| |
Peygamber’e can feda
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in onurunu ve Müslümanların kutsal değerlerini hedef
alan iğrenç saldırıyla ilgili tartışmaların yönünün saptırılmaya
çalışıldığını ve yine Müslümanların hedefe yerleştirilmesi için çaba sarf
edildiğini görüyoruz. Söz konusu iğrenç saldırılara karşı yaygınlaşan
tepkiler hedefe yerleştirilince saldıranlar yine aradan sıyrılmış olacaktır.
Bu şekilde tepkilerin ve eylemlerin hedefe yerleştirilmesi insanların
duyarlılıklarının yıpratılması sonucunu doğurur. Bu duyarlılıkların
yıpratılması ise saldıranlara cesaret kazandırmaktadır. Zaten haçlı-siyonist
ittifakının son olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in onurunu hedef alan
karikatürler yayınlama cesareti göstermesi de geçmişteki sessizliğin
doğurduğu bir sonuçtur. Irak’ta pis postallarıyla camilerimizi kirlettiler,
sesimizi çıkarmadık. Guantanamo’da mushafları pis yerlere attılar, tepki
göstermedik. Yazılarla, kitaplarla, makalelerle ve daha birçok şeyle
inançlarımızı hedef alan saldırılar düzenlediler, yine sessiz kaldık.
Neticede saldırı, söz konusu karikatürlere kadar vardı.
Kitlesel tepkilerin zaman zaman şiddete dönüşmesi bir yönlendirmeden değil,
toplum psikolojisinden kaynaklanan sonuçtur. Bunu dünyanın değişik
ülkelerinde yaşanan tecrübelerden biliyoruz. Bazı ülkelerde insanların
kutsal değerleriyle ilgili olmayan basit tahriklerden dolayı bile büyük
toplumsal olayların ortaya çıktığı bilinmektedir ki karikatür saldırısına
yönelen tepkilerle birlikte ortaya çıkan kontrol dışı şiddet olayları
onların yanında çok hafif kalır. Dolayısıyla toplumun duygularını tahrik
edenlerin böyle bir sonucu da göze almaları gerekir. Buna binaen toplumsal
tepkiden doğan şiddetin sorumlusu, o tepkiye sebep olan duygular veya
duyarlılık değil, tahrik eden unsurlardır. Eğer bir suçlu bulunması
gerekiyorsa gözlerin tahrik edenlere çevrilmesi gerekir. Doğan sonuçlardan
dolayı meselenin yönünün saptırılması, insanlarımızın duyarlılıklarının
yıpratılmaya çalışılması ve tepkilerin haksız gösterilmesi en büyük
haksızlıktır. Kontrol dışı olayların ve provokasyonların önlenmesi güvenlik
güçlerinin görevidir. Ama bu, insanların tepkilerini ortaya koymalarını
engelleme hakkı tanımaz.
Karikatür olayları Batı’nın dinler arası diyalog, medeniyetler arası
yakınlaşma iddialarında samimi olmadığını ortaya koymuştur. Tıpkı demokrasi,
insan hakları vs. gibi konularda samimi olmadığı, çifte standartçı yani
ikiyüzlü davrandığı gibi. Demokrasiyi tabulaştıran Batı bugün demokratik
hakkını kullanırken uluslararası emperyalizmin istemediği bir siyasi kadroyu
seçmesinden dolayı Filistin halkını cezalandırıyor. ABD, Filistin’e yapılan
tüm yardımların dondurulması yönünde kanun çıkarma girişiminde. AB, yaptığı
tüm yardımları kesme tehdidinde bulunuyor. Saldırgan ve işgalci konumdaki
siyonistleri yeni ve modern silahlarla beslerken Filistinlileri silah
bırakmaya, siyonist vahşet karşısında tamamen savunmasız kalmayı
kabullenmeye zorluyor. Oysa o siyonist vahşet Filistin topraklarında yine
insan avına çıktı. ABD’nin verdiği özel Apaçi helikopterlerini kullanarak
yine emperyalizmin ikram ettiği füzelerle insanları evlerinde, arabalarında
hedef alarak öldürüyor. Batı’nın insan haklarından ne anladığını Leyla Şahin
davasında gördük. AİHM’in bu davayla ilgili kararının açıklanmasının, bir
İsrail mahkemesinin 13 yaşındaki Filistinli kız çocuğu öldürdükten sonra
kafasına ve bedenine onlarca mermi sıkan İsrail subayını suçsuz
göstermesiyle aynı günlere denk gelmesi dikkat çekiciydi.
Gelişmeler Batı emperyalizminin medeniyetler arası yakınlaşma iddialarında
da samimi ve gerçekçi olmadığını gösteriyor. Eğer samimi olsaydı en azından
Müslümanların kutsal değerlerini hedef alan karikatür saldırısının Danimarka
sınırlarını aşmaması için harekete geçer, Müslümanların inançlarına ve
kutsal değerlerine hakareti fikir özgürlüğüyle izah etmeye ve “yasal”
göstermeye kalkışmazdı. Söz konusu karikatürlerin “yasal” olduğunu iddia
eden bir açıklamanın altına medeniyetler arası yakınlaşma adına ülkemizden
de imza atılması hepimizi derinden yaralamıştır. Bu açıklama her ne kadar
karikatürlere tepki içerikli olsa da. Bizi Danimarka’da yürürlükte olan ve
Müslümanların inançlarına hakarete izin veren yasalar ilgilendirmez.
Kastedilen o yasalar olsa bile karikatürlerin yasallığından söz edilmesi bir
tabiileştirme anlamı taşır.
Bazı merkezler konunun ve tartışmanın yönünü saptırma çabası içinde olsalar
da kutsal değerlerimizi hedef alan iğrenç saldırılara tepki göstermek en
doğal hakkımızdır ve bu hakkımızı kullanmaya devam etmeliyiz.
Ahmet Varol 08.02.2006 Vakit |
|