|
Tambur akort ediliyor
Mübârek Ramazan gününde yeri değil ya, çeşit olsun diye yazacağız işte. Lügatta "tambur" kelimesinin Arapça bir isim olduğu ve "Mızrapla veyâ yayla çalınan yarım küre şeklinde gövdeli, uzun saplı, telli saz" ma'nâsına geldiği yazılı. Herhalde kelimenin aslı "tanbur" şeklinde olmalı, "be" harfinden önce gelen sükûnlu "nun", "mim" sesine kalbolmuş. Âletin küçüğüne ise "tambura" deniyor. Yeryüzüne şu anda hâkim olan gücün "gizli zındıka komitesi" denilen bir teşekkül olduğunu ilmen biliyoruz; fakat gözüken güç sâhibi ise İsrail güdümünde bir ABD oluyor. Yâni, bölge halkını neş'elendiren tamburun akortçusu ve icrâcısı o gibi. O da, tamburu akort ettikten sonra hayli bir müddet herkesin dinlemesini te'mîn etmeyi iyi beceriyor. Tambur dediysek, kitlelere yön veren medya organları ile gizli propaganda merkezlerini, yâni toplum mühendislerini kasdediyoruz? Bizim ülkemizi de içine alan bölge halkı, uzun zamandır aynı akortla çalınan tambur sesinden artık eski neş'eyi alamaz olmuştu. Tamburcunun da eski aşk ve şevkı devâm etmiyor elbette. Arada bir çalınan fasla dışarıdan çatlak sesler de karışınca, tamburcu Sam Amca'nın canı sıkılıyor. Görünen o ki, âletin akordunu yenilemeye çalışıyor; demek yakında başka bir fasıl çalınacak. İnsanlar biraz da o fasılla gönül eğleyecekler? Medya kuruluşlarındaki sistemli bir değişiklik sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? Elin gâvurları nasıl bir aşka tutuldular da, beş para etmeyen radyo frekanslarına ve televizyon kanallarına gözü kapalı milyon dolarlar veriyorlar? Basın dünyâsındaki transferler, şekil değişiklikleri, yeni doğumlar neyin habercisi? Tambur faslının tadına turp sıkan çatal zurna, ney, kaval, davul, dümbelek seslerinin dinleyiciye te'sîr etmemesi için bu yeni akort ameliyesi zâten gerekli idi. Bakalım, maestronun işâreti ile karşımıza Isfahan faslı mı çıkacak, Nihavend faslı mı çıkacak, Irak faslı mı çıkacak, Kürdîli bir fasıl mı çıkacak; bekleyip göreceğiz. Tellerin teker teker ele alınıp kulaklarının büküldüğünü ben görüyorum? Hasan Mutlucan'ı yeni nesiller hatırlamıyor bile. Bu vefâsızlığı "tamburcu" yer mi? "Ordular ilk hedefiniz Kuzey Irak'tır!" emriyle yola çıkanların şöyle bir Suriye'yi harmanladıktan sonra Mekke'ye doğru yönelmeleri; "Akdeniz" emrini alanların "Ege"ye gitmeleri tecrübesine ters düşmez. Benim "tamburcu" ekibine söyleyecek sözüm yok. "Dönüver de meydan senindir amman!" sözü herhalde Tamburacı Hasan'ın olsa gerek. Görelim, kâinât tamburasının akordunu yapan Zât ne planlıyor? Bir küçük kılçık var, onu da ba'zı "tamburacı" esnafına atmak istiyorum. Adamların mesleği o; en hareketli, en faal yılları hep o âleti öttürmekle geçmiş. Haklı bir şöhret de kazanmışlar. Evlâd u ıyâlleri ile birlikte şen şakrak tamburacılık yapmışlar. Gel zaman git zaman, kimisi hidâyete gelerek tamburacılığın "harâm" olmasından dolayı, kimisi de büyük tamburcunun akordu netîcesi mesleklerini bırakmışlar. Zühd ü takvâya bürünenleri de olmuş. Biz de, bizim kervana katılan tevbekârlara şefkatle yaklaşmışız. İyi de babam, kırk yıllık tamburacının birden hidâyeti mümkün de, bir anda "din âlimi" olması mümkün mü? Eslâf-ı izâmın "kırk yıl" çalışıp "kırk ilmi" tahsil ettikten sonra konuşma cesâreti buldukları bir sahaya, "kırk yıllık" tamburacıların pat diye atlaması ne demek oluyor? Notalara ve âlete bakarak "tamburacı" olunmaz da, Kur'ân meâline bakarak "din âlimi" olunur mu? Mü'minlerin arasına karışmaları elbette her mü'mini memnun etmiştir. Ammâ, kırk yılın pisliğini unutmadan kûşe-i uzlete çekilip devâmlı gözyaşları içerisinde tevbe etmeleri, ilim meclislerine devâm ederek senelerce sırt çevirdikleri hakikatlere kalan ömürlerince kulak vermeleri gerekmez miydi? "İcrâ" dâiresinde geçen ömre bakmayıp da, birden bire "fetvâ" dâiresine atlama cesâreti nerden geliyor? Acabâ, "Küllü câhilün cesûrun" mu geçerli, yoksa koca tamburcunun akordu gereği mi sahne alınıyor? Kırk senedir İslâm dini ile çok yakından ilgileniyorum da, ba'zı konularda icâzetim de olduğu halde, konuşurken ödüm patlıyor?
Mustafa Kaplan 5 Ekim 2005 Vakit
mkaplan@vakit.com.tr |