Taliban mı ilkel, yoksa YÖK mü?

'Tevafuk' dedikleri bu olsa gerek... Şu işe bakın; dün 1. sayfamızda 'Zulmün resmidir' başlığı altında; 'Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle zorbalık, böyle zulüm görülmedi... ÖSYM görevlileri, ÖSS'ye müracaat eden öğrencilerin fotoğraflarını web kameralarla çekmeye başladı!.. Çağdaş teknoloji, çağdışı ve ilkel kafaların elinde!' ifadelerine yer verdiğimiz gün, evet dün; iç sayfada yazarımız Demet Tezcan'ın yazı başlığı şöyleydi: '10 gün Taliban'ın elinde kalan Ridley İstanbul'da!' ONLAR ÇAĞDAŞ(!) DEĞİLLERDİ! Ne yalan söyleyeyim, heyecanlandım... Zira, bu 'İngiliz gazeteci'nin yaşadıkları; 'Müslüman' olduğundan bu yana hep ilgimi çekmiş ve onu hep 'takdir'le anmıştım!.. Dile kolay... Afganistan'ın 'işgal' günlerinde bu ülkeye gitmiş, 'Gerici!.. Bağnaz!.. Köktendinci!.. Yobaz' ve hatta 'terörist' olarak yaftalanan Taliban yönetiminin eline 'esir' düşmüştü!.. Taliban 'terörist'ti ya, 'bağnaz' ve 'ilkel'di ya; ülkelerine 'casus' olarak giren bu 'İngiliz gazeteci'yi mutlaka öldürürler, cesedini de ibret-i âlem için bir direkte sallandırırlardı!.. Kimbilir, belki de 'taş'larla kafasını ezer, 'recm' ederlerdi!.. Öyle ya; Ne de olsa, onlar 'gerici'ydi, 'yobaz'dı, 'ilkel'di!!! Ellerinde, 'başörtülü üniversite adayları'nın fotoğrafını çekecek 'web kameraları' ve bu fotoğrafları kaydedecek 'bilgisayar' gibi, 'çağdaş teknoloji cihazları' yoktu!.. Adı üstünde, 'Taliban'dı bu!.. Onlar, 'ilkel öldürme metodları'nı kullanırlardı!.. Meselâ, 'kör testere' ile adam keserler(!), gözlerini de 'kızgın şiş ile dağlarlar'dı!!! Dedik ya; Onlar YÖK ve ÖSYM kadar 'çağdaş' değillerdi!.. Taliban, 'tek tek öldürür'dü!.. Oysa YÖK ve ÖSYM; önce kameralarla 'fiş'ler, sonra da 'şiş'lerdi!.. Üstelik, tek tek değil, 'topyekûn imha' yapardı!.. 'İstikbal'lere karşı 'soykırım' uygulardı!.. ESİR DEĞİL, MİSAFİR! Ne var ki, bütün 'asparagas'lara ve 'manipülasyon'lara rağmen, Taliban, hiçbirini yapmadı!.. Evet, Yvonne Ridley, 10 gün süreyle Taliban'ın elinde kaldı!.. Hayır, 'esir' olarak değil, 'misafir' olarak!.. Peki, ya sonra?!? Sonra, 'serbest' bırakıldı Yvonne Ridley... Doğrusu, 'erkek kadın'mış... 'Taliban'a söz verdiği gibi'; İngiltere'ye döndükten sonra, Kur'an-ı Kerim'i okudu ve 'Müslüman' oldu!.. Sonra da, 'niye ve nasıl Müslüman olduğunu' anlattı dünyaya... Ve ben, 17 Mayıs 2005 tarihli Ayna'da, onun işte bu anlattıklarını aktardım... Buyrun, yeniden okuyalım: 'KUR'AN, YAŞAM KILAVUZU' 'Taliban tarafından kaçırıldığımda büyük haberlere imza atan bir gazeteciydim. Ancak o zaman, utanç verici şekilde kendim gazetelere manşet oldum. Taliban'a söz verdim: 'Eğer beni serbest bırakırsanız Kur'an'ı okuyacağım. İslâm'ı araştıracağım.' Onlar sözünü tuttu, beni bıraktı. Ben de tuttum. Söz sözdür diye düşündüm ve Kur'an'ı okumaya başladım. Tamamen akademik bir çalışmaydı. Manevi bir yolculuğa çıkmak gibi bir niyetim yoktu başlangıçta. Kur'an, nefes kesiciydi. Kur'an, sanki bir yaşam kılavuzu. Okuduğum her şeyden çok etkilendim. Özellikle kadın haklarından. Çünkü bize hep Müslüman kadınların baskı altında olduğu anlatılırdı... Ancak Kur'an diyor ki; biz kadınlar manevi olarak erkeklerle eşitiz. Eğitim hakkı konusunda da eşitiz. Biz kadınlar çocuk doğurma özelliğinden dolayı İslâm'da yüceltiliyoruz. Cennetin annelerin ayağının altında olduğu söyleniyor. İslâm'ı ilk kabul eden bir kadındı. İslâm'ın ilk şehidi de bir kadındı. Batı'da süslü magazin dergilerinde bize sunulan fikir şuydu; uzun boylu ve güzel vücutlu olmazsan beğenilmez, istenmezsin. Halbuki İslâm dininde kişiliğinle ön plana çıkıyorsun. Erkeklerden aşağı değiliz, onlara eşitiz. Mesela boşanma, mesela miras hakkı. Bu haklar, Batılı kadına daha 100 yıl önce tanınmaya başlandı. Halbuki bu haklar Kur'an'da asırlar önce yazılıydı. Hollywood yıldızları şimdilerde bir ordu dolusu avukatla evlilik öncesi mal paylaşımı yapıyor. Bu paylaşım, binlerce yıldır Müslüman evlilikleri öncesinde yapılıyor. Bu yeni bir şey değil. Bence Hollywood avukatları Kur'an'dan ilham alıyor.' KUTSAL TOPRAKLARDA GÖZYAŞI Yvonne Ridley, Müslüman olduktan sonra, hacca da gitmiş... Bakın, oradaki 'duygu'larını nasıl anlatıyor: 'Evet, çok şanslıydım. Orası harikaydı, inanılmaz güzeldi. İnsanlar orada en çok neyden etkilendiğimi sordular. Kâbe'yi ilk defa görmek mi, neydi? Düşündüm. Bir gün namaza geç kalmıştım. Mekke sokaklarında rüzgar gibi koşuyordum. Haremüşşerif'in kapılarından birinin önüne geldim. Önümde on binlerce hacı vardı ve tam bir kaos yaşanıyordu. Hepimiz camiye girmeye çalışıyorduk, geç kalmıştık. Herkes birbirini itiyordu. Kadın-erkek, uzun-kısa, zayıf-şişman, her çeşit, her renkte, belki 30-40 farklı milletten insan camiye girmeye çabalıyorduk. Ve birden namaz başladı. Birkaç saniye içinde bütün herkes şeritler halinde sıraya dizildi. Ben de sokağın ortasında seccademi yere sermiş, ayakta bekliyordum. Yanıma baktım, çizgi kusursuzdu. Onun önündeki de, onun önündeki de. Ve düşündüm, bu ordu kadar hızlı hazır ol pozisyonuna girebilecek başka bir ordu yoktur dünyada. Kendi kendime, 'İşte benim ailem bu' dedim. Şu an bile düşünürken, duygulanıyorum. Gözyaşları boğazıma dizildi ve 'Biz birlik olduğumuz zaman çok güçlü olabiliriz' diye düşündüm. Günde beş defa biz böyleyiz. Günde 24 saat, haftada 7 gün böyle olsak hiç kimse bizim topraklarımızı işgal etmeye kalkmaz. Din kardeşlerimize işkence yapamazlar, çocuklarımızı katledemezler. Bize hiç kimsenin gücü yetmezdi ve bize saygı duyarlardı. Bizleri terörize edemezler, bizlere zulmedemezlerdi.' BU HANIMI MUTLAKA DİNLEYİN! Bugün bile, şu satırları okurken, tam bir 'duygu patlaması' yaşıyorum... Ne yalan söyleyeyim, 'gözyaşları'ma hâkim olamıyorum!.. Bu, ne güzel 'hac tasviri', bu ne mükemmel 'İşte benim ailem bu' şuuru!.. Ve ne güzel bir tesbit: 'Biz birlik olabilsek, bizlere zulmedemezlerdi!' Evet, işte bu Yvonne Ridley, şimdi İstanbul'da... Mazlum-Der ile Küresel Adalet ve Barış Adalet Komisyonu organizesinde, yarın Mecidiyeköy Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek panele, 'İngiltere Müslümanlar Birliği'ni temsilen katılacak!.. Tekrar edeyim; Panel 'yarın saat 14.00-17.00 arası'nda!.. Bu panelde Yvonne Ridley de konuşacak, Irak Öğretim Görevlileri Birliği üyesi Muhammed Mutlak da!.. Şu an, kafam allak-bullak... Bir yanda 'baskıcı' olmakla suçlanan Taliban tarafından 'Kur'an-ı Kerim'i inceleme' karşılığında serbest bırakılan Yvonne Ridley, öte yanda 'Kur'an-ı Kerim'in buyruğu' gereği 'örtünen' öğrencilere reva görülen YÖK ve ÖSYM despotizmi!.. Söyleyin Allah aşkına; YÖK mü 'ilkel'dir, yoksa 'Taliban' mı?!? Cevabını merak ediyorsanız, 'yarınki panel'e gidin!.. Gidin ve Ridley'in ağzından dinleyin!.. Hepsi de 'okumuş' adamlar! Kimisi sürmanşetlerde, kimisi iç sayfalarda, 'gazete haberleri'ni okuyorum.. İşte bazı başlıklar: 'Uyuşturucu üreten fabrikaya yapılan baskında, bir kimya profesörü suçüstü yakalandı!.. Ankara'da bir emekli albay; tecavüz, taciz, tehdit ve şantajdan tutuklandı!.. PKK'nın başı Öcalan, AİHM'in kararı doğrultusunda, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yeniden yargılanmaya ilişkin dilekçe verdi!.. Emniyet, hırsızlık ve gasp suçlarının arttığını açıkladı!' Bunların hepsi, 'okumuş' insanların vukuatları!.. Yoksa, 'sistemin ürünleri' mi desek?!? YÖK, 'başörtülü' kızlara ve 'İHL mezunları'na üniversite kapılarını kapatırken; 'Siz de bunlar gibi olmayın!' mı demek istiyor acaba?!?

Hasan Karakaya 03.02.2006 Vakit