğitim haline dönüştürmek. Bu, Türkiye'nin 20 yıl sonrasına nasıl yansır? Hedef seçtikleri ve uğrunda mücadele ettikleri noktalar, Türkiye'nin orta dönemde cumhuriyet kazanımlarını ciddi şekilde tehlikeye düşürecektir. Bunu öngörmüşlerdir. Bu doğrultuda bir arayış içindedirler. Pek çok denediler olmadı. YÖK'ü değiştirmek istiyorlar. Van'da, Samsun'da bir kavga verilmek isteniyor.
İnsanlar, böyle değerlendirmeleri, henüz sonuçları ortaya çıkmadığı için kabul etmekte güçlük çekiyorlar. İnsanlar bunu sanki hayali bir değerlendirme gibi algılamayı tercih ediyorlar. Ama siyasetçilerin görevi, henüz sonuçları ortaya çıkmış tehlikeleri tespit edip, gerekli duyarlılıkları ayağa kaldırmaktır."
EVET TEHLİKE, AMA NEREDE?
Bu sözlerin birinci bölümü değil de, "ikinci bölüm"ü hayli ilgimi çekti...
Ne diyor Bay Baykal:
"İnsanlar, böyle değerlendirmeleri, henüz sonuçları ortaya çıkmadığı için kabul etmekte güçlük çekiyorlar!.. İnsanlar bunu, sanki hayali bir değerlendirme gibi algılamayı tercih ediyorlar!"
Arkasından ilâve ediyor:
"Ama, siyasetçilerin görevi, henüz sonuçları ortaya çıkmamış tehlikeleri tesbit edip, gerekli duyarlılıkları ayağa kaldırmaktır!"
Ne yalan söyleyeyim;
Ben de böyle düşünüyorum!.. Ama, "baktığım pencere" farklı, "durduğum yer" farklı!..
Dolayısıyla;
Benim, tesbit edip de, "duyarlılıkları ayağa kaldırmaya" çalıştığım "tehlike"ler de farklı!..
Yıllardır yazıyorum!..
Yıllardır haykırıyorum!..
Ve yıllardır uyarıyorum!..
"Uyanın" diyorum, "uyanın!"
Hem de, "misaller" veriyorum!..
Bakın, "28 Şubat uygulamalarının zirvede" olduğu yıllarda ne anlatmışım:
DU BAKALİ N'OLCEK?
Efendim;
Adamın biri, karısının bir “halt” karıştırdığından şüphe ediyor, ama son derece “iyiniyetli” olduğundan ona “toz kondurmak” da istemiyormuş!..
Sonunda, “şüpheleri” galip gelip de, geceleri gözlerine uyku girmez olunca, bir “dedektif” tutmuş!..
“Hele takip et karımı!.. Durumu da, anında rapor et bana!”
Dedektif, başlamış takibe... Tabiî, kadının ne yaptığını, nereye gittiğini anında bildiriyor kocasına...
“Şu anda evden çıktı... Caddede kendini bekleyen lüks bir arabaya bindi!”
Kocası;
“Du bakali n’olcek? Takip et!”
Dedektif takipte... Kadın, otomobiline bindiği erkekle birlikte yemekte...
Dedektif, durumu bildiriyor:
“Şu anda şampanya içiyorlar... Herifin eli, karınızın omuzunda!.. Yemekten kalktılar, şu anda dansediyorlar!.. Karınız, başını herifin omuzuna yasladı!.. Herifin eli, karınızın belinde!”
Kocası;
“Du bakali n’olcek?.. Takibi sürdür!”
Biraz sonra dışarı çıkarlar... Birlikte adamın evine gelirler...
Dedektif, raporunu sunar:
“Şu anda herif soyunuyor... Aaa, şimdi de karınızı soymaya başladı!.. İkisi de çırılçıplak!”
Kocası;
“Du bakali n’olcek?”
Dedektif;
“Birbirlerine sarıldılar!”
Kocası;
“Du bakali n’olcek?”
Dedektif;
“Perdeyi çektiler, ışıkları söndürdüler!”
Kocası;
“Du bakali n’olcek?!?”
DURA DURA, BUNLAR OLDU!
Bu hikâyeyi anlatıp, ardından demişim ki;
Karıştırılan bunca “halt”a rağmen, hâlâ bir “iyimserlik” havası var birçoklarında!..
Gece gördüğü “kâbus”u bile “hayra yorma” aymazlığındaki nice insan, hâlâ “iyimser bir beklenti” içinde!..
Olan-biteni görebilmek ve kavrayabilmek için, “dedektif” olmaya gerek yok!..
Her şey ayan-beyan ortada!.. Hem de “tarih”leriyle ve “belge”leriyle!..
Yıl 2004... Aynı hikâyeyi yine anlatmışım...
Çünkü o günlerde; televizyonlar bangır bangır bağırıyor, gazeteler çarşaf çarşaf manşet atıyor:
“Sezer, meslek liselerindeki adaletsizlik ve eşitsizliği ortadan kaldıran YÖK Yasası’nı veto etti... 1 milyon civarındaki meslek lisesi öğrencisi, bu yıl da üniversiteye giremeyecek!”
