|
"Kötü örnek"(!) mi arıyorsunuz?..
"Kötü"(!) örnekler o kadar çok ki; say, say bitmez!.. Meselâ, Erzurumlu
Kara Fatma, "kötü örnek"(!)lerin başında gelir!.. Öyle ya; "başörtülü
olarak evinde oturmak" varken, kalktı "İstiklâl Savaşı"nda görev aldı!.Senin
"cephe"de ne işin var be kadın?..
Otursana evinde!..
O cephenin, bir gün gelip, "kamusal alan" olacağını bilmiyor muydun?..
Ya Nene Hatun'a ne demeli?!?
Evinde oturup da, "torunlarına masal anlatmak" varken, "gençlere kötü
örnek"(!) oldu!.. Eline "şiş" alıp, "örgü" öreceğine, kalktı "silah"
aldı ve "düşman"la savaştı!..
Bundan alâ "kötü örnek"(!) mi olur?..
Ne vardı sanki savaşacak?!?
Eğer o günlerde "savaşmamış" olsaydı, düşman askerleri "işgali" tamamlar
ve bütün Türkiye'ye hakim olurlardı!.. Böylece biz de "AB'ye girmek"
zorunda filân kalmazdık!..
Öyle ya; biz onlara gireceğimize, onlar çoktaan "bizim içimize girmiş"
olurlardı!..
KAYBEDECEK ŞEYİMİZ ÇOK!
Ahh Kara Fatma ahh!..
Ahh Nene Hatun ahh!..
Gördünüz mü yaptığınızı?!?
Bu ülkeye "kötü örnek"(!) olup, "İstiklâl Savaşı" verdiniz!..
Biz de sizleri "örnek" alıp, o günden beri "özgürlük" diyoruz!..
Meğer, bize, öyle bir "kötü örnek"(!) olmuşsunuz ki, hâlâ "mücadele"
ediyoruz!..
Ne var ki; bizler, sizler kadar "cesur" değiliz!..
Evet, değiliz; çünkü sizlerin "kaybedecek bir şeyiniz yok"tu!..
Affedersiniz, vardı... Kaybedecek "vatan"ınız vardı, "namus"unuz vardı,
"onur"unuz vardı!..
Bizler ise, "kaybedecek şeyler"le kuşatıldık!.. "Kaybedecek o kadar çok
şeyimiz" var ki, hangi birini sayayım!?!
"Koltuk"larımız var kaybedecek!.. "İş"lerimiz var!.. "Şöhret"lerimiz
var!.. "Mevki"lerimiz var!.. "İktidar"larımız var!.. "Kayıpları göze
alamadığımız" için de hep geriliyor, hep "mevzi" kaybediyoruz!..
"Yasak"lar, yıllardır "evrim" geçiriyor ve bu yasaklar, bizi biraz daha
"tutsak" ediyor!..
Ahh Kara Fatma ahh!.. Ahh Nene Hatun ahh!..
Sizlerin başındaki örtü, 1984'te bir "simge" ilân edildi!..
Yıl 2006!..
Bugün ise, o "örtü"lerinizle var ya; değil "cepheye mermi" taşımanız,
değil "elde silah" dağ-bayır dolaşmanız; "sokakta bile yürüyemezsiniz!"
Yaa, gördün mü Nene Hatun'um, gördün mü Kara Fatma'm!?!
Sizlerin savaşıp, "istiklâl" kazandırdığı bu ülkede, şimdi sizler "kötü
örnek"lersiniz!..
Sadece sizler mi?..
Sizin "torunlarınız" olan "öğretmen" ve "öğrenciler" de kötü örnek!..
"Kötü örnek" ilân edileceğiniz bir ülke için niye savaşıp da "istiklâl"
kazandırdınız ki?..
Bıraksaydınız da, düşman askerleri her tarafı "işgal" etselerdi!..
Hiç olmazsa; biz de "başörtüsüne özgürlük" mücadelesi vermek zorunda
kalmazdık!..
Dedim ya; "kötü örnek"(!) oldunuz bizlere!..
"Vatan namustur" dediniz, "Dinimiz için canımız feda" dediniz, "bu örtü,
bu baştan kellemizle birlikte çıkar" dediniz!..
Bunlar için savaştınız!..
Ne oldu savaştınız da!..
"Okulların içinde, kameralar önünde baş açtırtmak"la yetinmeyip, şimdi
"okulun kapısında başını açanlar"ı da suçlu ilân ediliyor!..
Danıştay hazretleri öyle buyuruyor!..
"Yasak" diyor!..
"Okul kapısında başını açan öğretmen de çocuklar için kötü örnek"(!)
diyor!..
"EV" DE KAMUSAL ALAN!
Sadece Danıştay mı?..
YÖK'zâde Erdoğan Teziç, ondan çok "daha fazlasını" diyor:
"Bir yargıç kürsüde başı açık olup, pazara türbanlı gidemez. Bu benim
inanç alanım, özgür alanım diyemez. Anayasa Mahkemesi Başkanımızı
pazarda türbanlı görmek devleti sarsar. Bir öğretmen de okulda başı
açık, pazara çıkınca türbanlı olamaz."
Soruyorlar Teziç'e: "Özel hayatında da mı?"
"Evet" diyor!..
Tekrar soruyorlar: "Eviniz olsa bile mi?"
Ona da "evet" diyor Teziç!..
"Özel hayatında da, evinde de!"
Yaa, gördün mü Nene Hatun'um?..
Gördün mü Kara Fatma'm?..
Bir "yargıç" veya "Anayasa Mahkemesi Başkanı" ya da "öğretmen", kürsüde
veya okulda "başı açık", pazarda "türbanlı" olamazmış!.. Tabii, "evinde"
de!..
Olursa, "devlet sarsılır"mış!..
Ben bunlara çok şey derim de, siz ne dersiniz ey "merhum"lar?..
Biliyorum, "bir şey" demek ne kelime, "böyle bir Türkiye"yi görseniz,
herhalde nutkunuz tutulur, hayretten donar kalırdınız!..
Sırtlarınızda taşıdığınız ve "ıslanmasın" diye torunlarınızın kundak
bezini yırtıp üzerini örttüğünüz o "mermi"lerin, 80 yıl sonra bugün size
yönelen "silah"lar olduğunu görmek, elbette sarsar, dondurur sizi!..
"Eksi 40-50 derecelik Erzurum soğuğu" donduramadı ama, bu "karar"lar bu
"söz"ler dondurur sizi!..
EVDE "PİJAMA" GİYEMEZSİN!
O halde "Nine"lerim, "Ana"larım, müsaade edin de, "iki çift lâf" edeyim
şu Erdoğan Teziç adlı "atanmış"a!..
Heyy Bay Teziç; madem ki, "İçerde ayrı, dışarıda ayrı olunamaz"
diyorsunuz, o halde iyi dinleyin beni:
Bir "kamu görevlisi" olarak; sizin bulunduğunuz her yer, "kamusal
alan"dır!.. Dolayısıyla, nerede olursanız olun, "resmî kıyafet"le
bulunmak zorundasınız!..
Çünkü, sizin "özel"iniz olamaz!..
YÖK Genel Merkezi'nden çıkıp, "resmî konut"unuza mı gittiniz?..
Sıkıştınız!.. "Helâ"ya gideceksiniz!..
Sakın ola "takım elbise ve kravatınızı" çıkarmayın!.. "O hâlinizle"
oturun tuvalete!..
Haa, "ayakkabınızı" da çıkaramazsınız!.. Sakın "terlik" merlik
giymeyin!.. Aksi hâlde "kamusal alanı ihlâl" etmiş olur ve "Danıştay
kararı"na göre "kötü örnek" olursunuz!..
"Uykunuz geldi" öyle mi?..
Yoook!.. "Ceket, gömlek, kravat ve pantolon"unuzu çıkaramazsınız!..
"Kamusal alan kuralları" madem ki "mesai haricinde" de devam ediyor, o
halde, çaresi yok, "takım elbise" ile yatacaksınız yatağa!..
İnsanlık hali... "Özel arzu"larınız da olabilir!.. Ama, unutmayın ki siz
bir "kamu görevlisi"siniz ve şu an "kamusal alan"da bulunuyorsunuz!..
Dolayısıyla, "kendi koyduğunuz kurallar"a en önce siz uyacaksınız!..
Orası "eviniz" bile olsa günün 24 saati, yılın 365 gününde "resmî
kıyafet"le bulunmak zorundasınız!..
Evet, "yatakta" bile!..
Evet, "helâda" bile!..
Çünkü yatak da, helâ da birer kamusal alan!..
KUMSAL DA KAMUSAL ALAN!
Pardon, az kalsın unutuyordum... Malûm, "banyo" da evin bir parçası ve
orası da "kamusal" alan!.. Dolayısıyla, orada da "çıplak" olamazsınız!..
Banyoya girerken de, "ceket, gömlek, kravat, pantolon, çorap ve
ayakkabı" üzerinizde olacak!..
Yooo, "çıkarmak" yok!..
Öyle yıkanacaksınız!..
Malûm, önümüz bahar... Sonra "yaz" gelecek ve "deniz mevsimi"
başlayacak!.. Siz de, bir "sahil"e gideceksiniz!..
Yok öyle hemen, "elbise"yi "kravat"ı fora edip de, "mayo" giymek!..
Eğer "deniz"e girecekseniz, oraya da "takım elbise"yle gireceksiniz!..
Malûm ya, oralarda da "kamu görevlileri" var ve pekalâ sizi
tanıyamayabilirler!.. O halde, "hep giyinik" durmak zorundasınız!..
"Kumsal"da uzanıp, "güneşlenmek" mi istiyorsunuz?.. Sakın ola "takım
elbise"inizi çıkarmayın!..
Çünkü "kumsal" da bir "kamusal alan" ve siz de "kamu görevlisi"siniz!..
"Kumsal"da ayrı, "kamusal"da ayrı kıyafet olamaz!..
Olursa, devlet sarsılır!..
Ben demiyorum, siz diyorsunuz!..
ALIR, GÖTÜRÜRÜM DANIŞTAY'A!
Eğer, bu "kural"ları harfiyyen yerine getirir ve "görev süreniz boyunca"
bir saniye bile "kural ihlâli"nde bulunmazsanız, işte sana söz Bay
Teziç; ben de "kamusal alan" kurallarına uyacağım!..
Ama, ayağınızdan çorap çıkarmak, sıkan ayakkabının "bağcık"larını
gevşetmek ve "kravat fora" demek gibi, "devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan"
bir kural ihlâlinizi görürsem, işte o zaman!!!
Yapışırım yakanıza, tutar götürürüm "Danıştay hakimleri"nin karşısına!..
"İşte" derim; "İşte kuralları çiğneyen şahıs!.. İşte aradığınız kötü
örnek!..
Öyle bir kötü örnek ki; kamusal alanda pijama ve terlik giyip,
televizyon seyrediyor!.. Banyoya çıplak girip, bornozla çıkıyor!..
Kumsalda da kamusal alanı takmıyor!..
Ve ayrıca, horul horul uyuyor!..
Söyleyin hakim beyler;
Kamusal alanda uyunur mu?"
Evet, bunları derim yargıçlara!..
Ve beklerim kararlarını!
Artık "YÖK Başkanlığı'ndan azline" mi derler, yoksa "kamusal alandan
ihracına" mı?.. Orasını kendileri bilir!.. Aytaç Kılınç öğretmen için
hangi "evrimsel metod"ları kullandılarsa, herhalde Erdoğan Teziç için de
kullanırlar!.. Eğer kullanmazlarsa, Türkiye asıl o zaman "sarsılır!"
BU YÜZDEN "YOKUZ" YA!
Duydun mu Nene Hatun'um, duydun mu Kara Fatma ninem?.. Gördünüz mü bize
nasıl "kötü örnek"(!) olduğunuzu?!?
Aramızdaki tek fark; sizler "eylem anaları"ydınız, bizler ise
"lâflıyoruz" işte!..
Ne yapalım ki; "bizim kaybedecek şeyimiz çok!"
Zaten; "bu yüzden yokuz" ya!..
"Koltuklarımız" olmasaydı,
"Korktuklarımız" başımıza gelmezdi!
Korkuyoruz be ninelerim!..
Dan-imarka'dan... Dan-ıştay'a!
İlginç değil mi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu İslâm coğrafyasını
"infial"e sürükleyen "2 kelime" de, "Dan"la başlıyor!.. Birisi
"Dan"imarka, diğeri "Dan"ıştay!..
Her ikisi de, "Dan!.. Dan!.." diyerek "kurşun" sıktılar "inanç"lara!..
Hadi, Danimarka'nın bir "marka"sı var ve amblemi de "Haçlı!"... Peki
"Danıştay"ın markası ne?.. Ya da, bu kararın "arkasında" hangi zihniyet
var?..
"Karikatür cinayeti"nin arkasından gelen "yargı cinayeti"nin ortak
paydasında "Dan" olmasının acaba özel bir anlamı var mı?.. "Payda"ları
aynı da, "fayda"ları kime, onu çok merak ediyorum!..
Hasan Karakaya
- Vakit |