Mazlumların elleri yakanızı bırakmayacak!..

Ajanslara uzun zamandan bu yana düşen haberler gösteriyor ki Pakistan'da darbeci Müşerref de Saddam gibi demokrasi ve insan hakları şampiyonu(!) ABD'nin emir eri ve has adamını oynuyor. Görülüyor ki, darbeci Müşerref, Saddam'ın düştüğü sondan ve olanlardan ibret almıyor!
Esasen ABD ve yardakçıları için menfaatleri noktasında demokrat, darbeci, kanlı diktatör gerçekte hiç fark etmez. Tıpkı bir zamanlar Tikritli Hüseyin (Saddam) örneğinde olduğu gibi...
ABD, CIA marifetiyle Türk Milli Emniyeti'nin önemli adamlarından General Kasım'ı Irak'ın devlet başkanlığından indirmek için oluşturduğu infaz timinin içine o sıralar 22 yaşlarında bulunan Saddam Hüseyin'i de dahil etmişti. Saddam, Irak Devlet Başkanı General Kasım'a karşı yapılan başarısız ilk suikast teşebbüsünde ayağından yaralanmış ve CIA tarafından Mısır'a kaçırılmıştı.
Mısır'da CIA'nın himayesinde Kasrü'l-Nil kolejinde lise eğitimini tamamlayan Saddam, daha sonra Kahire'de hukuk fakültesine girmiş, Şubat 1963'te ordunun bazı subaylarınca CIA desteğiyle gerçekleştirilen darbe sonucu öldürülen ve başı mızrak ucunda Bağdat sokaklarında dolaştırılan General Kasım sonrası, hukuk eğitimini Bağdat'ta tamamlayarak 1966'da mezun olmuştu.
Gençliğinden beri daima ABD'nin desteğini gören Saddam'ın bir Arab şairin şiirlerinden birinde şu mısrayı çok sevdiği söylenir.
"Eğer ben susuzluktan öleceksem, hiç yağmur yağmasın."
Soyunun Hz. Ali'ye dayandığı iddiasındaki Saddam'ın 16 Temmuz 1979'da Irak Devlet ve Devrim Komite Konseyi Başkanlığı'nı ele geçirmesine, Irak Güvenlik Servisleri'nin kilit noktalarına üç kayınbiraderi "Barzan", "Sabawi" ve "Wathban"ı, silahlanma konularıyla ilgili işlerin başına da kuzeni Hüseyin Kemal El-Mecid'i oturtmasına el altından yardım eden ABD, Saddam'ın ülkeyi nefes almayı bile zorlaştıracak çok kanlı ve çok acımasız bir diktatörlüğe sürüklemesine seyirci kalmanın ötesinde, diğer Batılı ülkelerle birlikte ona silahlanma hususunda da her türlü yardımda bulundu. Örneğin Fransa, çok büyük paralar karşılığı Irak'a plutonyum üretiminin ve yoğaltımının meydana getireceği riskleri göz ardı ederek nükleer santral için gerekli yardımı yaparken, gene bu sırada başta ABD olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, İran İslâm Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırması için Saddam'ın kimyasal silah programına bırakın göz yummayı, gerekli desteği vermek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Bu konuda 18 Amerikan firması, 86 Batı Alman işletmesi, 18 İngiliz, 16 Fransız, 12 İsviçre, 13 İtalyan, 17 Avusturya, 8 Belçika, 4 İspanyol, 3 Arjantin, 1 Brezilya, 1 İsveç, 2 Hollanda, 2 Monako ve bir de Japon firması milyarlarca dolar karşılığı ülkelerinin bilgisi doğrultusunda gerekli desteği veriyor, Saddam da üretilen kimyasal silahlarla yüz binlerce İranlı ve çoluk çocuk demeden binlerce Kürt'ü acımasızca ölüme gönderiyordu. Hem de insan hakları ve demokrasi şampiyonu Batılı devletlerden hiçbir tepki görmeden. İşin bir başka acı ve o ölçüde de ilginç yanı; bugünkü Bush'un babası George Bush ise başkanlığı döneminde, ülkesini "Muhbirler Ulusu" haline getiren ve özel yaşamında sık sık seyrettiği "Vaftizci" filmi ile kendisine tarihi rol biçen kanlı diktatör Saddam'a 12 Şubat 1990'da gönderdiği Dışişleri Bakan Yardımcısı John Kelly ile övgüler düzüyor, "Siz bölgede ılımlı bir güçsünüz, Birleşik Devletler Irak'la ilişkilerini daha da genişletmek arzusundadır" yönündeki dileklerini iletiyordu.
Baba Bush, elinden yüz binlerce insanın kanı damlayan bu adamı öyle beğeniyor ve destekliyordu ki, hem de Irak'ı kaba insan hakları ihlallerinden ötürü mahkûm eden bir karar almak isteyen ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne bile şiddetle muhalefet edecek kadar...
Ama ne zaman ki Saddam tüm Arap uluslarına yönelik 2 Nisan 1990'da bir radyo konuşması yaptı, o andan itibaren de deyim yerindeyse kendi eliyle kendi ipini çekmiş oldu. Batı'nın desteğini kaybetti.
Saddam o konuşmasında şunları söylüyordu: "İsrail Allah tarafından Irak'a karşı herhangi bir şeye kalkışırsa, öyle bir şey yaparız ki, ülkenin yarısı ateşte kavrulur."
Arap ülkelerinin liderliğini ele geçirmek için Filistin davasını sahiplenmek ve İsrail'e düşman görünmek gerekmektedir. Filistinlilere milyonlarca dolar yardım yapan Saddam, Arap ülkelerinin liderliği hayaliyle bir an gaflete düşüp İsrail'in aleyhinde ve onu tehdid eder şekilde konuşmasaydı ABD ve diğer Batılı ülkeler onun Kuveyt'e bile saldırmasını hoş karşılar, hiçbir zaman Saddam'a karşı tavır almazlardı.
İşte insan hakları ve demokrasi savunuculuğunu kimselere bırakmayan 'ikiyüzlü sahtekâr ABD' ve onun dümen suyunda giden Avrupalı ülkelerin gerçekte insanlık ve siyaset anlayışları budur.
Bu anlayış sona ermediği müddetçe de ABD yeryüzünü Müşerref ve Saddamlarla doldursa bile, istediği sonuca asla ulaşamayacak ve yaptıklarının hesabını vermekten de kaçamayacaktır.
Evet, mazlumların elleri yakalarını bırakmayacaktır.
Sanırım evlerinde bile!..

 
Ayhan Bilgin 1 Ağustos 2005 Vakit
abilgin@vakit.com.tr