Bazıları, hâlâ umutlu;
“Du bakali n’olcek?”
Ardından "YÖK Yasası'nın rafa kaldırıldığı" açıklanıyor!.. Bir-iki gün sonra, Anayasa Mahkemesi, "İmam-Hatip Lisesi mezunları polis olamaz" diye karar veriyor!.. Birkaç gün sonra; Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi, MGV'nin kapatılmasına ve malvarlıklarının Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devredilmesine karar veriyor!..
"10 bin fakir öğrenci"nin, "özel okullar"da okumasının önü tıkanıyor!..
"Kur'an Kursları Yönetmeliği" geri çekilerek, "Kur'an öğrenimi"nin önü tıkanıyor!..
Ve biz hâlâ beklemedeyiz;
"Du bakali n'olcek?!?"
ÖSYM’NİN FOTOĞRAF ZULMÜ!
Böyle diye diye, geldik 2006'ya!.. İşte, yine "Şubat ayı"ndayız!..
Bu defa, hem "dıştan", hem de "içten" bir kuşatma ile karşı karşıyayız!..
Danimarka'nın başlattığı "karikatür" saldırısı, bütün Avrupa'ya yayılma eğiliminde!..
Her gün yeni bir ülke, yeni bir saldırı!..
Hâlâ iyiniyetli, hâlâ meraktayız;
"Du bakali n'olcek?"
Derken, "ÖSYM'nin fotoğraf zulmü" başlıyor!.. ÖSS'ye girebilmek için "başı açık fotoğraf" vermek de yetmiyor artık!.. Gideceksin okula, "ÖSYM görevlilerinin önünde" açacaksın başını!..
Bu görüntüler, "Ebu Gureyb zindanları"ndaki dehşeti andırsa da; hâlâ "adım adım gelen tehlike"nin farkında değiliz!..
Merakla bekliyoruz;
"Du bakali n'olcek?"
Elinin körü olacak!..
Daha ne olsun ki?!?
Her şey adım adım oluyor işte!..
ARTIK “SOKAK” DA YASAK!
Daha düne kadar, "biz sokağa karışmayız!.. Yalnız, kamusal alana girdiğinde herkes başını açacak!" diyorlardı!..
Bizler, "du bakali n'olcek?" diye beklerken, olanlar oldu!..
Danıştay, kararını verdi:
"Bir öğretmenin, okul kapısına kadar başörtülü olarak gelmesi ve örtüsünü kapıda çıkarması da çocuklara kötü örnek olur!.. Dolayısıyla, öğretmene verilen ceza uygundur!"
Buyrun!..
"Başörtüsü"nden, "türban"a!..
"Türban"dan, "bere"ye!..
"Bere"den, "peruk"a geldik, "kamusal alanda açılmayı" kabul ettik ve işte son nokta: "Okul kapısına kadar örtülü gelmek de yasak!"
Haa, aynı Danıştay, aynı gün "Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliği"nin uygulamasını da durdurdu!.. Yani, "meslek lisesi öğrencileri"nin, düz liselerdeki derslerin "fark"larından sınava girip, "düz lise diploması" almaları da artık yasak!..
MİLLET, O “TEHLİKE”Yİ YAŞIYOR!
İşte bu ahval ve şerait içinde, Bay Baykal da kalkmış "20 yıl sonrasının tehlikeleri"nden dem vuruyor!..
Bırakın "20 yıl sonra"sını, bırakın "muhtemel tehlike"yi, bu ülkenin insanları, son on yıldır "tehlike"yi bizzat yaşıyor!..
Acı olan şu ki; bu yaşadıklarının "tehlike" olduğunun bile farkında değil!..
Birçokları, hâlâ "beklenti" içinde:
"Du bakali n'olcek?"
Ne olduğu ortada;
"-Eve kapatıldık!"
"-Soyuluyoruz!"
"-Perdeler indi!"
"-Işıklar söndürüldü!"
Hâlâ soruyoruz;
"Dur bakalım ne olacak?"
Bunca olan-bitene rağmen, "duyarlılık"lar hâlâ ayağa kalkmıyorsa, ben ne yapayım?!?
Bu kadar da "iyiniyetli" olunmaz ki!..
"Birileri" bizi, "aldatıyor" işte!..
"Perde"ler çekildi, "ışık"lar söndü!..
Yuh olsun Batı'ya ve işbirlikçilerine!
Efendim!.. Sultanım!.. Âlemlere rahmet olan Peygamberim!.. Küstah Batı; hâşâ, senin nûruna ve yüceler yücesi şahsiyetine dil uzatıyor...
"Yeryüzündeki kelplerin havlaması, gökyüzündeki bulutlara zarar vermez" atasözünü bilmiyorlar galiba!.. Bu ülkede yayın yapan "çiftetelli medyası" da susmakla ve tepki koymamakla, onlara destek oluyorlar. Yuh olsun! Sevgi ve rahmet Peygamberi'ne dil uzatanlara!.. Yuh olsun! Küstah Batı'nın yerli destekçilerine!..
Yuh olsun! Camiye, Cuma'ya, Cemaate ve Namaz'a fitne sokanlara!..
EMİN SERT-SALİHLİ

Hasan Karakaya 11.02.2006 Vakit