| Restleşmeye doğru... Şöyle bir endişe var: Avrupa, Mağribli çocukların isyanını bahane ederek İslâm ve Müslümanlar üzerindeki baskılarını artırabilir... Doğrudur. Ama Mağpribli çocuklara ‘sizin yüzünüzden başımız derde girecek’ diye yüklenmenin manası yok, çünkü Avrupa’da Müslümanların başı zaten fena halde dertte. Yeni haçlı seferi tam gaz devam ediyor. Baskılar arttıkça artıyor. Avrupa Müslümanlarının etrafındaki çember her gün biraz daha daralıyor. Jean Baudrillard’ın ta 1995’te söylediği gibi, Müslümanlardan arınmış yeni bir Avrupa’nın tekamül süreci söz konusu. Mağribli çocuklar ayaklanmasaydı da bu süreç devam edecekti. Müslümanların üstüne yürümek için bahaneye ihtiyaç duyulan günler geride kaldı. En demokrat Avrupalı politikacıların bile “Türkçe konuşan homojen bir azınlığa tahammül edemeyiz”, “Ülkemizde paralel cemiyetler istemiyoruz” , “Tek çare asimilasyon” gibi laflar etmeleri, Avrupa’da multikültürel toplum (yani farklı kültürlerin bir arada yaşadığı toplum) projesinin buruşturulup çöpe atıldığını gösteriyor. Avrupa’daki bazı çevreler (özellikle sosyalist, sosyal demokrat, liberal ve Yeşil idealistler) bu projeyi layıkıyla hayata geçirmek için samimi bir çaba göstermişlerdir, ama olmadı işte. Niye olmadı? “Çünkü”, diyor Almanya eski Başbakanı Helmut Schmidt, “bütün Avrupa kiliseleri bizi yüzyıllar boyunca öteki dinlere –özellikle de Yahudiliğe ve İslâm’a- düşman olarak yetiştirdiler. Bu dinlere karşı tepkisel bir içgüdü geliştirdik. Bugün bazı idealistler multikültürel toplumdan bahsediyorlar, ama bunun için birkaç yüzyıl geç kalmış bulunuyoruz.” Mesele El Kaide veya Mağribli çocuklar değil, Avrupa’nın ve genel olarak Batı’nın bilinçaltına işleyen haçlı zihniyetidir. Bu zihniyet hak-hukuk tanımaz. Mantık da tanımaz. Batı’nın iflahını kesebilecek bir medeniyetlerarası restleşmeye yol açmak pahasına, ırkçı tabiatını tatmin etmek ister. Faşist Le Pen “Afrikalıları vatandaşlıktan çıkaralım” diyor ya; bu uygulamanın eli kulağındadır. Yakın bir zamanda Afrikalıların, Asyalıların, Ortadoğuluların Avrupa ve ABD çapında vatandaşlıktan çıkarılarak özlük hakları bile verilmeden –ve belki de banka hesaplarına el konularak- apar topar sınır dışı edildiğine şahit olabiliriz. Şunu kafamıza iyice yerleştirelim: Müslümanlar için Batı’da hukuk bitmiştir. Gözlerinin yaşına bakmadan ve ‘hani insan hakları diyordunuz?’ gibi serzenişlerine hiç kulak asmadan ezecekler, ezecekler, ezecekler Batı Müslümanlarını. ‘Bizim Taliban zihniyetiyle alakamız yok, El Kaide terörünü kınıyoruz, yasalara saygılı vatandaşlarız’ diye bas bas bağırmaları kâr etmeyecek. Batı “fundamentalizm”le savaşı çoktan aştı; doğrudan doğruya İslâm’ı hedef alıyor artık. “Terörü, anti-semitizmi, cinsiyet ayrımcılığını vs, vs, vs körükleyen Kur’an ayetleri”nden dem vuruyor, Müslüman olduğunu beyan eden herkesin Batı medeniyetine karşı potansiyel bir tehdit oluşturduğunu ileri sürüyor. “Tamam” diyor, “İncil’de de bugünkü değerlerimizle çatışan ayetler var, ama biz aydınlanma devrimini yaşadığımız için bu sakıncalı ayetlerin etki gücü kalmamıştır, yok hükmündedir bu ayetler. Kur’an ise aydınlanma süzgecinden geçmediği için medeniyetimizi tehdit ediyor. Bu tehdidi bertaraf etmek için olağanüstü tedbirlere başvurmamız şart. Demokrasi ve insan hakları yara alacaksa alsın; unutmayalım ki, demokrasiye ve insan haklarına kökten karşı olan kimselerle mücadele ediyoruz.” Gidişat böyle devam ederse (ki devam etmesini hiç arzu etmiyoruz, Batı’nın bir sürpriz yaparak haçlı köklerinden kopmasını ve İslâm medeniyeti tecrübesinden yararlanarak yeni bir paradigma geliştirmesini umuyoruz), sonu felakettir. Bizim için değil, Batı için felakettir. Medeniyetlerarası bir restleşme –‘herkes kendi cephesine çekilip gardını alsın’ vaziyeti- İslâm dünyası ve genel olarak Asya/Afrika/Ortadoğu/Güney Amerika üzerinde diriltici bir şok etkisi yapacak, Batı’nın üzerine ise ölü toprağı serpecektir. Bu konuyu gelecek yazılarda açacağız inşallah. Hakan Albayrak |