|
|
Patrik ve Müslümanlar
İSTANBUL Fener'deki Rum Ortodoks patriği Bartolos
Bartolomeos'a çatıp duruyorlar. Doğrusu yapılan tenkitler, hücumlar ucuz
şeylerdir. Bu zat ne istiyormuş, ne yapıyormuş?..
1. Açıkça söylemiyormuş ama Ayasofya'nın tekrar kilise yapılmasını
istiyormuş...
Ne isteyecek yani... Ayasofya'nın tekrar cami yapılmasını isteyecek hali yok
Rum patriği olarak. Elbette kilise yapılmasını isteyecektir.
2. Farz edelim, İstanbul'un tekrar Konstantinopolis olmasını istiyor... Onun
açısından bu normal bir istek değil midir?
Biz Müslümanlar İspanya'nın tekrar Endülüs olmasını istemez miyiz?
Gırnata'daki, katedrale çevrilmiş caminin tekrar Müslümanlara verilmesini,
minaresinden ezan okunmasını, içinde namaz kılınmasını istemez miyiz?
3. Patrik Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun tekrar açılmasını istiyormuş. Bu
da onun açısından normal değil midir?
4. Patrik "Ökümenik" (evrensel) unvanını kullanıyormuş... Bartolomeos
cenapları bir patrik olarak, bir Hıristiyan olarak, bir Rum olarak kendi
vazifesini yapmaktadır.
Onu pek kolay ve ucuz şekilde tenkit eden biz Müslümanlar ve Türkler, İslâmî
konularda ve davalarda, vazifelerimizi onun kadar yapmakta mıyız?
Başta Rumlar olmak üzere Hıristiyanlar Ayasofya hakkında harıl harıl ilmî
çalışmalar, yayınlar yapıyorlar. Biz onlara karşılık ne gibi ilmî, ciddî
tedkikler yapmaktayız. Elli yıldan beri "Ayasofya açılsın, tekrar cami
yapılsın..." şarkıları söyleyen Müslümanlar henüz bu ulu mabet hakkında bir
tek ciddî kitap çıkartmışlardır.
(Üç devirde bir mâbed: AYASOFYA. Büyük boy 894 s. Hazırlayanlar: Prof.Dr.
Ahmet Akgündüz, Doç.Dr.Said Öztürk, Yaşar Baş. Yayımlayan: Osmanlı
Araştırmaları Vakfı Tel: 0 212 513 40 33)
Ayasofya lâfla, ucuz popülist feryatlarla açılmaz. Müslümanların ağırlığı
olacak ki, açtırabilsinler.
Medeniyet ağırlığı, kültür ağırlığı, sanat ağırlığı...
Ciddiyet ağırlığı...
Vasıf ağırlığı...
Kelle sayısı çokluğunun önemi yoktur. Keyfiyet yoksa, seçimleri yüzde
doksanla kazansanız yine iktidar olamazsınız, yine istediğinizi
yapamazsınız.
Bugünkü siyasî iktidar başörtüsünü serbest bırakmak istemez mi? İster ama bu
konuda gık diyemiyor.
Ayasofya'yı tekrar cami haline getirmek istemez mi? İster ama bu konuda
konuşmaya bile korkmaktadır.
"Ayasofya tekrar cami yapılsın mı?" konusunda bir halkoylaması yapılsa
halkımızın büyük çoğunluğu "Evet" diyecektir ama böyle bir referandum
yapılamaz, yaptırtmazlar.
Patrik cenapları vazifesini çok zor şartlar içinde yerine getirmektedir.
Bendeniz 1940'da İstanbul'a yedi yaşında okumaya geldiğimde 750 bin nüfuslu
şehirde 100 binden fazla Rum vatandaşımız yaşıyordu.. Şimdi nüfus 15 milyon
oldu, Rumların sayısı 1500'e düştü.
Ortodoks Ortodoksluğunu, Gregoryen Ermeni Ermeniliğini, Mason Masonluğunu,
Bahaî Bahaîliğini, Yahova Şahidi Yahovacılığını, Siyonist Siyonistliğini
yapacaktır.
Birtakım ucuzcu Müslümanlar yaygaraları, kolay tenkitleri bıraksınlar da
Müslümanlıklarını adam gibi yapsınlar.
Saman alevi gibi çabucak yanıp sönen feryatlı nümayişlerle Müslümanlık
vazifesi yapılmış olmaz.
Türkiye'de Müslümanların dinî dernek kurmaları yasaktır ama kültürel ve ilmî
dernekler kurabilirler. Meselâ bir "AYASOFYA ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ" kurulur
ve Türkçe-İngilizce çok seviyeli, çok yüksek, çok değerli araştırmalar
yapılıp yayınlanır.
Bunu yapabiliyor muyuz?
İstanbul'un Zeyrek semtinde Bizans'tan kalma Pantokrator kilisesi var, biz
bunu fetihten sonra cami haline getirmişiz. Oraya gidiniz ve içine bakınız,
bir Müslüman olarak yerin dibine geçersiniz.
Diyanet İşleri Başkanlığımız var, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz var,
onbinlerce Karun kadar Müslüman zenginimiz var, doların milyarlarıyla
oynayan cemaatlerimiz ve din-başlarımız var, lakin o tarihî caminin içi
mezbelelik, viranelik, perişanlık halindedir.
Haçlılar, Rumlar bu camiyi tekrar kilise yapmak istiyorlar. Bina onlara
verilse bir-iki sene içinde mimarlığın, restorasyon sanat ve tekniğinin en
üst seviyesinde tâmir ederler, içini pırıl pırıl yaparlar ve çanlarını
çalmaya başlarlar.
Müslümanların Zeyrek Camiini en güzel, en sanatlı, en üstün şekilde restore
edecek paraları yok mudur? Vardır, bin kere vardır ama yeterli kültürleri,
vicdanları, sanatları yoktur.
Diyelim ki, İslâm dünyasından bu camiyi restore etmek için beş on milyon
dolar geldi. Namuslu, şerefli, haysiyetli Müslümanları tenzih ederek
söylüyorum, birtakım rezil ve aç köpekler bu restorasyon paralarını "rant
etmek" için harekete geçeceklerdir.
Benim elimde imkân olsa, Zeyrek Camiinin içini (dışını Amerika'daki İllinois
üniversitesi restore ettiriyor, içine bir çivi vurulmuyor) dünyaya parmak
ısırtacak derece güzel ve üstün bir şekilde restore ettiririm. Rumlara
verilse ne kadar yapacaklar? Ben onlardan daha iyisini, daha güzelini, daha
üstününü yapmaya çalışırım.
Gidin Zeyrek semtine, Bizans ve Osmanlı devrinde şehrin en gözde mahallesi
olan bu bölgeyi nasıl virane ve çöplük haline getirmişiz, görün. Sanki
Zeyrek'e bir atom bombası düşmüş ve ondan sonra hiçbir tamirat yapılmaksızın
o halde bırakılmış...
Birtakım ucuz İslâmcılara soruyorum:
Efendiler cart curtu bırakın da İslâm için, Türkiye için ne yaptığınızı
söyleyin, eserlerinizi, çalışmalarınızı gösterin.
Patrik Ortodoksluk için çok çalışıyormuş... Bundan tabiî ne olabilir.
Herhalde Budizm veya İslâm için çalışacak değil!
Biz Müslümanlar şu memlekette on milyonlarca nüfusa sahibiz. Yüz milyarlarca
dolarlık imkanlara sahibiz.
Çalışmak için yeteri kadar hürriyet ve fırsat da var. Vazifelerimizi
hakkıyla yapıyor muyuz?
Gazete ve dergi çıkartmak serbest. Ülkenin en büyük ve en tesirli gazete ve
dergilerini biz mi yayınlıyoruz?
Birtakım İslâmcılar otomobilin en iyisine (en lüksüne), meskenin en iyisine
(en lüksüne), yazlığın en iyisine (en lüksüne) sahipler.
Akıllarınca en iyi şekilde yiyip içiyorlar, giyinip kuşanıyorlar, gezip
tozuyorlar. Peki bu adamlar İslâmî vazifeleri en iyi şekilde yapıyorlar mı?
Yapmıyorlar, yapmıyorlar, yapmıyorlar...
Maalesef yüce İslâm davası birtakım ucuz, kolaycı, iş eri değil lâf eri
sahte İslâmcıların kurbanı olmuştur.
Merhum Üstad Necip Fazıl ne demişti:
Biz kırk yıl ellerimizi ağzımızın iki tarafına koyarak küfür buzdağını
üfleyerek erittik ve sonra bir de baktık ki, korkunç bir çamur deryası
içinde kalmışız...
"Müslümana her şeyin en iyisi layıktır" diyen şu adamlara ve karılara
bakınız. Hizmetin en iyisini, en güzelini yapamadılar ama doğrusu
meskenlerin, köşklerin, limuzin otomobillerin, yazlıkların, elbiselerin,
mobilyaların en pahalısına ve lüksüne sahip oldular. Ne korkunç, ne dehşetli
bir başarıdır bu... Cehennemî bir başarı... Şeytanî bir başarı...
Bundan otuz kırk yıl önce kerametleri kendilerinden menkul birtakım sahte
mücahidler şimdi müteahhit oldular, malı götürüyorlar.
Sahtekârlar hizmet değil, hezimet üretiyor.
Öyle adamlar var ki, kendi şahsî ve siyasî nüfuz ve menfaatleri için, cami
yaptırtmaktan vaz geçtim, Ayasofya'yı Hıristiyanlara verip kilise
yaptırabilecek tıynettedir.
Mehmet Şevket Eygi 13.11.2005 Milli Gazete |
|