Schily'nin İslâm'a karşı savaşı

Almanya yönetimi ve özellikle de onun İçişleri Bakanı Otto Schily'nin Vakit gazetesine karşı tavır alması birçokları tarafından "radikal İslâmcılığa" karşı tavır olarak algılandı. Böyle düşünenler belki "Bu ateş nasıl olsa bize dokunmayacak, biz yerimizde durup işimize bakalım" dediler. Oysa Schily burada öncelikle İslâm karşıtı bir ateş yakmıştı. İkinci olarak da hukuksuzluğun kapısını açmıştı. Çünkü Vakit gazetesinin yayını herhangi bir mahkeme kararına başvurulmaksızın, yargı mekanizmasının işletilmesine ihtiyaç duyulmadan durdurulmuştu. Bu ikisini ayrı ayrı değil birlikte ele almak gerekir. Yani Schily'nin yapmak istediği sadece İslâm'a ve Müslümanlara karşı savaş açmak değil bu savaşın hukuksuz bir şekilde yürütülebileceği anlayışını yerleştirmek, hatta bunu gelenek haline getirmekti.
Schily'nin söz konusu geleneği yerleştirme konusundaki örneği ise işgalci siyonist devletti. Çünkü bu devletin hukuk mekanizması sadece yahudiler içindir. Filistinliler hakkında hukukun geçerliliği yoktur. Onlar hakkında çoğu zaman mahkemelerin devreye girmesine bile gerek görülmez. Mahkemeler işlese bile hukuk işlemez. Zaten Almanya'da Schily'ye siyonist lobi yön ve akıl verdiğinden işgalci siyonist devleti kendine örnek alması doğaldır.
Aslında özelde Almanya'da genelde Avrupa'da yaşayan Müslümanların hakları için bir şeyler yaptıklarına inananların Schily'nin söz konusu hukuk tanımayan savaş ateşini yaktığı sırada derhal harekete geçmeleri ve "Bu ateş nasıl olsa bize dokunmuyor!" diye düşünmemeleri gerekirdi. Çünkü o ateş küçülen değil büyüyen bir ateş. Hedefi ise itikadî değerlerine sahip çıkan Müslümanların tümü. "Radikal" nitelemesi hukuksuzluğu sözde bir gerekçeye dayandırmak amacıyla uydurulmuş kılıf. Tıpkı Amerikan emperyalizminin insanlık dışı saldırılarını gerekçelendirebilmek için "terör" kılıfını kullandığı gibi. Terör gerekçesini kullanarak Müslüman topraklarına giren ABD, şiddetle asla ilişkileri olmamış savunmasız Müslüman kadınları Ebu Gureyb hapishanesine doldurarak iffetlerini kirletti. Unutmayalım ki Bush'un, Şaron'un ve Schily'nin kafa yapıları çok farklı değildir. Özellikle İslâm'a ve Müslümanlara karşı savaşlarında ortak bir zeminde birleşmiş durumdadırlar.
Schily, 17 Mayıs 2005'te Anayasayı Koruma Komisyonu'nun faaliyetleri hakkında kamuoyunu bilgilendirme amacıyla düzenlenen basın toplantısında İslâm'a ve Müslümanlara karşı kin ve nefret duygularını kustu. Böylece basın toplantısı adeta İslâm'a ve Müslümanlara saldırı toplantısına dönüştü. Toplantıda bazı İslâmî kuruluşları doğrudan isimlerini zikrederek hedef gösterdi. Oysa onlar Alman yasalarına göre faaliyetlerini sürdüren kuruluşlardır. Ancak dediğimiz gibi Schily için önemli olan yasa, hukuk değil içindeki düşmanca duyguların dışa yansımasıdır.
Schily toplantıda aynı zamanda Almanya'daki İslâmî kurumlar ve çalışmaları hakkında birtakım rakamlar, istatistiki bilgiler verdi. Biz aynı bilgileri burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ancak bu rakamların ifade ettiği bir anlam var: Almanya'da Müslüman toplumun haklarıyla ve menfaatleriyle ilgilenen, onlara İslâmî duyarlılık çerçevesinde hizmet götürmeye çalışan tüm kurumların Schily'nin nazarında "radikal" sayıldığı ve hedefte olduğu. Demek ki onun yaktığı düşmanlık ateşi sadece Vakit gazetesini hedeflemiyormuş. O, gittikçe büyümesini amaçladığı bir ateş yakmış.
Peki, milyonlarca Müslümanın meşru haklarından istifade ederek onlara hizmet götüren kuruluşlar Schily'nin bu hukuk tanımaz, saldırgan, tamamen Nazi mantığına dayanan tutumu karşısında sessiz kalmayı mı tercih edecek? Ateşin kendilerine doğru yaklaştığını gördükleri halde seslerini yükseltmeyecekler mi?
İlginç bir gelişme de söz konusu açıklamanın hemen ardından bir Alman gazetecinin, anti-semitizmle ilgili bir rapor yayınlaması oldu. Raporda, Almanya'nın nazarında İsrail'i tenkit etmenin bile anti-semitizm dairesinde görüldüğüne, bu konuda açıklanmayan gizli bir prosedürün bulunduğuna ve anti-semitizmle ilgili suçlamaların asıl dayanağının işte bu gizli talimat olduğuna dikkat çekiliyordu.
Sonuç itibariyle Almanya'ya hükmeden anlayışa göre bir Müslümanın Müslümanca yaşamak istemesi radikal İslâmcılıktır. Radikal İslâmcılığa karşı başvurulacak uygulamalarda ise herhangi bir yasal dayanağa, hukuki çerçeveye ihtiyaç duyulmaz. Ama öte taraftan işgalci siyonistlerin kundaktaki bebekleri öldürmesini gündeme getirerek İsrail'i tenkit etmeye kalksanız bile bu anti-semitizm olarak değerlendirilir ve cezalandırılır.
 
Ahmet Varol 21 Mayıs 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr