Kimin Ortaçağı?.. "Klozet"ler, "Kova"ların nesi olur?

Lâfın arasına bir "fit" sokmasalar olmaz... İllâ "birkaç kuş birden" vuracaklar!.. Meselâ Anayasa Mahkemesi'ni mi savunacaklar, meselâ "TBMM Başkanı'na cevap" mı verecekler; lâfı döndürüp dolaştırıp, "Ortaçağ karanlığı"na getiriyorlar!..
Diyorlar ki;
"Takiyye yaptıkları ortaya çıktı... Bu kafanın amacı, Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına götürmek... Batı aydınlığını savunur görünüp, ülkeyi Ortaçağ ilkelliğine sürüklüyorlar!"
Ve tabiî;
Bu "cehalet şahikaları"na bakıp, kıs kıs gülüyorum...
Gülüyor ve bir yandan da şöyle söyleniyorum kendi kendime:
"Hay Ortaçağ kadar taş düşşün kafanıza!"
Öyle ya;
"Geri, karanlık, ilkel ve pis" gösterdikleri Ortaçağ, bir "Müslüman" olarak; benim "medeniyet, teknoloji, kültür, insanlık ve bilimsel buluş"larda "en zirve" çağlarımdan biridir!..
Ama, "batasıca Batı kafalı"lara da pek kızamıyorum!..
N'aapsın adamlar;
Tarihi, bilimi, teknolojiyi ve insanlığın gelişimini "yerli kaynaklar"dan takip etmiyorlar ki!.. Her şeyi "Batılı kaynak"tan öğrendikleri için; "Ortaçağ" denildiğinde, "karanlık, gerilik ve cehalet" geliyor akıllarına!..
Bakın, burası doğru... Ortaçağ; "Hıristiyan Batı" için, gerçekten de "ilkel, geri ve karanlık" bir çağdır!..
Çok afedersiniz;
Hani, "ortalığı bok götürüyor" deriz ya, tam da "Ortaçağ Avrupası"nı anlatır bu söz!..
Çünkü; Ortaçağ Avrupası, o dönemde "pislik" ve "koku"dan geçilmez hâldedir!..
O kadar "pis"tirler ki;
"Yıkanmak zararlıdır ve beyni sulandırır!.. Temizlik günahtır!" diyecek kadar!..
"ORTAÇAĞ'I ÖZLEDİM"
Belki bahsetmekte geciktim... Hem de çok geciktim... Elimde, Fikret Oğuztürk tarafından kaleme alınmış "3 ciltlik" bir kitap var...
Adı: Ortaçağ'ı Özledim...
Şu anda piyasada var mıdır bilmiyorum... Çünkü bendeki, 2. baskısı... Eğer kalmışsa, "P.K. 1177-Gaziantep" adresinden veya Fikret Oğuztürk'ün 0532/391 98 65 no'lu telefonundan isteyebilirsiniz...
Bana göre, "duyurusu iyi yapılamamış" enfes bir "araştırma" kitabı...
Çünkü; içinde hem "Avrupa'nın soykırımları"ndan örnekler var, hem de "karanlık, pislik, ilkellik ve gerilik"lerinden!..
Fikret Oğuztürk'e, geç kalmış "tebrik"lerimi sunuyor ve kitaptan bir bölüm aktarmak istiyorum.
Buyrun, birlikte okuyalım:
MEDENİ BARBARLAR!
"Katil Avrupalı'nın sadece içi değil dışı da 'kirli'dir. Son zamanlara kadar da kirli kalmıştır. Bazı yabancı filmlerde, seyredenler görmüşlerdir.
Kadın veya erkek 'elinde ıslatılmış bir bez'le koltuk altlarını ve boynunu silerek temizlenir veya temizlendiğini zanneder!..
Yine bazı filmlerde, elinde bir bardak su ve diş macunu sürülmüş diş fırçasıyla dişlerini fırçalayan kişi, bardaktaki su ile ağzını çalkalayarak aynı bardağa döker ve bu işlemi tekrar tekrar yapar.
Seyrederken adeta insanın midesi ağzına gelir.
Şu meşhur 'küvet'leri bilirsiniz... Yıkanırken kirlenen suyun içinde temizlenmek!
Bu, Avrupalı'nın ve 'Avrupalılaşanlar'ın temizlik anlayışının en iyi göstergesidir!.
Günümüz Avrupası'nda; bilhassa 'Paris'te 'parfümeri endüstrisi'nin çok gelişmiş olması, Avrupalı'nın asırlardır 'temizliği günah sayışının neticesi' olarak leş gibi kokması ve bu kokuyu örtmek isteyişinin ürünüdür...
Şimdi Avrupalı'nın, yani şu 'medeni barbarlar'ın temizlik anlayışına kendi kaynaklarından biraz göz atalım.
Dr. Cabanes'den yapılan bir tercümede, Fransa'nın ve Fransızların ne derece 'korkunç bir pislik' içinde yüzdüğü şöyle anlatılıyor:
'Ortaçağ sonlarına doğru yalnız evlerde değil, asiller ve zenginlerin saraylarında da hela (tuvalet) yoktu!.. İhtiyaçlarını gidermek isteyenler, altında bir çeşit oturak bulunan iskemlelerine oturarak rahatlarlar; bu iskemleyi de odalarının bir bölmesine gizlerlerdi.'
Bahsi geçen 'oturak'ların pis kokusunun yayılmaması için 'kapaklı birer kutu' içine konulduğu ve yatağın başucunda (kadın ve erkeğe ait) iki adet sağlı sollu konulduğu, zamanla bu kutuların 'yatak odası' takımlarındaki komidin olarak; günümüzde, bizim de evlerimizi şereflendirdiğini acaba biliyor muyduk?..
HELÂSIZ SARAY!
Dr. Cabanes'den alıntılara devam ediyoruz:
'Bununla beraber sıkışanların, ihtiyaçlarını koridorlarda, şurada burada, bir duvar kenarında görmeleri âdet halini almıştı. Düşününüz ki; yalnız Fransa'nın değil, bütün dünyanın en büyük sarayı Versailles (Versay) Sarayı'nın inşa edildiği tarihte helâ yoktu.' (Günümüzde de yoktur.)
'Herkes, istediği yerde ihtiyacını giderdiği için, Paris'te sokaklar, avlular ve hatta parklar, pislik ve kokudan geçilmez haldeydi. Bunu gözönünde bulunduran Kral, 1606 yılında alenen abdest bozanlardan ceza alınmasını emretti.
Suç işlerken yakalananlar, çeyrek altın tutarında ceza ödemeye mahkûm ediliyor, cezayı ödemeyenler ise 24 saat hapsediliyorlardı.
Fakat daha bu kanun çıkarıldığı gün, sarayın ileri gelenlerinden Madame Agre, veliahtı, odasının duvarına karşı ihtiyacını giderirken gördü ve 'Bunu size yakıştıramadım' diyerek, veliahtı çeyrek altın ödemeye mecbur etti.'
O devirden kalan kayıtlara göre, Fransa Kralı'nın yaşadığı sarayın yeryüzünün en pis ve gürültülü saraylarından biri olduğunu anlıyoruz.
Fransa Kralı'nın özel dairesine giden koridor durmadan gidip gelenler yüzünden son derece pis idi. Sanki bir 'saray'a değil de, bir 'ahır'a giriliyormuş gibiydi!.. Saray adamları, içerde işi olanlar, muhafızlar ve daha bir sürü insan, sarayın koridorlarını tahammül edilemez bir yer haline getirmişti.
Bu kadar insanın bir arada bulunduğu yerde hela da olmayınca, ihtiyacı olanların; merdiven altlarını, kapı arkalarını, koridorları, hatta salonların duvarlarını hela olarak kullanmaları gayet tabiî idi!'
Bir iddiaya göre; Fransa Kralı 14. Louis, sabahları avucuna damlatılan şarap hülasasıyla temizlendiğini zannetmiş, katiyen dişlerini yıkamamış, vücudunu ise pek seyrek olarak alkol karıştırılmış suda ve ancak hasta olduğu zamanlarda yıkamıştır!..
Fransa'da ünlü 14. Louis böyle temizlenirken, kralın bu şekilde yıkanabildiği memlekette halk, türlü pisliğin aktığı Sen nehrine girmiş ve o pis suda güya temizlenmiştir!..
TEMİZLİK VE İSLÂM
Bu arada; 'İslâm tarihinde temizliğin kökeni'yle ilgili kısa bir bilgi verelim de, 'kıyaslama imkânı' olsun... Mesela; Hz. İbrahim (as) döneminden bir kesit...
'Hz. İbrahim Aleyhisselam 4 bin yıl önce yaşamıştır. İslâm tarihine göre, Hz. İbrahim (as); ta o dönemlerde bıyığını kırpıp kısaltan, koltuk altı ve etek temizliği yapan, tırnaklarını kesen, misvak kullanarak dişlerini temizleyip ağzını su ile çalkalayan, burnuna su çekerek temizlik yapan, saçlarını tarayan, bacağına don giyen bir insandır.'
Dr. Cabanes'in Fransa'daki pislik mevzuunda yazdıklarını Dr. A.Srayer de itiraf etmiş ve 'İstanbul'da Dokuz Yıl' isimli hatıratında; Müslüman Türk'ün temizliğini şu satırlarla dile getirmiştir:
'Bugün bir Avrupalı, fakir bir Türk köylüsü kadar temizliğe dikkat etmez. Eski Paris'in ne kadar pis bir şehir olduğu herkesçe bilinir. O zamandan beri temizlik yolunda hayli mesafe aldığımızla övünür dururuz amma, Türklerin temizliğine ulaşabilmemiz için daha en az yarım asra ihtiyacımız var.'
Ortaçağ'ın sona erip Yeniçağ'ın çoktan başladığı bir devirde Fransa'da hüküm süren pisliği olanca açıklığıyla anlatan Dr. Cabanes, diğer Avrupa şehirlerinden de şöyle bahseder:
'16. yüzyılda İngiltere'de, temizlik mefhumu Fransa'dakinden pek farklı değildi. Evlerde biriken pislikler, muayyen yerlerde, sırf bu iş için ayrılmış büyük mahzenlere boşaltılırdı!.. Tabiî, mahzenlerin bulunduğu yerlerden çıkan pislik ve kokunun bütün şehrin sağlığını nasıl tehdit ettiğini belirtmeye lüzum yoktur.'
Bu, yalnız Londra'da değil, bizzat Kraliçe 1. Elizabeth'in sarayında da böyleydi. Saraylarda olduğu gibi; halkın toplu halde bulunduğu yerlerde, meselâ 'tiyatro'larda da helâ yoktu.
Bussy-Rabutin, 'hatıralar'ında anlattığına göre, Dame de Sault, Dame de Tremoille ve Ferte Markizi birlikte tiyatroya gitmişlerdi. Fakat az sonra sıkışmışlar ve ihtiyaçlarını oracıkta, bulundukları locanın içinde gidermekte bir mahzur görmemişlerdi.'
KOVA, KLOZET'İN BÜYÜKBABASIDIR!
'Viyana'da ise bazı kimseler ilgi çekici bir 'icat'ta bulunmuşlardı.
Bunlar, ellerinde bir 'kova' ve 'geniş bir pelerin'le geziyorlar ve 'İhtiyacı olanlara kolaylık! Gelin, oturun ve rahatlayın!' diye bağırıyorlardı.
İhtiyacı olan, 'kova'yı yolun kenarına koyuyor, pelerini başından aşağı geçirerek orada işini görüp rahatlıyordu!'
Oturarak tuvaletini yapmak!..
Bu, sizlere bir şeyler hatırlatıyor mu?
Evet; Türkiye'de hızla yayılan klozet.
Bahsi geçen kovalar, 'klozet'in atası' olmuştur.
Bugün Avrupa'da 'bulaşıcı hastalıkları yayan unsur' olarak görülüp hızla vazgeçilen, bizde ise 'Tuvalet kâğıdı tüketimi medeniyetin ölçüsüdür' diyen aydınların(!) revaçta olduğu şu dönemlerde hızla yayılmaktadır!..
Avrupalı, bulaşıcı hastalıkların insan dışkısıyla klozet'e, klozet'ten de (bacaklarla temas ettiği için) insan vücuduna geçtiğini tesbit ederek klozetten vazgeçiyor; biz ise 'klozetlenerek' çağdaşlaşıyoruz!..
YIKANMAK ZARARLI!!!
Ecdadımız gittiği her yerde, bazıları günümüzde dahi ayakta duran ve mimarî tarzıyla hâlâ hayretle seyredilen 'hamam'lar yapmış; kendi 'temiz' olduğu gibi evini, çarşıyı, pazarı, sokağı da temiz tutmuş ve temizliğiyle Avrupalı'yı şaşkına çevirmiştir!..
17. asır sonlarında yurdumuza gelen Grolet adlı bir yazar;
'Türkler, yıkanmada mübalağaya kaçarlar; bu kadar sık yıkanmasalar, muhakkak ki, daha az hasta olurlar!.. Hemen her gün yıkandıkları için de beyinleri sulanmaktadır!..' diyerek pislikten kendi beyninin sulandığını ortaya koyarken; bir İspanyol seyyah da, 'Türkler, biz Hıristiyanların pis olduğunu ileri sürüyor. Halbuki yıkanmak zararlıdır. İspanya'da hayatı boyunca iki defa yıkanmış erkek veya kadın yoktur. Yıkanmanın zararı pek çok kişide görülmüştür. Hele biz Hıristiyanlar, alışık olmadığımız için bize daha zararlıdır' sözü ile İspanya'daki pisliği bizzat itiraf etmiştir!..
İspanya, evet bir zamanlar 'medeniyetin beşiği' İspanya.
Müslümanların yönetiminde 'medeniyetlerin medeniyeti Endülüs medeniyeti'nin yaşadığı yeryüzü parçası İspanya.
Bütün, ama bütün bilim dallarında; Avrupalıların, 'Müslümanlar sayesinde ulaştığı zirveyi borçlu oldukları' ve bu borçlarını 'milyonlarca Müslüman katlederek' ödedikleri İspanya!..
Avrupa'da, 'Engizisyon, işkence ve katliamlar'ın en fazla vahşete sebep olduğu İspanya!..
Keşifler dedikleri katliam seferleriyle milyonları, on milyonları, köle ticaretiyle de en az keşiflerdekinden fazla insanları katleden İspanya!"
..............
Fikret Oğuztürk'ün kitabı, bunun gibi nice "çarpıcı" örnek ve kafa konforlarını bozacak "yorum"larla dolu...
Sonuç olarak, şunu söylemek istiyorum:
Bundan böyle, "Ortaçağ"dan söz edecek olanlar, "karanlık, ilkel, pislik ve gerilik" derken, biraz dikkatli olsunlar!..
Öyle ya; "Çağdaş Batılı dostlarını" gücendirebilirler!.. Evet, "kanlı ve kirli geçmiş"lerine dil uzattıkları için!..
Bizim ise, içimiz rahat!.. Avrupalı, def-i hacetini "saray"ların koridorlarında ve "yatak odalarının içinde" yaparken, bizim "hamam"larımız vardı!..
Haa, "günümüz"de, durum hem değişik hem de biraz karışık!..
Ne zaman ki, "Batı'yı örnek" aldık, durumlar tersine döndü!..
O halde;
"Öz"ümüze dönme zamanı geldi!..
 
Hasan Karakaya 5 Mayıs 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr