|
Şiddet ve karşı şiddet
Daha önce de dile getirdiğimiz üzere bir şeyi ilkesel olarak reddetmek çözüm değildir. Örneğin dünyadaki tüm yönetimler toplanıp Londra'daki ve Şarmu'ş-Şeyh'teki eylemleri kınama kararı alsalar bu, İtalya'yı veya bir başka Avrupa ülkesini benzer bir eyleme maruz kalma endişesinden kurtarmayacaktır. Mısır'a yeni bir bombalamaya maruz kalmayacağı garantisi vermez. O halde, olayın ilkesel boyutunun yanı sıra bir de teşhis boyutunun olması gerekir. Şimdiye kadar "şiddet, terör" başlığı altında ele alınan hadiseler hakkında hazırlanan raporlar, yapılan yorumlar hep itham merkezliydi. Yani "suç, suçlu, ceza" üçlüsü etrafında dönüp duruyordu. Gördüğümüz kadarıyla bu üçgenin dışına hâlâ çıkılmış değil. Ama yer yer hadiselere objektif bakabilenler ve teşhis boyutu üzerinde de duranlar oluyor. İşin gerçeğinde teşhis boyutu "suç, suçlu, ceza" üçgeninden önemlidir. Teşhis doğru yapılırsa sebep - sonuç ilişkisi de iyi ortaya çıkarılır ve meselenin kaynağına ulaşmak mümkün olabilir. Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu örgütsel şiddetin temelinde devlet şiddeti var. En son şiddet eylemleriyle sarsılan Mısır'dan örnek verelim. Bu ülke yıllardan beridir işkencenin en iğrenç metotlarını uyguluyor. İşkence yüzünden nice insan hayatını kaybetti, niceleri sakat kaldı. Bazıları aklî dengelerini kaybettiler. Bazılarında psikolojik sorunlar ortaya çıktı ki bunlar daha sonra düşünce ve inanç sorunları haline geldi. Birtakım gruplardaki aşırı tekfircilik hastalığı işte bu tür psikolojik sorunlardan kaynaklanan düşünce sorunlarıydı. Mısır'da eski cumhurbaşkanı Enver Sâdât'ın öldürüldüğü tarihten bu yana sıkıyönetim uygulanıyor. Aslında şimdiki cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in söz konusu cinayete pek de üzüldüğünü sanmıyoruz. Çünkü ondan boşalan tahtı kendisi doldurdu ve kendine özel demokratik sistemiyle sürekli orada kalmayı başarabiliyor. Ama Sâdât'ın öldürülmesi olayını halkı devamlı demir yumrukla yönetmek için bir gerekçe olarak kullanıyor. Son dönemde dünya politikasına büyük ölçüde ABD yön veriyor. Onun siyaseti ise tamamen şiddet, savaş ve tehdit temelli. Öyle ki yerine göre saldırabilmek için kendine saldırılmasına imkân sağladığı yönünde yorumlar bile var. ABD'nin gittikçe artan şiddeti sürekli karşı şiddet doğurmaktadır. Bu karşı şiddetten ise sadece ABD değil, tüm insanlık etkileniyor. Zaten ABD şiddetinden de sadece Irak veya Afganistan halkı değil, tüm insanlık etkilenmektedir. Bu itibarla ABD terörü bir temel sebep olarak karşımızda duruyor. ABD'nin dünya politikasına yön vermesi gelecek açısından da ciddi tehlike arz etmektedir. Çünkü onun çözüm formülleri de şiddet temelli. "Terör" olgusunu hem kendi saldırganlığı için bir gerekçe olarak kullanıyor, hem de başkalarının bu saldırganlığa destek vermesi, bu saldırganlığın dairesinin genişletilmesi için değerlendirmeye çalışıyor. Bu yüzden "teröre karşı işbirliği" denilirken saldırganlıkta işbirliği anlaşılıyor. Bu saldırganlığın da iki vechesi var. Bir vechesini resmi kurumlar vasıtasıyla yürütülen şiddetin dozajının artırılması oluşturuyor. Kışlık mont giydiğinden ve "Asyalı"ya benzediğinden dolayı bir gencin kafasından vurularak öldürülmesi normal bir olay haline getirilebiliyor. Bir diğer vechesini ise medya vasıtasıyla yürütülen kimlik saldırısı oluşturmaktadır. "Müslüman" kimliği, "Ortadoğu kökenli" veya "Asyalı" kimliği bu tür saldırılarda hedefe yerleştiriliyor. Kimliği hedef alan bu saldırılar ise toplumlarda sınıflaşmaya, ayrışmaya, toplumun değişik tabakaları arasında kin ve nefret duygularının yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Amerikan emperyalizminin yönlendirdiği ve "terör"ü kendisine dayanak edinen yeni şiddet dalgasının doğuracağı sonuç kesinlikle bir çözüm olmayacak tam aksine yeni bir karşı şiddet dalgasının yayılması olacaktır. Özellikle kimliği hedef alan resmi şiddet, söz konusu karşı şiddetin de zemininin geniş tabanlı olmasına yol açabilir. Bazı yönetimlerin kendilerince bir "ılımlı İslâm" formülleri üretmeye kalkışmaları ise kavram temelli saldırı ve yıpratma metodundan başka bir şey değildir. Daha önce bir yazımızda da dile getirdiğimiz üzere İslâm bir bütündür ve birkaç alternatiften oluşmaz. Çağdaş sömürgecilerin bu tür formüllerden söz etmelerinin amacı ise sebebi sadece İslâm'da ve Müslümanlarda göstermektir. Oysa öze indiğimizde asıl sebebin onların ve kuklalarının icra ettikleri şiddet olduğu anlaşılmaktadır.
Ahmet Varol 30 Temmuz 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr |