|
Kendini beğendirme
Müslümanlığı
Bir insan eğer samimi bir şekilde Müslümanlığı benimsemişse onun için gaye her zaman Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Başkaları tarafından beğenilme, saygı görme ve takdir edilme arzusu insanın tabiatına, fıtratına yerleştirilmiş bir duygudur. Doğru bir şekilde değerlendirildiği zaman bu duygu da insanın yararınadır. Ama kendini beğendirme, başkaları tarafından beğenilme arzusu hiçbir zaman Allah'ın hoşnutluğu arzusunun önüne geçemez. Eğer öyle olursa insan dini yaşantısında ve inancında Allah'ın hoşuna gitmeyecek birtakım kırpmalar yapmayı normal karşılayabilir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira etmen için seni fitneye düşürecek ve o zaman seni dost edineceklerdi. Andolsun, eğer seni kararlı kılmasaydık, az da olsa onlara meyledecektin. O durumda mutlaka sana hayatın da ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın." (İsra, 17/73-75) Bu âyetlerin sebeb-i nüzûlüyle ilgili olarak şöyle bir rivayet nakledilmiştir: İbnu Merdeviye ve İbnu Ebi Hatim'in Abdullah bin Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre başlarında Umeyye bin Halef ve Ebu Cehil olmak üzere Kureyş müşriklerinden bazı kimseler Resulullah (a.s.)'a gelerek: "Ey Muhammed! Gel sen bizim ilâhlarımıza el sür biz de senin dinine girelim" dediler. Resulullah (a.s.) onların Müslüman olmalarını çok istiyordu. Bu teklifleri karşısında onlara biraz yumuşak davrandı. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bu ayetlerin iniş sebebi hakkında daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak bu rivayetlerin her birinde müşriklerin Resulullah (a.s.)'a kendilerine bazı imtiyazlar tanıması ve din konusunda bazı tavizler vermesi yolundaki teklifleriyle ilgili farklı gelişmelerden söz edilmektedir. Dikkat edilirse olayda Resulullah (s.a.s.)'tan inancından dönmesi istenmiyor. Bazı ufak tefek tavizler vererek onun kendilerine yanaşması talep ediliyor. Peygamber (s.a.s.) de kendi nefsi için bir şey istemiyor, ama onların dine girmelerini de çok istiyor. Bu yüzden kendine "acaba nasıl olur" sorusunu soruyor. Yüce Allah derhal hükmünü bildiriyor ve en ufak bir kaymaya dahi izin vermiyor. Son zamanlarda yaşanan olaylar sebebiyle Müslümanlara sataşılmasının, bir "kendini beğendirme Müslümanlığı" dalgasının ortaya çıkmasına yol açtığını müşahede ediyoruz. Bu "kendini beğendirme" hastalığı bazılarını ciddi birtakım kırpmalara da götürebiliyor. Oysa bizim için önemli olan Allah katında geçerli inanç ve yaşayış tarzıdır. ABD veya İngiliz emperyalizminin kabul edeceği, onaylayacağı yaşayış tarzı değil. Avrupa'da yaşayan Müslümanların yoğun bir kuşatma ve saldırı ile karşı karşıya olmaları sebebiyle bir karşı kültürel atağa geçmeleri normaldir. Ama bu atağın amacı kesinlikle inançtan ve dinin pratiğe yansıyan yönünden kırpmalar yapmak değil, hak ile batılın birbirine karıştırılmasından doğan olumsuz sonuçları gidermek ve Müslümanların doğru bir şekilde tanınmalarını sağlamak olmalıdır. Bizim kabul ve redlerimizin hâkim güçlerinkiyle aynı olması gerekmez. Zaten Müslümanlığımızın farkı buradadır. Eğer ki kabul ve redlerimizi hâkim güçlerin kabul ve redlerine göre şekillendirmeye kalkışırsak Allah'ı bırakıp o güçleri ilâh edinmiş oluruz. Hakkı batıldan ayırma, hakkı alıp batılı bırakma duyarlılığımızı kaybederek suyun akışına kendini kaptırmış yığınlar haline geliriz. Zaten imânî bilgi ve bilinçten yoksun bırakılanların bu hale getirilmesi için yıllardan beridir çaba sarf ediliyor. Bugün yeniden bilinçlenme dalgasının bayağı etkili olduğu bir dönemde eğer ki emperyalist güçlerin yeni kavram kuşatmasının etkisinde kalarak Müslümanlığımızı onların çizdiği sınırların içinde tutma ihtiyacı duyarsak öze dönüş hareketimiz de güdük kalacaktır. Ayrıca şunu da ifade edelim ki doğrularımızı İslâm adına yapılanlarda değil, İslâm'da aramak zorundayız. İslâm adına yapılan her şeyi savunmak mecburiyetinde değiliz. Birilerinin İslâm adına yanlış yapmaları sebebiyle hemen savunma konumuna geçmemiz gerekmediği gibi, "bizim o işlerle ilgimiz yok, bizi yanlış anlamayın" diye birilerine kendimizi kabul ettirme kompleksine girmemize de gerek yok. Böyle bir komplekse girmek korku ve telaşın bir yansımasıdır. Telaşlanmak bir yarar sağlamaz. Birileri yaşananları İslâm düşmanlığına dönüştürmek istiyorlarsa bizim telaşa kapılmamız onların niyetlerini değiştirmez, aksine daha da cüretlenmelerine yol açar.
Ahmet Varol 1 Ağustos 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr |