Rejimle inancın kaderi farklıdır

Anlatamamıştım...
Bereket Genelkurmay Başkanı anlattı.
Dilimizde tüy bitmişti: "Türkiye bir İslâm devleti değil. Halkının Müslüman olması, rejimi Müslüman yapmaz, yapamaz" diye..
"Yapacağız" diyenler, "o saha boş mu kalsın" diyenlerdir. İslâmi mantıkla ruhsattan istifade edip "Hz. Yusuf vazifesi yapacağız" diyenlerin kulağı çınlasın. Aslına kalırsa onlar da bu işin farkındalar, kendilerine kılıf hazırlarlar.
Nasıl bir kılıf? Gönül ne istemez? Yüksek makamlar, son model arabalar, kuş sesli hatunlar, etrafında dolaşan güzeller, karşısında el pençe duran hizmetçiler çevreni doldursun. Hükmün geçsin, bir emrinle boyunlar eğilsin ister. Bugünün diliyle devletin gücü ile rejimin verdiklerini birleştirip rant alanları elde edilsin ister. Bu da rejimlerde vardır. Rejimlerin sunduğu kaynaklarda vardır.
İslâm ne veriyor? Rejimin verdiklerinin hepsini reddediyor. Makam yok, menfaat yok, yolsuzluk yok, kumar yok, rant yok, faiz yok, zina yok, sadece dürüst bir yaşama ve ahiret hayatı vardır. Bu da karın doyurmuyor. Bugünün rejimleri için geçer akçe değildir. Dünyada yaşıyorsun, dünyalığın olmalı. Müslüman da bu rejimin rantından istifade etmelidir. Ahiret için ise tarikatlarımız garantidir. (Samimi Allah dostundan özür diler, haya ederim) Şu soruyu sormama izin vermelerini isterim, tarikatlar böylelerinin aklanma yeri mi? Sistemi temize çıkaranların ya da sistemden istifade edelim diyenlerle Müslümanlıkla laikliği bütünleştirmeye çalışanların çoğu tarikat erbabı gibi gözükenlerdir. Elinde tesbihi, zikir halkalarının müdavimidirler. Karşı gelenleri; radikal, bozguncu, ayrımcı vs. gibi vasıflarla kendilerinden ayırırlar. Bir kısmı, kendilerinden başkasını da Müslüman görmezler, orayı bile kendilerine rant alanı seçerler.
Aklıma gelenleri söylemekten korkuyorum. Etrafıma bakıyorum bu tip Müslümanların çoğunun dünyalığı sağlanmıştır. Arabalarına dikkat edin, evlerine dikkat edin, ellerine dikkat edin, hatta dillerine dikkat edin. Hepsi rant için, hepsi dünyalık içindir. Kral hayatı yaşarlar da rejimle sürtüşenleri sevmezler. Haram hayatı yaşarlar ama başörtüsüne fetva verirler. Bu türlerin inancından dolayı okulu terk eden kızları yoktur, inançları için mücadeleleri yoktur.. Camide cemaatledir, dışarıda rejimlerle beraberdir.
Allah'tan korkmazlar mı? Kimsenin içine giremeyiz, zahire bakarız, onların hareketi ile ilgileniriz. Bu tür bir münazarada arkadaşıma bir kurumu misal vererek o kurumun Müslüman bir kurum olmadığını söyledim. Bana; "Birkaç kişinin yanlışı, kuruma mal edilemez" dedi. Bir türlü söylediğimi kabul etmedi. Benim söylediğim: "Kurumlar, rejimin kurumlarıdır. Laik sistemin kurumlarıdır. İçinde senin olman, benim olmam gerçeği değiştirmez."
Demek istediğim, kavramları karıştırmayalım. Laik rejime karşı gelemeyiz, laiklik rejimimizin adıdır. Yaşadığımız bir gerçektir. Bunu bilelim. Her şeyi yerinde kullanalım, orduya karşı gelemeyiz. Hepimizin içinde bulunduğu bir ordudur. Millet karşı gelemez, milletin ordusudur.
Milletvekili olacaksak olalım, daire başkanı olacaksak olalım, başkan olacaksak olalım, ama inancı alet etmeden olalım. Müslümanları rant alanı seçmeden olalım.
Zengin olacaksak olalım, ama yolsuzluğumuza, çıkarımıza, inancımıza kılıf yapmayalım, haramı haram bilerek, helali helal bilerek olalım.
Rejimle inancın kaderi farklıdır.
İslâm riyayı sevmez, ikiyüzlülüğü sevmez. Ya Müslüman ol ya da Müslüman gibi görünme. Rejimi hepimiz biliyoruz. Riyaya gerek yoktur.
 
Duran Kömürcü 23 Nisan 2005 Vakit
dkomurcu@vakit.com.tr