İslâm coğrafyasında Samirîlerin türemesi(2)

Musa'sızlık, Samirîliğe davetiyedir. Firavunlaşanların karşısında tevhidî bir duruş sergilemeyen âlimler, Samirî'nin konumuna düşerler. Müslümanlıklarını keyfî, küfrî ve cebrî güçlerin iradesi ve icazetiyle mukayyed gören âlimlerin söylem ve eylemleri, kurum ve kuruluşları, Samirî'nin misyonundan sayılır. Çünkü Müslümanlıklarını keyfî, küfrî ve cebrî güçlerin iradesi ve icazetiyle mukayyed gören âlimler, firavunlaşanların arzusunu yerine getirenlerdir. Allahû Teâla buyuruyor:
"Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz?" (A'raf Suresi/ 123)
İmanlarını, İslâmî yaşantılarını firavunî düzenlere onaylatanlar, firavunî düzenin avanelerinden sayılırlar. Şunu bilelim ki; kendilerini hak ve hukuk ile mukayyed görmeyenlerin müsaadesine ve müsamahasına sunulmuş dindarlıklar, Allahû Teâla'ya karşı firavunlar adına sergilenen kindarlıklardır. Bir ülkede dindarlık ile kindarlık birbirine karışmışsa, sahneye Samirîler çıkmış demektir. Samirîler, her dönem ve devrede tebdilin, tahrifin, tağyirin, örtülü riddetin sembol temsilcileridir.
Firavunlar çoğu zaman Müslüman kitleler üzerindeki güçlerini kendilerine bağlı kalan Samirî'lerden, Bel'am'lardan alırlar. Altını çizerek diyoruz ki; İslâm topraklarında Allah'ın dini adına keyfî, küfrî ve cebrî güçlerin işlerini kolaylaştıranlar, bila şekü şüphe Samirî'ler ve Belâm'lardır.
İslâm coğrafyasında asrın Firavun'u Amerika ve avaneleri tarafından gerçekleştirilen katliamları meşru göstermeye çalışan hocaların, şeyhlerin, mollaların fetvaları, Kur'an'dan, dinden bahseden profesörlerin teorileri, Musa (as) ile çarpışan Firavun'u doğrulamayı amaçlayan büyücülerin değnek ve iplerinden, Samirî'nin buzağısından, ilmini kötüye kullanan Bel'am'ın Musa (as) için yaptığı beduasından farklı değildir.
Hevâlarını ilah edinip kendi keyflerine uygun bir siyasi rejim kurmaya çalışanların icraatlarını Allah'ın dinine onaylatma girişiminde bulunanların Samirî'den her hangi bir farkları yoktur.
Firavunî düzenlerde Samirîlik, başlı başına bir misyondur. Samirîlik; dinde ve siyasette fesad çıkarmaktır. Tabiî ki, fesad zamana ve şartlara göre muhtelif şekillerde ortaya çıkabilir. Günümüzde İslâm topraklarında fitneyi körüklemek ve gayr-i meşru savaşa sebeb olmak için uğraşan fesadçılar hem dinde ve hem de siyasette fesad çıkarmışlardır.
İslâm topraklarını istilâ eden müstevlilere karşı direnişe geçen Müslümanları ehl-i fitne olarak nitelendirip tahkir eden, bunun yanında müstevlilerin vahşetlerini hoşgörü adı altında kamufle etmeye çalışan ilim sahibi kişi ve kimseler, bu ümmetin bağrından çıkmış Samirîlerdir. Dinlerini, namuslarını ve topraklarını savunan mücahid mü'minleri müstevli terörist Yahudi ve Hıristiyanlardan daha tehlikeli görüp hakarette bulunanlar, batılın hakk'a galebe çalışmasını arzu edenlerdir. İşte bunlar hakiki manada Samirîlik misyonunu ihya edenlerdir.
İslâmî bir geçmiş ve mücadele geleneğinden gelerek tağutların, firavunların, emperyal güçlerin iradesine ve icazetine bağlanmış bir dindarlığa Müslümanları razı etmeye çalışan sosyal ve siyasal iktidarlar, Samirîlik misyonuna hizmet edenlerdir. Çünkü Allah'ın dinini egemen zorbaların arzusuna göre tahrif ve tebdil teşebbüsü, Samirîliğin ölçüsüdür. Zorba iktidarların, müstevli güçlerin gerisinde ve emrinde yürüyenlerin Allah'ın dini adına ürettikleri planlar, projeler, fetvalar, Samirî'nin icraatlarından sayılırlar.
İlimlerini, halk üzerindeki itibarlarını, İslâm topraklarını istila etmiş bulunan ve her gün İslâm ümmetinin Müslüman evladlarının kanını akıtan terörist Yahudi ve Hıristiyanların istilâlarını muhkemleştirmek için kullananlar, Müslüman halkın vicdanı ve aklını değil, firavunların vicdan ve aklını taşıyanlardır. Mal, evlad, ilim, rütbe, makam cihetinde nail olup sahip oldukları nimetlerin şükrünü eda etmek yerine, sahip olmadıkları nimetlere, imkânlara nail olmak için firavunlara dalkavukluk edenler, Samirî'nin izinde yürüyenlerdir.
İslâm topraklarında âlimler, Musa (as) ile Firavun'un Çarpışması'nı gündemlerine almadıkları, o çarpışmadan kendilerine dersler çıkarmadıkları, Musa (as) gibi kendi çağlarındaki firavunlarla hesaplaşmadıkları müddetçe Samirîler türemeye devam edecektir.
Âlimlerinin ve idarecilerinin zalimlerle uyum içinde yaşamalarına, tağutlarla, firavunlarla uzlaşmalarına karşı sessiz ve tepkisiz kalan Müslümanlar, âlimlerinin, idarecilerinin Samirîleşmelerine katkıda bulunmaktan başka bir şey yapmış olmazlar. Altını çizerek diyoruz ki; çağdaş firavunlar karşısında Musa (as)'ın geride bıraktığı mücadele mirasına sahip çıkmayan âlimler, Samirîleşmekten kurtulamazlar. Tabiî ki, böyle Samirîleşen âlimlere cemaat olanlar, firavunların avanelerini çoğaltanlardır. Bu, böyle biline!..
 
Mustafa Çelik 27 Nisan 2005 Vakit
mcelik@vakit.com.tr