|
Nükleer silahlar edinme hakkı
Amerika ve dostları, Irak'ın elinde kitle imha silahları var diye bu ülkeyi işgal edip, 100 binden fazla masum sivili katlettiler, o günden beri de Irak halkına cehennem hayatı yaşatıyorlar. Irak'ın altı üstüne getirilmesine rağmen kitle imha silahlarına rastlanmaması, işgalcileri zor duruma sokmuştur. Yani savaş gerekçesi büyük bir yalan üzerine kurulmuştu. Aslında farkında olmadan bizlerin de içine düştüğü büyük bir yanılgı vardır, o da; eğer sözü edilen türden silahlar bulunmuş olsaydı, Amerika'nın saldırgan tutumu meşruiyet kazanmış olacaktı. Zira argümanlarımızı bu temel üzerine bina ediyoruz. Batı dünyası nerdeyse bu konuda hemfikir. Ancak bizlerin aynı tutumu takınması mümkün olamaz, olmamalı. Kitle imha silahlarına (KİS) sahip ülkeler hangi hakla diğer ülkelerin aynı türden silahlara sahip olmasını engellerler? Bunun hiçbir ahlâkî temeli olmadığı gibi, hukukî temeli de yoktur. KİS kötü bir şey ise -ki, bence öyledir- o zaman onların da ellerindeki KİS'den kurtulmaları gerekiyor. O silahlarla hem başka ülkeleri tehdit edeceksin, hem de onların kendilerini korumak için aynı silahlara sahip olmasına izin vermeyeceksin, işte çifte standart bu. Tarihte nükleer silahları siviller üzerinde ilk kez kullanmış tek devlet Amerika'dır. Aynı silahı ikinci kez de kullanan Amerika'dır. Onbinlerce masumun katledilmesiyle o meş'um bombanın yıkıcılğı herkesi şok etmişken, aynı bombayı bir daha ve yine sivillerin yaşadığı bir şehirde kullanmak zulmünü; hiçbir hukukî, askerî ve stratejik argüman pâklayamaz. Şimdi, bu ülkenin başka ülkelere bir daha atom bombası kullanmayacağının garantisini kim verebilir? Kimse "Birleşmiş Milletler" demesin! Irak'ın târümar olmasını engelleyemeyen bu kurum, Amerika'ya rağmen hareket edemeyeceğini göstermiştir. Zaten Amerika'nın gücünü ensesinde hisseden ülkeleri nükleer silahlanma arayışına iten, bu garantinin olmaması değil midir? Mesela; Kuzey Kore'yi halkı açken inanılmaz baskı ve ekonomik ambargolara rağmen nükleer silah arayışına iten sebep, Amerika'nın şerrinden emin olamamasıdır. Amerika'nın dişine kadar silahlandırdığı, İngilizlerin yardımıyla nükleer silahlara sahip İsrail'i ele alalım. "Büyük İsrail" hayalleri kuran bu ülke, yayılmacı politikaları ve nükleer gücüyle bölge ülkelerini tehdit etmektedir. Hem Amerika'nın, hem İsrail'in birinci derecede tehdidini ensesinde hisseden İran'ın, kendisini korumak için, bu silahları edinmekten başka çaresi var mıdır? O zaman bu ülkeleri -bir gün Türkiye de bunlardan biri olabilir- egemenlik haklarını korumak için bu silahlara sahip olmaktan alıkoymanın ahlâkî ve legal zemini yoktur. Amerika ve dostlarının yalanlarla bir ülkeyi işgal ettiğine ve onca masum insanı katlettiğine şâhit olup da, bu işgalci güçlerin başka ülkelere de saldırmayacağının garantisi olmadığına göre, bu arayışların önünü kesmek de imkânsızdır. Hâl böyle iken, argümanlarımızı; "İsrail'in nükleer güce sahip olma hakkı kadar, bizim de vardır" üzerine kurmamız lâzım. Hiçbir ülkeye insanlığın güvenliğini sıfırlayan ayrıcalıklar tanınamaz. Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra terennüm edilen, "Artık sınırlar savaşla değişmez" nağmeleri, hâlihazır konjonktürde çocuk avuntusundan öteye geçmemektedir. Ülkeler ordularını iç güvenlikleri için besleyip, silahlandırmadıklarına göre, "Hârici tehdit reel tehdittir" demektir. Pakistan'ın Hindistan'a karşı kendini korumak için nükleer silah geliştirmesi, böylesi bir tehdidin sonucudur. Lafın özü; ya kitle imha silahları edinmek hiçbir ülkenin hakkı değildir, ya da egemenliğini tehdit altında gören her ülkenin hakkıdır. Biliyorum, bu söylediklerim reel politikle bağdaşmıyor; ancak reel politiği kabullenmek, teslim olmayı da beraberinde getiriyor. Eğer Irak'ın elinde nükleer silahlar olsaydı, Irak işgal edilemezdi. İşgalciler, Irak'ın elinde nükleer silah olmadığından emin olduktan sonra saldırıya geçtiler. Bunu unutmayalım..
Serdar Demirel 17 Ekim 2005 Vakit
serdard22@hotmail.com |