Nidem Papa'yı nidem... Haç'ı şimdiden taktı Didem!

Hayatta en "gıcık" kaptığım şeylerden biri de, "özü-sözü bir olmamak"tır!.. Bir insan ki, "söylediğinin tersini" yapıyorsa, onun peşinden gidilmez!.. Bir insan ki; "savunduğu dâvâ"nın tersine bir "eylem" içindeyse, "samimiyet"inden şüphe etmek gerek!.. Hem, zaten; "samimi" olmayan hiçbir eylem başarıya ulaşamaz!.. "Saman alevi" gibi parlayıp söner!..
FIAT'IN VAİSELLA'SI VE PKK!
Öteden beri söylerim; "şehit aileleri"nin gündemden kalkmalarında, biraz da "eylem vasıtaları"nın rolü vardır!.. Malûm, "miting"lere ve "gösteri"lere, "otomobil"lerle gidilir.. Peki, "Şehit aileleri"nin kullandıkları otomobillerin "marka"larına hiç dikkat ettiniz mi?.. Çoğu, "FIAT" markadır!.. Ya da, "FIAT-Türk ortaklığı"nın ürünleri!..
İşte bu otomobillerle gelinen mitinglerde, "Şehitler ölmez, vatan bölünmez!" diye sloganlar atılır!..
Peki, o "şehit"leri kara toprağa cansız düşüren, ya da "göz"lerini, "kol"larını ve "bacak"larını paramparça eden "PKK mayınları"nı üreten kimdir?
FIAT'ın yan kuruluşu olan Vaisella!..
Evet, Vaisella!..
Düşünebiliyor musunuz;
"PKK'lılara satmak" için, Vaisella'ya "mayın" ürettiren FIAT; şehit aileleri binsin diye de "otomobil" üretiyor!..
Şehit aileleri de, bu otomobillere binip, alanlarda slogan atıyor:
"Türkiye, PKK'ya mezar olacak!"
Ya da;
"Defol PKK!.. Kahrol PKK!"
Sorarım size;
"PKK'ya mayın üreten" bir kuruluşun ürettiği "otomobil"lerle gidilen bir miting veya gösteriden ne hayır gelir?!?
Tamam, Türkiye'de "yerli" otomobil yok!.. Dolayısıyla, bir "gâvur arabası"na binmeye mecbursun!.. Binmesine bin de, hiç olmazsa "FIAT'ın ürettikleri" olmasın!.. Ya da, mitinge onlarla katılma!..
Katılırsan, işte böyle işin bereketi kaçar!.. Daha da acısı, "ateş, düştüğü yeri yakmaya" devam eder!..
Zira, FIAT hâlâ "otomobil" üretmeye, Vaisella da, PKK'ya "mayın" satmaya devam ediyor!..
SİNAN AYGÜN'ÜN ARABASI!
Bu "çelişki"nin en son örneklerinden biri de, 2-3 gün önce İzmir/Menemen'de yaşanmış!..
ATO Başkanı Sinan Aygün, çıkmış kürsüye, "Avrupa Birliği" hakkında konferans veriyor!.. Menemen'de, her tarafın "Türk bayrakları" ile donatıldığını görünce, başlamış esip, gürlemeye;
"Benim bir vatandaşım bayrak salladı diye taşlanıyor. Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye PKK ve DEHAP'lılara karışan olmuyor. Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. 50 otobüs Diyarbakır'dan Gemlik'e kadar geliyor ve sen hiçbir şey yapmıyorsun. Bozüyük'te halk, yapması gerekeni yapmıştır. Sen yapmazsan, halk yapar!"
Galiba sözün tam burasında, Taner Büfe adlı bir vatandaş, kalkmış ayağa ve sormuş Sinan Aygün'e;
"Halk yapması gerekeni yapmıştır da, siz ne yapıyorsunuz Sinan Bey?!? Tamam, Avrupa Birliği'ne karşısınız, ama içtiğiniz sigara, kullandığınız araba Avrupa markası!!!"
Ne desin Sinan Aygün?.. "Doğrudur" deyip, bükmüş boynunu!..
"DEVRİMCİ"LERİN "EVRİM"İ!
Şimdi ben, bir "Alman arabası"na binsem, bir yandan da "Alman mallarına boykot çağrısı" yapsam, sormazlar mı bana;
"Bu ne perhiz, bu ne turşu?"
Bir "Molla Kasım"ın çıkıp, bunu soracağını bildiğim için; hiç olmazsa "sessiz" kalırım!..
Sinan Aygün ise, hem "Avrupa Birliği"ne karşı, hem de "Avrupa'nın işgali" altında!..
"Sigara"sıyla ve "otomobili"yle!..
Bu "çelişki" halkın gözünden kaçmıyor işte!.. Dolayısıyla, söylenen "söz"ler "öz"e inmiyor; bir kulaktan girip, ötekinden çıkıyor!..
Bir zamanlar, "Marksist-Leninist Devrimciler" de aynı çelişkiyi yaşamıştı!.. Sokaklarda "Go Home Amerika!.. Defol Coni" diye slogan atıyorlar, ama "Boğaz'a karşı villa"larında "Amerikan viskisi" yudumlayıp, "Marlboro" cigarası tüttürüyorlardı!..
Sonuç ortada... Dünün "Halk devrimi" peşindeki solcuları; halktan yüz bulamayınca "evrim" geçirip, "kapitalist" oldular!.. Hem de, "ABD güdümlü" işveren kuruluşlarına "üye" olacak kadar!..
Olmuyor işte... "Söylem ve eylem birliği" olmayınca, olmuyor!.. Ya "perhiz" yapmayacaksın, ya "turşu" yemeyeceksin arkadaş!..
Yedin mi, soruveriyor insanlar;
"Bu ne perhiz, bu ne turşu?!?"
DEFİLEDE "HAÇ"LI MANKEN!
Meselâ ben; şimdi, aynı soruyu "Bursalı manken"e ve onu alkışlayan "başörtülü hanım"a soracağım!..
Ama önce, meşhur hikâye:
"Kilisenin Haçı"na pisleyen "karga" ile başedemeyen papaz, tavsiye üzerine "Haç"ın yanına birkaç parça "peynir", bir kâse de "rakı" koymuş!.. Peyniri yiyen karga, "su" diye "rakı"ya yüklenmiş!.. Sonunda, "zom" olmuş, papaz da kargayı yakalamış!..
Hikâye bu ya; papaz, avucunun içindeki "karga"ya sormuş;
"Behey karga, hele söyle sen nesin?.. Hıristiyan olsan, kilisenin haçına pislemezsin!.. Müslüman olsan, rakı içmezsin!.. Söyle, nesin sen?"
O halde, biz de "boynundaki haç" ile bir giyim mağazasının açılışına katılan "Manken Didem Taslan"a soralım;
"Behey kız, nesin sen?.. Hıristiyan olsan, kiliseden çıkmazsın!.. Müslüman olsan, boynuna haç takmazsın!.. Hele söyle, nesin sen?!?"
Doğrusu, "Müslüman mahallesinde salyangoz satanları" çok görmüştüm ama, aleni şekilde "istavroz" takanları ilk defa görüyorum!..
Ve tabiî; "Boynu Haç'lı manken"i alkışlayan "başörtülü bir hanım"ı da!..
Be kadın; bu ne "şuursuzluk"tur ki; hem başında "örtü" var, hem de "Haç'lı manken"i alkışlıyorsun!..
Sahi, sen nasıl bir "Müslüman"sın?!?
Hadi, öteki bir "halt" yedi ve "boynunda haç"la çıktı defileye; peki senin bu "alkış"ın niye?..
Bu ne perhiz, bu ne turşu?!?
Bari, başındaki "örtü"ye saygı göster!.. Örtüye ve o örtünün özgürlüğü için mücadele veren insanlara!..
PAPA'YA NE LÜZUM VAR!
En garibime giden nedir, biliyor musunuz?.. "Papa"nın İstanbul'a gelip, "Ayasofya'da dua" etmeyi talep etmesi!.. Eder mi, etmez mi, bilmem.. Bildiğim şu ki, geçen ay Almanya'da 1 milyon insan için dua etmiş ve onların günahlarını affetmişti!!!.. Sonra da, "istavroz" çıkarıp, "takdis" etmişti hepsini!.. Artık onlar, "Cenneti garantilemiş(!) gerçek birer Hıristiyan" idi!..
Hani, diyorum ki; bu durumda, Papa'nın İstanbul'a gelmesine ve hele hele "dua" etmesine hiç gerek yok!..
Baksanıza manzaraya:
Manken Didem, daha şimdiden "Haç"ı taktı boynuna!.. "Başörtülü kadın" da ona "alkışlı destek" verdiğine göre, Papa'nın gelmesine hiç gerek yok!.. Gitsin, "Ateistleşen Avrupa"yı Hıristiyanlaştırsın!..
Bizde; "Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar" da mevcut, "boynuna istavroz takanlar" da!..
Bir tek, "Haç'ı alkışlayan başörtülümüz" eksikti, işte o da tamamlandı!!!
Daha niye "Avrupa aleyhtarlığı" yapıyoruz ki!.. Biz Avrupa'ya giremedik ama, görünen o ki; Avrupa gelip, "bağrımıza çöreklenmiş" de haberimiz yok!..
Söyleyin Allah aşkına;
"Hac düşmanları" ile "Haç sempatizanları"nın böylesine yoğun olduğu bir ülkede, "misyonerler" cirit atmasın da, ne yapsın?!?
"Nüfus kâğıdı Müslümanlığı" ile, ancak bu kadar oluyor işte!..
"İnanç ve mücadele", dilde "söz" değil, yürekte "köz" olup yanma aşamasına gelmedikçe, orada "başarı" olmaz!..
Anlayana, sivrisinek saz!..
Ekmek arası tabanca!
Çok ciddi bir olay... Adam, "tabanca"yı belinde veya ceketinin içinde değil de, "ekmek arasına" gizlediğine göre; demek ki "hazırlıklı" gelmiş!..
"Şüphe çekici" şekilde hareket etmeseydi, Allah korusun, belki de amacına ulaşacak ve tetiği çekecekti!..
Yalnız ben, "Mersinli şahıs"tan ziyade, onu "suikast teşebbüsü"ne iten "azmettirici"leri merak ediyorum!.. Evet, "tetikçi" yakalandı, peki onu "tetikleyiciler" kim?.. Arkasında bir "örgüt" mü var, "derin güçler" mi?.. Sayın Erdoğan'a "geçmiş olsun" diyor, bu olayın "örtbas" edilmeyeceğini ummak istiyorum!..
 
Hasan Karakaya 16 Eylül 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr