|
Kılavuzu karga olanın?
AİHM'in, üstelik de "Büyük Daire"sinin kendi ve de yazık ki mahzûn ve de mazlûm ülkemde de, özellikle belli çevreler ve ağzından çıkan lâfı bilmeyen bazı şaşkın Müslümanlar tarafından inatla ve ısrarla kullandığı o çarpık ifadeyle "türban" meselesini "karara bağlamış"(!) olması, yakın tarihimizin en ibret verici hadiselerinden biri olarak gündemi işgal etti. Bu yüzden fakîr de çok önemseyerek ele aldığı ve sürdürmek niyetinde olduğu şu meş'um kavram kargaşası konusuna, ister istemez, ara vermek zorunda kaldı. O tuhaf güruh, yani mazlûm ve mahzûn ülkemizin câhiliyye tâifesi ve de basını AİHM "Büyük Daire"sinin "Türban Kararı"(!)na öylesine sevindi, öylesine sevindi ki, bayram üstüne bayram etti; memleketin kına stokları bir günden ötekine şaşırtıcı bir hızla eridi. Ama fakîre sorarsanız bu karar mahzûn ve de mazlûm ülkemin Mü'min ve de Mü'mine Müslümanları açısından pek hayırlı oldu. Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, azze ve celle, mubârek Kur'ân'da buyuruyor ki: Bismillâhirrahmânirrahîm? Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost/sırdaş edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz [bununla ilgili] işaretleri/âyetleri sizin için [işte böylesine] açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız (3 Âl-i İmrân 118). Rahmetli üstâd Muhammed Esed bu mubârek âyet-i kerimeyi tefsîr ederken rahmetli üstâd, büyük müfessir Taberî'den şu görüşü aktarıyor: Ayetin siyâkı ve sibâkı, "sizden olmayan kişiler" ile sadece, sözleri ve davranışlarıyla İslâm'a ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarını belli eden kişilerin kasdedildiğini göstermektedir ve devam ediyor: Onların hayat görüşü, Müslümanlarınkine öylesine temelden karşıdır ki aralarında gerçek bir dostluk sözkonusu olamaz! Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, azze ve celle, uyarmaya devam ediyor: Bismillâhirrahmânirrahîm? Siz onları sev[meye haz]ırsınız, ama onlar, bütün vahiylere inansanız bile sizi sevmeyecekler. Ve sizinle karşılaştıklarında, "Biz [sizin inandığınız gibi] inanıyoruz!" derler: Ama kendi başlarına kalınca size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizle kahrolun! Unutmayın, Allah [insanların] kalplerinde ne varsa hepsini bilir!". Eğer bir iyilikle karşılaşırsanız bu onları üzer; ve başınıza bir kötülük gelince de memnun olurlar. Ama eğer zorluklara karşı sabreder ve Allah'a karşı sorumluluklarınızın bilincinde olursanız, onların hileleri size hiçbir zarar veremez. Zira Allah, onların tüm yaptıklarını [Kudretiyle] kuşatır (3 Âl-i İmrân 119-120). Ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, azze ve celle, uyarmaya devam ediyor: Bismillâhirrahmânirrahîm? Müminleri bırakıp Hakikati inkâr edenleri müttefik edinmeyi tercih edenlere gelince, onlarla şeref/izzet kazanacaklarını mı umuyorlar? Unutmayın ki asıl şeref/izzet [yalnız] Allah'a aittir (4 Nisâ' 139). Yetmez mi? Siz bütün bu İlâhî Emir ve Uyarıları hiç dikkate almayacaksınız, sizin Mü'min ve de Mü'mine bir Müslüman olarak Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'ın, celle celâluhu, dîni olan İslâm'ı bütün kurallarına eksiksiz uyarak yaşama hâlis niyet ve de cehdinizi, kendi kafalarına göre koydukları/uydurdukları birtakım bâtıl kuralları dayatmak suretiyle engellemeye, hayatınızı zehir etmeye, önünüzü kesmeye kalkan o tuhaf ve bedbaht güruhun önde gelenleriyle, mubârek Kur'ân'ı ve muazzez Peygamberimizin (s.a.v.) Sünnet-i Seniyyelerini yegâne şaşmaz Hak rehber edinerek, izzetli bir şekilde mücâdele etmek yerine, hayat ve dünya görüşleri, dolayısıyla da yaşama tarzları Müslümanlarınkine taban tabana zıt olan insanların teşkil ettiği bir mahkemeye başvurup onların adaletine/himmetine sığınacaksınız, öyle mi? İşte başınıza gelecek şey budur! Aklınızı, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'ın, celle celâluhu, İlâhî Rehberliğine teslîm ederek kullanmazsanız, O da, azze ve celle, üzerinize işte böyle pislik, yani rahmetli üstâd Muhammed Esed'in tefsîr ediş şekliyle, aşağılanma/rezîl rüsvây olma yağdırır. Hem de öylesine yağdırır ki "türban"ınız bile sizi ondan koruyamaz! AİHM Büyük Dairesi'nde ahkâm kesen Hak ve Hakikat inkârcısı bedbahtların verdikleri o meş'um kararın gerekçelerinden biri olarak yer alan: "Öncelik dinin değil, devletin kurallarınındır!" herzesini pervâsızca ve hayâsızca savurmalarına vesîle olmanız da cabası! Kalkın bakalım altından nasıl kalkacaksınız! Aklınızı başınıza toplayın! Hem de bir an önce! Kılavuzunuzu doğru seçin! Mubârek Kur'ân'a gidin, "ekspres" hatimler indirmek yerine, onu dikkatle, anlamaya ve giderek içselleştirmeye çalışarak, bunu en büyük cihâd bilerek okuyun! Çözüm orada, mubârek Ra'd Sûresi'nin onbirinci âyet-i kerimesiyle, mubârek Enfâl Sûresi'nin elliüçüncü âyet-i kerimesinde! O ne idüğü belirsiz, meş'um AİHM'e yüz sürmek için isrâf ettiğiniz zamanın yalnızca onda birini bu mubârek âyet-i kerimelerin hikmetini anlamaya çalışmak ve hayata geçirmek yolunda bi-hakkın değerlendirseydiniz, yalnızca İslâmî tesettür meselesi değil, Mü'min ve Mü'mine Müslümanlar olarak mazlûm ve mahzûn ülkemizde yaşadığımız/maruz bırakıldığımız diğer bütün sıkıntılar belki de çoktan çözülmüş/giderilmiş olurdu, Allahu 'alem! Benim mü'min ve mü'mine kardeşlerim!. Ne olur, müteyakkız olun artık ve hep müteyakkız kalın! |
|
Münib Engin Noyan 14 Kasım 2005 Vakit |