|
Kilise nasıl mülk edindi?
Kudüs Ortodoks Patrikhanesi'nin gayrimenkule dayanan servetini nereden elde ettiği sorusuna cevap ararken oraların Hz. İsâ (a.s.)'nın doğduğu ve insanlara davetini ilettiği topraklar olduğu dikkatten kaçırılmamalı. Her ne kadar tarih boyunca İsâ (a.s.)'nın mesajında tahrifler yapılmış olsa da sonuçta Nasraniliğin beşiği orasıdır. Dolayısıyla bu din orada yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu süre içinde Nasranîlerin yani hıristiyanların dinî otoritelerinin de belli miktarda tüzel mülkleri oluşmuştur. Hz. Ömer (r.a.) Kudüs'ü fethettiğinde oranın hıristiyan halkına yazılı eman vermiş, mabetlerine ve mülklerine hiçbir şekilde zarar verilmeyeceğini bildirmiştir. Bu emânın Arapça metni elimizdeki kaynak kitaplarda mevcuttur. Buna göre hıristiyanların fetihten önce elde etmiş oldukları tüm hakları İslâm'ın yüce adaletinin gölgesinde itinayla korunmuştur. Sonraki dönemlerde de İslâm hâkimiyetinde hiçbir zaman icbar ve baskı yoluyla mal varlıklarına el konulmamıştır. Osmanlı'nın son döneminde Kudüs'teki nüfusun üçte birini hıristiyanlar, onların da % 32'sini (tüm şehir nüfusunun % 10'unu) Arap Ortodokslar oluşturuyordu. Onlar şehirdeki hıristiyanlar arasında en kalabalık etnik unsurdu. Bağlı oldukları dinî otorite ise daha önce de ifade ettiğimiz üzere Kudüs Ortodoks Patrikhanesi'ydi. Bütün dini kesimlerde olduğu gibi Ortodokslarda da, malının bir kısmını hayır yolunda harcama geleneği ve bu yolla sevap kazanma arzusu mevcuttur. Dindarların hayır harcamalarının başında kendi dinlerine hizmet için yaptıkları harcamalar gelir. Kudüs Ortodoks Patrikhanesi de cemaatinin işte bu duyarlılığını kendi mal varlığını artırma yolunda değerlendiriyor, onları kiliseye bağışta bulunmaları için teşvik ediyordu. Kudüs'te hıristiyan unsurları kiliseye bağışta bulunmaya yönelten bazı önemli sebepler de vardı. Burada hıristiyan cemaatler arasında Kutsal Mezar Kilisesi ile Hz. İsa (a.s.)'nın gömülü olduğuna inanılan türbe üzerinde kontrolü elde etme veya elde tutma konusunda ateşli mücadele vardı. İşte bu mücadelede her cemaat güce sahip olan kilisenin söz konusu mekânlar üzerinde de kontrolü elde edeceğine inanıyor, bu sebeple kendi otoritelerini daha güçlü hale getirmek için bağışta bulunuyorlardı. Dinî otoriteler de bu yarışı kendi cemaatlerini kiliseye bağışta bulunmaya teşvik amacıyla değerlendiriyorlardı. Bir önemli husus: Kudüs Ortodoks Patrikhanesi'nin mülkleri sadece Filistin ve Kudüs'te yer almıyordu. Romanya ve kuzeyinde önemli miktarda mülkleri vardı. Buralar 1812'de Rusya tarafından işgal edildi ve Kasım 1862'de Kudüs Patrikhanesi'nin buralardaki mülklerine el konuldu. Bu sebeple patrikhanenin gelirlerinde önemli bir azalma oldu. Bu yüzden Filistin'deki Ortodoks cemaati kiliseye bağışta bulunmaları için yoğun bir şekilde teşvik etmeye başladı. Bu teşvik büyük ilgi gördü ve patrikhanenin mal varlığının önemli bir kısmı da o dönemde yapılan bağışlarla oluştu. Kudüs Ortodoks Patrikhanesi'nin bugün Kudüs'te ve Filistin'in genelinde mülkiyeti altında bulundurduğu gayrimenkulleri satın alma yoluyla elde ettiğine dair tarihî kaynaklarda herhangi bir kayda rastlanmamaktadır. Satın alınmış olanlar varsa bile çok fazla bir yekûn teşkil etmez ve muhtemelen onları da kendi cemaatinin mensuplarından almıştır. Burada dikkatten kaçırılmaması gereken bir husus da Osmanlı'nın son döneminde Filistin'deki yerel yöneticilerin tutumlarıdır. Osmanlı'nın merkezi otoritesinin zayıflamasından sonra yerel yönetimler daha rahat ve bağımsız hareket etmeye başlamış, çıkarları için oralardaki güçlü lobilerle işbirliğine açık davranmışlardır. Bu da patrikhanenin maddi gücünü büyütmesinin resmi işlemler cihetini kolaylaştırmıştır. Bu tarihi gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda Kudüs Ortodoks Patrikhanesi'nin mal varlığının, Kudüs'teki Filistinli halk üzerinde tereddütler oluşturmak isteyen, bu konuda zihinlere soru işaretleri sokmaya çalışan kişilerin amaçlarına hizmet edecek bir gerekçe teşkil etmediğini görürüz. Asıl mesele bu mal varlığında değil meşru mücadeleyi kirletmek için çalışanların kirli amaçlarındadır. Aynı şey Filistinlilerin kendi yurtlarını sattıkları ve bu yüzden başlarına işgal belasının geldiği iddiası açısından da söz konusudur. Bu iddiayla ilgili gerçeklerin gözler önüne serilmesinde de "Filistin Hakkında Yanılgılar" adlı kitabımızın fayda sağlayacağını umuyoruz. Müteakip yazımızda inşallah, Kudüs Ortodoks Patrikhanesi'nin kendi içindeki sorunları, işgal yönetimiyle ilişkileri ve bu ilişkilerin mal varlığına yansıması ile ilgili bilgilerle devam edeceğiz.
Ahmet Varol 6 Mayıs 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr |