Irak'taki felaket

Hatırlanacağı üzere ABD Genelkurmay Başkanı Myers, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, Amerika'nın Irak'ta el-Kaide karşısında yenilmesi durumunda Türkiye dâhil tüm bölge ülkelerinin istikrarsızlığa sürükleneceğini ileri sürdü. Burada Türkiye'ye üstü kapalı bir tehdit ve bu ülkenin Irak bataklığına çekilmesi için bir çağrı yöneltilmiş oluyordu. Ancak aynı zamanda Irak'a işgal kuvvetlerinin girdiği tarihten bu yana ilk kez bir ABD'li devlet yetkilisi, işgalci saldırganların, vatan savunması içindeki direnişçiler karşısında yenilmesi ihtimalinden söz ediyordu. Bu açıdan da açıklama önemli bir itiraf niteliği taşıyordu. Karşısındaki direnişçileri "el-Kaide" dairesinde toplayarak genelleme yaptı. Çünkü bu oluşumu yıpratmak ve dünya toplumlarında o isim aleyhine kamuoyu oluşturmak için büyük yatırımlar yapmıştı. Bugün Irak direnişini yıpratmak amacıyla da o yatırımından istifade etmeye çalışıyor. Gerçekte ise direnişin içinde her ne kadar el-Kaide'yle bağlantılı gruplar olsa da onlar Irak'taki direniş cephesinin tamamını oluşturmuyor. Hatta yurtlarını işgal kirinden temizlemek amacıyla mücadele veren yerel direniş grupları daha büyük bir oranı oluşturmaktadır.
Eski bir senatör de, ABD'nin bu saatten sonra Türkiye'yle işbirliği yapmaması durumunda Irak'ta başarılı olmasının mümkün olamayacağını iddia etti. Türkiye medyasına pek yansımayan bu açıklama da aynı türdendi. Yani hem bir itiraf hem de Türkiye'yi bataklığa çekme çabası.
Aynı türden bir önemli açıklamayı da The Nixon Center'in ileri gelenlerinden Zeyno Baran'ın yaptığını biliyorsunuz.
Amerikan emperyalizmi Irak'ta artık yenilgiye doğru sürüklendiğini biraz daha net görüyor ve şimdiye kadar itiraf etmediği bu gerçeği, şimdi başkalarını da bataklığın içine çekme amacıyla itiraf etme gereği duyuyor. Çünkü kazığını sağlam çakmadan Irak'tan çekilmek istemiyor. Çekilmesi durumunda bölgede radikal İslâmcıların iktidara gelerek hilafeti geri getireceklerini söylüyor. Bu iddiasını da güya "demokratikleştirmek" istediği sistemler için şantaj aracı olarak kullanmaya çalışıyor.
Bush da Irak'taki anayasa tartışmalarının yeni bir şiddet dalgasına sebep olacağını ileri sürdü. Bu iddia, kamuoyunu psikolojik yönden bir şeylere hazırlama çabası gibiydi. Bu iddianın üzerinden bir gün geçmeden Amerikan uçakları Irak'ın batısındaki Kaim kasabasını vurdu ve en az elli kişiyi öldürdüler. Yani şiddet dalgasını başlatanlar işgalciler oldu.
Belli ki işgalciler, kendilerinin yenilmeleri, direnişçilerin kazanması ihtimaline karşı yeni bir atağa geçme çabası içindeydiler. Ama bu atak sadece hava saldırılarıyla olacak bir şey değildi. Onlar için en önemlisi Şiî-Sünni fitnesini daha da ateşleyerek direnişçilerin gücünü bizzat Irak'ın iç potansiyelini kullanarak kırmaktı.
İşte bütün bu gelişmelerin ardından oldukça ilginç bir sebepten kaynaklanan büyük bir felaket gerçekleşti. Şiî cemaate mensup bir kalabalığın Dicle ırmağının üstündeki köprüde bulunduğu sırada birileri ani telaşlanmaya ve izdihama sebep olacak iddiada, kalabalığın arasında intihar bombacısı olduğu iddiasında bulundu ve insanlar ya birbirini ezerek ya da ırmağa dökülerek öldüler. Olayla ilgili daha hiçbir bilgi ve belge yokken kukla hükümetin İçişleri bakanı, söz konusu iddiayla izdihama yol açan kişinin bir terörist olduğunu söyledi ve ardından direnişçilere yüklendi. Amerikan emperyalizmine hizmet eden kukla hükümetin "terörist" kavramını işgalci saldırganlarla aynı doğrultuda ve aynı amaç için kullandığı biliniyor. Bakan sanki o olayın yol açtığı hiddeti ve psikolojik havayı fitne ateşine doğru yönlendirerek, işgalcilerin amaçlarına hizmet etme gayreti içinde gibiydi.
İzdihama sebep olan kişinin işgalcilere hizmet eden bir ajan olmadığını kimse söyleyemez. ABD işgalcilerinin bu tür kalabalıkları gördüklerinde Müslümanları toptan yok etme iştahlarının kabardığı, gerek Afganistan ve gerekse Irak işgalinde yaşanan önemli olaylardan biliniyor.
Amerikalı bir pilotun Müslümanların üzerine roket fırlattığında gol atmış futbolcu zevki aldığına dair sözleri hafızalarda. Afganistan'da 2002'de bir düğün evinin vurularak büyük kalabalığın katledilmesi söz konusu iştah kabarmasına bir örnektir. Nisan 2004'te Felluce'de bir camiye sığınan kalabalığın vurulması da aynı kategoriye giren örneklerdendir. Ayetullah Muhammed Bakır el-Hakim'in ve cemaatinden birçok kişinin şehit edildiği Necef katliamı da henüz üstündeki sis dalgası dağıtılmamış bir örnek. Örnekleri bayağı artırmak mümkün.

Ahmet Varol 02/09/2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr