TC evinden AB sığınma evine!

LÜTFÜ OFLAZ İLE HAFTANIN SOHBETİ
-Lütfü Bey; bilinen ve bilinmeyen pek çok sakıncasına rağmen halkımızın önemli sayılabilecek bir bölümünün Avrupa Birliği'ne girmemizi istemesini neye bağlıyorsunuz?
-Evdeki paşa dayağından bıkanlar için Avrupa Birliği adeta bir sığınma evi gibi! Paşaların baskısından, ikide bir darbe yapıp attıkları dayaktan öylesine bıkılmış olmalı ki, Avrupa Birliği'ne bir sığınma evi gibi bakılıyor. Nasıl ki evdeki baba dayağından bıkanlar kurtuluşu bir an önce evlenmekte arıyorlarsa, bu da öyle bir şey. Gerçi baba dayağından kurtulayım derken koca dayağıyla da karşılaşabilirsin, ama bazıları buna bile razılar. "Türkiye'de paşa dayağı yiyeceğimize, Avrupa'yla evlenelim de hiç değilse koca dayağı yiyelim" diyenler de var. Ancak Avrupa'nın Türkiye'yle evleneceği de garanti değil. Avrupa "Karı koca gibi yaşayalım, birbirimizi yakından tanıyalım, ondan sonra seninle evlenip evlenmeyeceğime karar vereceğim" diyor. Avrupa ile karı koca gibi yaşadıktan sonra pekala bize "Nikâhı boşver, sana ayrı bir ev açayım, metresim ol" da diyebilir. Ancak, Türkiye'deki devlet babanın dayağından, baskısından öylesine bıkılmış olmalı ki, ev halkını aşsız, işsiz, çaresiz bırakmasından öylesine bıkılmış olmalı ki, bazıları bunu bile düşünemez haldeler. Baba evinden bir an önce kaçıp kurtulmak istiyorlar. İnşallah pirince giderken evdeki bulgurdan olunmaz.
İFTARİYELİK DEĞİL İTFAİYELİK!
-Ramazan'la birlikte gıda ürünlerinin fiyatlarındaki zamlanmadan şikâyet ediliyor. Ne diyorsunuz bu duruma?
-Ramazan Ramazam olmasın diyorum! Bunu daha önce de söylemiştim. Gerçekten de iftariyelikler el yakıyor. Mübarek iftariyelik değil, itfaiyelik! Çünkü öylesine el yakıyor ki; özellikle de dargelirlilerin elini. Hani nerde el yakan fiyatların ateşini söndürecek itfaiyeci? Hele öteden beri iftar sofralarının demirbaşlarından olan öyle gıdalar var ki, artık tadımlık değil, bakımlık. Eskiden tadımlık da olsa iftar sofralarına konabilen bazı gıdalar artık sadece bakımlık. Gerçi enflasyonla ilgili göstergeler Ramazan'dan sonra da fiyatların yüksek olabileceğini gösteriyor. Merkez Bankası Başkanı bile bu konudaki endişelerini dile getiriyor. Ben zaten ülkemizde enflasyonun yüzde 10'un altına düştüğüne hiç inanmadım. Benzine bu kadar zam olacak, petrol fiyatları bu kadar yüksek olacak ve buna rağmen enflasyon düşük olacak, hiç inandırıcı değil. Çünkü zaten benzine zam demek, iğneden ipliğe her şeye zam demek. Milletin alım gücü olmaması sebebiyle, talep yokluğu sebebiyle fiyatlar bir ölçüde frenlenmiş olabilir, ama enflasyonun yüzde 10'un altına düşmesi hiç inandırıcı değil. Ancak siz tenis topunun fiyatındaki artış gibi milletin hiç kullanmadığı şeyleri esas alarak enflasyon rakamını açıklarsanız, belki bu rakam yüzde 10'un altında olabilir. Benzine, tüpgaza, kiralara, milletin hayatî ihtiyacı olan şeylere yüksek oranlarda zam gelecek, ama enflasyon yüzde 10'un altına düşecek, gıdıklayın da gülelim bari!
GECEKONDU TEMELİNE GÖKDELEN DİKMEK
-Başta gençler olmak üzere toplumun büyük bir ahlâkî çöküşte olduğu görülüyor. Toplumdaki bu çöküşü nasıl yorumlamak lâzım?
-Gecekondu temeli üzerine gökdelen inşa etmeye kalkarsanız çöküş kaçınılmazdır! "Altta kalanın canı çıksın" diyen kapitalist ahlâk temelleri üzerinde insan inşa etmeye kalkarsanız, toplumsal çöküş kaçınılmazdır. Toplumsal çöküş istemiyorsanız insanca-hakça temeller üzerinde insan inşa etmek zorundasınız. Bencillik değil paylaşmacılık, bencillik değil toplumculuk temelleri üzerinde insan inşa etmek zorundasınız. Kendinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, hep bana Rab bana diyen ahlâk temelleri üzerinde bir gençlik inşa ediyorsunuz, sonra da toplumsal çöküşten şikâyet ediyorsunuz. Eskiden gençlerin hangi görüşten olursa olsun bir idealleri vardı. Kendilerinden önce ülkeyi düşünen bir toplumcu ahlâkları vardı. Şimdiki gençlerin ne öyle bir idealleri var, ne de öyle bir toplumcu ahlâkları. Bunun yerine şimdiki gençlerin keyif verici maddeleri, uyuşturucuları var! Uyuşturucuya başlama yaşı ilkokul çağına düşmüş bir gençlik var. Bu durumda çöken binalar gibi toplum da çökmez mi? Şu anki toplumumuz kapitalist ahlâk temelleri üzerine inşa edilmedi mi? Köşeyi dönmek, gemini kurtarmak için ister rüşvet ye, ister yetim hakkı ye, ister kul hakkı ye, her türlü naneyi, her türlü haltı ye... Kapitalist ahlâka göre köşeyi dönmek, gemini kurtarmak uğruna günah yok, her şey mübah.

Avrupa bayramı, budala ayranı!

- Lütfü Bey; Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlayacak olmasını ülkemizde bayram gibi kutlayanlar var. Bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz?
- Geçenlerde ünlü mankenlerimizden Tuğçe Kazaz, Yunanlı sevgilisiyle evlenebilmek için dinini değiştirip Hıristiyan oldu; ülkemizde bunu da bayram gibi kutlayanlar oldu! "Türkiye zihniyet değiştiriyor, Türkiye kimlik değiştiriyor" diyerek bunu da bayram gibi kutlayanlar oldu. Şimdi biz Müslüman Türkiye olarak Hıristiyan Avrupa ile sözlendik. Bu sözleşmenin ana maddesinde ise "Türkiye kimlik değiştirirse, Avrupa'nın kimliğine bürünürse Avrupa Birliği ile nişanlanabilir, evlenebilir" diyor. Yani Müslüman Türkiye kimliğini değiştirip Hıristiyan Avrupa gibi olursa bu nişanlılık, bu evlilik gerçekleşebilecek. Ya da şöyle bir benzetme yapalım. Avrupa Birliği Yunanlı Yorgo gibi, Türkiye de Yunanlı Yorgo ile evlenebilmek için dinini değiştirip Hıristiyan olan ünlü mankenlerimizden Tuğçe Kazaz gibi! Ha deniyor ki, Türkiye Avrupa Birliği ile evlenirse, bu dinler arası buluşmaya örnek teşkil edecekmiş. Peki Türkiye'nin Avrupa Birliği ile evlenmesini en fazla isteyen ve bu evliliğin gerçekleşmesi için en çok gayret gösteren iki ülke İngiltere ile ABD değil mi? ABD ile İngiltere aynı zamanda Afganistan'da, Irak'ta ve dünyanın her yerinde yüzbinlerce Müslümanı katleden ve adeta Müslüman kimliğini korumak isteyenlere karşı savaş ilan eden iki ülke değil mi? Ve nihayet Türkiye'nin Avrupa Birliği ile evlenmesini en fazla isteyenlerin başında gelen bizim holding medyası ile Koç gibi büyük holdinglerimizi yönetenler, kimliklerinde "Müslüman" yazsa da Hıristiyan gibi yaşayanlar değil mi? Bari Avrupa Birliği'ne sürünerek değil, yürüyerek girseydik. Bizi süründürdükten, bizi aşağıladıktan sonra Avrupa Evi'nin kapısını azıcık araladılar diye hiç değilse düğün bayram yapmasaydık. Neyse boşver bunları, yap bir Avrupa bayramı, çek bir budala ayranı!
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ AĞLIYOR
- Şimdilerde "kahraman" denince milletin aklına televizyonlardaki yarışmaların, dizilerin kahramanları geliyor. Ve televizyonların yeni yayın döneminde de yeni kahramanlar oluşturacağı anlaşılıyor. Ne diyorsunuz buna?
- Geçenlerde uyuşturucudan ölen Ata adlı genç de bir televizyon kahramanıydı. Ölünce ona şehit muamelesi yapıldı. Bu televizyon şehitlerine bakarak ağlıyor Çanakkale şehitleri. Televizyonlar eliyle şehitlik de, kahramanlık da çok ucuzlatıldı. Ve televizyonlar uyuşturucudan ölen Ata adlı genç gibi ucuz kahramanlar oluşturmayı tam gaz sürdürüyor. Bu kahramanlarla, Biri Bizi Gözetliyor, Biz Evleniyoruz, Gelinim Olur musun türü yarışmalarla toplum uyuşturuluyor. Nasıl ki Ata adlı genç uyuşturucudan öldüyse, bu gencin kahramanlarından biri olduğu Gelinim Olur musun türü yarışmalarla da toplum uyuşturulup öldürülüyor. Sonuçta "millilik" denince toplumun aklına milli kaynana Semra, "şehitlik" denince toplumun aklına milli kaynana Semra'nın oğlu Ata geliyor! Böylelikle toplum gerçeklerden koparılıyor. Toplum Türkiye'deki olup bitenlerle değil, Gelinim Olur musun türü yarışmalardaki, dizilerdeki olup bitenlerle ilgileniyor. Bu arada da televizyon sahipleri, holding sahipleri ve onların yabancı ortakları Türkiye'nin malını mülkünü ele geçiriyor.

 23 Ekim 2005 Vakit