Papaz-karga hikâyesi gibi... Söyleyin, nesiniz siz?

Bu gibi durumlarda, hep "papaz" ve "karga"nın hikâyesi gelir aklıma... Hani şu, "haçın üzerine pisleyen karga"nın hikâyesi... Her gün kilisenin üzerindeki haça konar, pisler ve sonra da uçup gidermiş ya... Papaz efendi bundan bıkmış usanmış, sonunda tavsiyelere uyup, haçın dibine "peynir" ve "rakı" koyup; "peynir"i yiyip, su sanarak "rakı"yı da içince "sarhoş" olup sendeleyen "karga"yı yakalayınca, demiş ya;
"Sen nesin behey karga?.. Hıristiyan olsan, kilisenin haçına pislemezsin!.. Müslüman olsan, rakı içmezsin!.. Hele söyle, sen nesin?"
ATEİST MİSİNİZ, SATANİST Mİ?
Tartışmalara bakınca, benim de aynı soruyu sormak geliyor içimden:
"Sizler nesiniz ve hangi dindensiniz be adamlar?..
Yahudi olsanız, domuz eti yemezsiniz!.. Hıristiyan olsanız, kiliseye gidersiniz!.. Müslüman olsanız, din bilginlerinin fetvalarına uyarsınız!..
Oysa siz;
Domuz eti de yiyor, şarap da içiyorsunuz!.. Kiliseye gittiğiniz yok!.. Camiye ise, zaten uğramıyorsunuz!.. Bir de kalkmış, din konusunda ahkâm kesip, kıt aklınızca hükümler veriyorsunuz!..
Hele söyleyin, nesiniz siz?..
Ateist misiniz, Marksist mi, yoksa Satanist mi?..
Söyleyin de bilelim!.."
AİHM'İN KARARI BİR TUZAK!
Evet, bunları sormak geliyor içimden... Bir yandan "birlik-beraberlik, dirlik-düzenlik"ten dem vuruyorlar, öte yandan bu birlik ve bütünlüğü "dinamitlemeyi" amaçlayan AİHM kararını savunuyorlar!..
Sorsanız o AİHM'e;
Kendi ülkelerindeki insanlara, "dinî yasaklar" getirebiliyorlar mı?..
"Başörtüsü" ile ilgili kararın, "bizi birbirimize düşürücü bir tuzak" olduğunu nasıl görmezsiniz?.. Bilmez misiniz ki; "dinî hükümler" tartışılmaya başlanınca, bu ülkede her şey tartışılır ve geriye "birleştirici" hiçbir unsur kalmaz!..
Diyorsunuz ki;
"Ulema da nerden çıktı?"
Olayı saptırmayın!.. "Ulema" demenin, "âlimler" demek olduğunu gayet iyi biliyorsunuz...
Ne yani, ortada "dinî bir konu" varsa, bunu "dinin uzmanları"na değil de, "AİHM'in yargıçları"na mı soracağız?..
Siz, "tarım"la ilgili bir konuyu, kalkıp da "fizik profesörü"ne mi soruyorsunuz?.. Ya da "kimya formülleri"ni, kalkıp da "ziraat mühendisi"ne mi danışıyorsunuz?..
LAĞVEDİN, OLSUN BİTSİN!
Eğer, dini konular "Diyanet"e veya "Din İşleri Yüksek Kurulu"na sorulmayacaksa, bu "kuruluş"ları niye ihdas ettiniz ve onlara niye "Anayasal kuruluş" hüviyetini kazandırdınız?..
Bu kurul ve kuruluşları ben mi ihdas ettim?..
Madem ihdas ettiniz ve "Din, devlet kontrolünde olsun" istediniz, o halde uyun oradan çıkan kararlara!..
Ya da ,"kapatın, lağvedin" bu kurul ve kuruluşları da, herkes kafasına göre takılsın!..
Bir karar verin artık!..
Belli ki, kafanız karışık!..
Evet, bir karar verin de;
Bari ülkeyi karıştırmayın!..
Kararı veren Hıristiyan... Ya savunanlar?
Garip halleri ile ünlü olan şair Ruhî, serbest nazım usulüyle şiir yazmanın moda olduğu dönemlerde bir gün, eline geçen bir şiir mecmuasında genç şairlerden birinin irili ufaklı mısralarla bütün bir sahifeyi dolduran şiirine uzun uzun baktıktan sonra:
"Garip", demiş;
"Bunlar üzüm salkımı, yazanlar da şair değil, manav olsa gerek!.."
"AİHM'in kararı"na destek verenlere bakıyorum da, şöyle düşünüyorum:
Kararı verenlerin "Hıristiyan" olduğu kesin; savunanlar da, "Haçlı kafası" mı taşıyorlar acaba?..
 
Hasan Karakaya 19 Kasım 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr